Etiket arşivi: twitter

Online Pazarlamayı Basitleştirmenin 3 Kısa Yolu

Teknoloji son zamanlarda karşımıza büyülü ve hayran kalacağımız seçenekler sunuyor ve bir o kadar da kafamızı karıştırırak karar vermemizi zorlaştırıyor. Herkes Facebook’a takılı kalırken ortaya Instagram ve Pinterest gibi harika sitelerin çıkacağını kim bilebilirdi ki!

Sosyal mecraların artmasıyla da doğal olarak ortaya reklam verilecek çok seçenek çıktı ve bu noktada dijital medya’ya aşinar olmayan pazarlamacıların kafaları iyiden iyiye karıştı. Şu anda özellikle Türkiye için konuşuyorum, bırakın dijitale reklam vermeyi; pazarlamacılar twitter’ın ne işe yaradığınız tartıştığımız bir ortamdayız. Artık Twitter mı kaldı diyorum; çünkü çok daha fazla alternatif ortaya çıktı ve Facebook, Twitter sosyal medya’nın dinazorları oldu diyebiliriz.

Basitlik günümüzde çok önemli hale geldi; çünkü tüketiciler çok fazla bilgiyle karşı karşıyalar ve bu faktörü mutlaka dikkate almak gerekiyor. Bu durumda basitlik kavramı tüketiciler ve üreticiler için çok önemli hale geldi. Aynı şekilde Apple ve Google gibi sektörün devleri için de gündemde olan bir kavram. Steve Jobs 1997’de Apple’in yönetimine geri döndüğü zaman ilk yaptığı şey neydi? Basitlik! Steve Jobs neredeyse Apple’da her şeyi basitleştirdi. Üretim bandı ve aksesuarlarını ve Apple’ın bütün iş yapış biçimini basitleştirdi… Sonuç ne diye sormayın lütfen;) çünkü sonucu görmek için telekomikasyon devi Nokia’nın ne hale geldiğini ve Apple’ın da bu yüzyıla nasıl damgasını vurduğunu görebiliriz.

Aynı şey Google için de geçerli. Arama motoru lideri Google’da aynı basitliklerle hareket etti. Google hızlı bir şekilde rüzgar enerjisine geçti ve kendi kendine hareket eden araçlara yatırım yaptı. Bunların yanında herkes çok iyi hatırlar diye düşünüyorum. İlk google sayfamızı gördüğümüzde ne düşünmüştük? Ben sadece bu ne hiçbir şey yok sayfada dediğimi hatırlıyorum:) Peki sonra ne oldu? Herkes bu basitliğe alıştı ve google’ın şimdiki halini artık anlatmama gerek var mı? Google bütün iş-yapış biçiminde, kendilerinin oluşturduğu basitlik kuramına göre hareket ediyor. Aramalarda basitlik ve sadelik var, aynı şekilde adwords ve adsense’de de aynı şekilde basitlik ve sadelik var. Bundan dolayı google çok başarılı oldu!

Bu firmalarda ders almayı bilmeliyiz! Sizde online veya diğer reklam kampanyalarında, eğer paranızın boşa gitmesini istemiyorsanız, basitlik ve etki kurallarını dikkate almalısınız.  Şimdi aşağıda birkaç maddeyle pazarlamanızı nasıl basitleştirebilirsiniz inceleyelim:

1) Tükeciyi Sürücü Koltuğuna Oturtun

Tüketicinin tercih edeceği, kontrol edeceği, ilgili olduğu ve deneyimlerine seslenen kampanyalar oluşturun. Tüketicinin gördüğü zaman ilgi duyduğu, tıklayacağı ve eğer bir online reklamsa o siteye yönlendirecek etkiye sahip basitlikte olacak kampanyalar hazırlamalısınız. Ayrıca tüketici artık çok sabırsız, bundan dolayı tüketicinin hızlı ulaşacağı ve çabuk kontrol edeceği içeriklerin oluşturulması gerekiyor. Gerçek zamanlı ilgi üzerinde yoğunlaşmalısınız. Gerçek zamanlı ilgi ne demek derseniz bence açıklaması : Tüketici kışın t-shirt reklamları görmek yerine mont ve kazak reklamları görmekten daha çok etkilenir ve ilgisi bu yöndedir. O anda tüketiciyi yakalayıp satışı gerçekleştirmek gerekir ve bunu yaparken de tüketicinin kafasını karıştırmayın, kazak almak istiyorsa t-shirt önermeyin bu basitliği bozar.

2) İçerik Pazarlamasına Yönelin

Birkaç gün önce yazdığım yazıda “online reklamlar boşa harcanan para mı” bu linke tıklayarak okuyabilirsiniz, banner körlüğü denen bir şey oluştuğundan ve sağda solda çıkan bannerların artık bir işe yaramadığından; hatta kimsenin bu bannerlara tıklamadığından bahsetmiştim. Şimdi devir içerik pazarlaması devri. Tabiki içerik pazarlaması da çok kolay değil ve iyi yönetilmesi gerekiyor. Tüketicinin gözüne soka soka da içerik pazarlaması yapmayın. İnce dokunuşlarla bunu yapmak lazım ve ilgili insanlara bu şekilde ulaşmanız basitlik kuralına göre çok önemli.

Red Bull içerik pazarlamasını harika yapan firmalardan bir tanesi. İçerik pazarlamasını gerçekleştirirken eğlendirici, bilgilendirici ve tüketicinin ilgi duyduğu noktalara yönelmelisiniz. Red Bull işte bunu yapıyor. En önemli spor etkinliklerine sponsor oluyor, insanların hayretle izlediği yüksekten atlayışları gerçekleştiriyor. Hatırlarsınız kanatları olan ve uçan ilk adam Red Bull yarışçısıydı:) İşi eğlenceli boyuta taşıdığı zaman insanlar ilgi duyuyor ve Red Bull’un yaptığı gibi amacını aşan kampanyaya dönüşüyor:)

3) Stratejinizi Basitleştirin

Evet bu çok önemli, baştan beri basitlik, basitlik, basitlik diye bağırıyoruz:) iPhone’da farklı kampanya, iPad’de farklı kampanya ve görseller, Tv’de farklı, web sitesinde farklı, yani her yerde farklı telden çalana içerik, renkler, görseller ve grafiksel öğeler kullanmayın. Her yerde aynı görsel, aynı renk ve aynı tarzda metinleri kullanın ki insanların kafası karışmasın! Mesajlarınızı basitleştirin, ne söylemek istiyorsanız onu söyleyin ve insanları sıkmayın. Lütfen artık devir değişiyor, sıkıcı içeriklerden kurtulun ve insanlara hiçbir şey bilmiyorsunuz tavırlarından vazgeçin!!!

Özetlemek gerekirse artık maymun gözünü açtı. Tüketici araştırıyor ve çabuk öğreniyor, inanın siz/biz pazarlamacılardan daha çok şeyi biliyorlar ve artık sizin öne sürdüğünüz işte son ürünler kaçırmayın gibisinden reklamlara kanmıyorlar. Artık hiçbir şey kaçmıyor, hatta kaçırırsam üzülmem çünkü iPhone 4s almazsam, iPhone 5’i alırım diye düşünüyorlar:) Bu yüzden ne yapıyoruz? Her şeyi basitleştiriyoruz ve tüketicilere değer veriyoruz ve onların kendilerini mutlu ve önemli olmalarını sağlıyoruz. Bunun sonucunda da satışlarınızı artırıyorsunuz ve marka değeriniz artıyor, aynı Apple ve Google’ın yaptığı gibi.

http://yaviga.com/2012/08/21/online-pazarlamayi-basitlestirmenin-3-yolu/

Soner Görpeli yazdı.

Reklamlar

Online Reklamlar Boşa Harcanan Para mı?

İnternetin hızlanması ve buna paralel mobil cihazlar ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte sosyal mecraların da bu gelişime katılmasıyla birlikte dijital devrim dediğimiz süreç gerçekleşti. Avrupada ve Amerika’da dijital devrim süreci daha özümsenerek gerçekleşti; fakat Türkiye ve benzer ülkelerde bu süreç neredeyse tepeden inme gerçekleşti. Neden mi?

Daha birkaç yıla kadar kim twitter’dan haberdardı? Ya da insanlar haber sitelerinden veya çöpçatanlık sitelerinin dışında hangi sosyal mecraları biliyordu? Ben sayının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Instagram, Pinterest ve LinkedIn’i kim biliyordu? Bu konuda ısrar ediyorum,  şu anda sokağa çıkın ve sorun, belirli bir eğitim seviyesine sahip insanların dışında bu siteleri bilen insan çok azdır. Tv reklamlarında, haberlerde ve dergilerde karşılarına sürekli çıkan sosyal mecralar facebook, twitter ve google + ‘ın dışında diğer sosyal mecraların çok bilindiğini düşünmüyorum.

Peki çoğunluk dijital medyadan haberdar değilse online reklamlar kampanyanız için ne kadar etkili olacak? Şirketinize göre veya satacağınız ürüne göre hedefleyeceğiniz kitle dijital medya’da reklamınızı görebilecek mi? Örnek olarak facebook reklamlarını örnek alalım. Ben 5-6 yıllık facebook serüvenimde hatırladığım 1 tane bile facebook reklamı yok. Gözlerimi kapatıyorum ve dijital mecrada hangi reklamı ya da banner’ı hatırlıyorum diye ( Hatırladığım birkaç reklam var  ama bunlar banner değil ), size açık bir şekilde itiraf ediyorum aklıma hiçbir reklam veya marka gelmedi:) o zaman pazarlamacılar dijitale para yatırırken ne kadar etkili olacak dikkat etmeli öyle değil mi?

Peki banner’ı nasıl bilirdiniz derseniz, hiç iyi bilmiyorum derim; çünkü banner gördüğüm zaman kaçıyorum ve banner’a alternatif siteye giderken 10sn sonra yönlendirileceksiniz gibi reklamlar çıkıyor ve aynı şekilde gözlerimi kapatıyorum:))) ve o kadar hızlı bir şekilde atla’ya basıyorum ki o reklamı görmem mümkün bile değil.

Özetlemem gerekirse banner ve diğer dijital reklamlara tıklamıyorum ve aklımda kalmıyor. Diğer yaratıcı reklamları da sadece izliyor ve gülüyorum. Örnek olarak viral yapılan kampanyalar ve video reklamlara şamata olsun diye bakıyorum:) Örnek olarak Pepsi’nin yaptığı basket oynayan Uncle Drew çok güzel bir reklam çekmişler hoşuma gitti; fakat bu reklamı izledim diye pepsi içmiyorum ve izleyen hiçbir arkadaşım da pepsi içmiyor?? İşte bu noktada pazarlamacıların çuvaldızı kendilerine batırmaları gerekiyor ve boşuna para harcamamaları gerekiyor. Peki dijital reklamlar başarılı olmuyorsa en etkili yöntem nedir diye soracaksınız! Yani ne yapalım online reklam vermeyelim mi derseniz ben verin ama nasıl reklam kampanyası oluşturacağınızı iyi planlayın derim. Geleceğin trendi içerik pazarlamasıdır. Biraz içerik pazarlamasını bilmeyenler için özetleyelim.

İyi içerikler oluşturan siteler ve basılı yayınlar aracılığıyla ürünü tanıtmak diye özetleyebiliriz. Örnek olarak iphone 5 incelemesini video ile yapan bir site aslında iphone 5’in pazarlamasını yapmaktadır; fakat bu pazarlamayı iphone 5’i satın alın diye güzünüze sokmuyorlar, özelliklerini ve sizin için faydalı olacak yönlerini gerçek ve dürüst bir incelemeyle anlatarak sizi güdülüyorlar ve siz de ikna olursanız satın alma gerçekleşiyor.

Şimdi size bir soru sormak istiyorum lütfen yorum bırakarak bu soruya cevap verir misiniz, bir ürün satın alırken ne yapıyorsunuz? Hemen gazete almaya koşup ilanları mı inceliyorsunuz; yoksa google’da arama yapıp ürünle ilgili siteleri gezip özellikleri inceleyip yorumları mı okuyorsunuz. Bence 2. seçeneği yapıyorsunuz; çünkü bende bu yöntemi tercih ediyorum:)) İçerik pazarlaması işte bu demek!

Bu örnekle ne demek istediğimi daha iyi anlattığımı düşünüyorum ve yazıyı okuduğunuz için tşk ederim, aşağıda içerik pazarlaması için iyi hazırlanmış örnek siteleri bulabilirsiniz.

BeingGirl.com, Man Of The House , Home Made SimpleGeneral MillsTablespoon.com , KraftRecipes.com. Responsibility Project , Allstate blog.

Soner Görpeli tarafından yazılmıştır

Sosyal Medya Kitlesel Haber Sitelerine Darbe Vurabilir Mi?

Başlığı görünce ne düşündüğünüzü çok merak ediyorum. Bende konuyla ilgili yazmaya karar verdiğimde çok ağır bir başlık mı yazdım diye düşündüm; fakat network bazlı bilgi veren siteleri biraz araştırdıktan sonra bu başlığı yazmaya karar verdim.

Şimdi aşağıdaki resmi incelemenizi rica ediyorum :

Şimdi de başka bir resim profesyonel iş sitesi olan linkedin haberler verdiği siteyi incelemenizi rica ediyorum :

İki siteyi de incelediniz, bırakın tahmin ediyim : ” LinkedIn daha düzenli görünüyor öyle değil mi.” Evet LinkedIn daha düzenli görünüyor; fakat fark edilmesi gereken başka detaylar da var. Şimdi başlığa tekrar dönelim, ben sosyal medya’nın kurumsal haber sitelerine darbe vuracağını düşünüyorum nedeni ne derseniz, kısa bir açıklama yapmakta fayda var:

Sosyal medya’nın bu kadar popüler olmadığı zamanlarda gazeteler vardı, tabiki burada baskılı gazetelerden bahsediyorum, mürekkep kokan ve elinizi genelde siyaha boyayan:) Aslında gazeteler şimdi de var; fakat aynı şekilde ileriki dönemlerde hem gazetelerin; hem de kurumsal/ticari haber sitelerinin sosyal medyanın etkisiyle çok ciddi darbe alacaklarını düşünüyorum. Gazete yöneticileri, internetin baskılı gazetelere ve dergilere darbe vuracağını gördüklerinden vakit kaybetmeden internet haber sitelerini kurdular ve internet dünyasında yer aldılar.  Peki sosyal medya baskılı yayınları tehdit ediyor da; internet sitelerini tehdit etmiyor mu?

Bence ediyor, hem de çok fazla. Yöneticilerin ileride nasıl bir aksiyon alacaklarını merak ediyorum. Peki böyle düşünmemin nedeni ne derseniz : daha önce de söylediğim gibi artık gazete satın almıyorum ve haberleri internetten takip ediyorum. Daha önce Hürriyet ve HT gibi sitelerden haberleri takip ederdim; fakat bu sitelerde çarşı yeri gibi her türlü içeriği vermeleri beni biraz rahatsız ediyor. Örneğin haber sitesine girdiğimde hem cinayet haberi, hem de kültürel haberler aynı yerde. Sağ bölümde ise mayolu bayanlar. Trafik kazaları ve sağdan soldan toplanmış videolar. Doğal olarak bu kadar karışık içeriği takip etmek zor, bir tarafta üzücü cinayet haber vs. Ben bu tip haberlerden sıkıldığım için artık okumuyorum ve kendi istediğim içerikle ilgili haberleri tercih ediyorum.  Sakın yanlış anlaşılmasın, hürriyet iyi bir gazete, saygı duyarım ama genelde bütün haber siteleri bu şekilde.

Peki kitlesel haber sitelerini bekleyen tehlike ne? İlk başta bloglar geliyor, artık insanlar kendi haberlerini üretiyor ve kitlesel haber siteleri de bloglardan ve video sitelerinden aldıkları haber, videoları yayınlıyorlar, yani haber siteleri de artık bloglardan öğreniyorlar. O zaman neden kitlesel haber sitesini okuyayım ki? İkinci tehlike ise twitter ve facebook gibi siteler. Bu tip sosyal paylaşım sitelerinde anlık haberler akıyor ve ben artık buralardan takip ediyorum. Takip etmek istediğim siteyi işaretliyorum ve öğrenmek istediğim konuyla ilgili haberleri takip ediyorum. Üçüncü tehlike ise profesyonel siteler, örneğin LinkedIn ana sayfamda görmek istediğim haber konusunu tercih ediyorum ve ilgilendiğim konuyla ilgili haberleri okuyorum. Yani mayolu bayanları, ya da trafik kazalarını görmek zorunda değilim.

İleride insanlar haberleri anlık takip edecekler; çünkü çok fazla zamanları olmayacak. Ayrıca tercih edecekleri haberleri de belirleyecekler. Eğer kitlesel haber siteleri bu trende ayak uydurmazsa çok fazla ayakta kalacaklarını düşünmüyorum; çünkü artık internet sitesinde yayınlanan banner’a vs bakmıyorum bile!

Kimse banner’a tıklamazsa site nasıl para kazanacak? Para kazanamayan site karlı olacak mı ve ticari olarak ne kazandıracak? Bekleyelim görelim ileride ne olacak:)

“Beyond advertising on Facebook or Twitter, companies are using social networks to build teams that solve problems faster, share information better among their employees and partners, bring customer ideas for new product designs to market earlier, and redesign all kinds of corporate software in Facebook’s easy-to-learn style.”

Soner Görpeli…

Pazarlama 3.0 Nedir?

Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.

Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0’a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.

Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı.  Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz.  Pazarlama 1.0’da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.

Pazarlama 2.0’a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000’li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.

İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0’ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005’te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.

İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!

İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri  ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…

Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ).  İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0’da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ‘la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.

Pazarlama 3.0’ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?

Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???

Pazarlama 3.0’la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :

“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”

Soner

Person of Pinterest ( Episode: Bir Sosyal Medya Hikayesi )

O seni izliyor, ne yaptığını biliyor ve henüz gerçekleşmemiş alışveriş için ona destek veren iki kahraman harekete geçip kurbanı koruyorlar ve alışveriş yapmaktan vazgeçiriyorlar. Yazının başında kafanızın karışmaması için kısa bir açıklama yapmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Hikayenin asıl amacı, son dönemde hızlı bir yükselişe geçen sosyal medya ile; bu filmi birleştirerek bir hikaye oluşturmak. Bu şekilde oluşturduğum hikaye sizi sıkmadan hem bilgilendirecek; hem de gerçekleri görerek doğru strateji belirlemenize yardımcı olacaktır.

Filmi izleyenler iki meşhur adamımızı resimden tanımıştır, John Reese ve Harold Finch. Filmi izleyenler, hem filmin konusunu; hem de başrolde oynayan bu iki karizmatik oyuncuyu tanıdıklarına adım gibi eminim. Tanımayanlar için filmin konusundan biraz bahsedeceğim ve karakterleri de tanıtacağım, işte özet :

En iyi suç henüz işlenmeyendir. Lost’un yaratıcısı J.J. Abrams ve The Dark Knight’ın senaristi Jonathan Nolan’dan yepyeni bir gizem öyküsü. Kameralar her yerde! İzliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar… Sizin hakkınızda her şeyi biliyorlar! Peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? Gizemli bir işadamı olan Mr. Finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. İlginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı elindeki programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen Reese adlı eski bir CIA ajanıyla anlaşır. Kendi kaynakları ve teknolojisiyle, Reese’in yetenekleri ve sezgilerini birleştiren Mr. Finch’in amacı; gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir.

Hikayemize geçelim, evet bu filmde olduğu gibi sosyal medyada da bizi izleyen ve ne yaptığımızı devamlı takip eden programlar ve platformlar mevcut. Bildiğiniz üzere şirketler sosyal medyanın güçlenmesiyle birlikte  gözünü bu platformlara diktiler ve yapılan her adımı, yorumu izleyeme aldılar. Tabiki filmin aksine bizim yararımıza değil; bize bir şeyler satmak için bizi izliyorlar ve aramızdan birini seçip ödül falan da vermiyorlar. Sosyal medya’yı takip eden sistemlerden en dikkati çeken boomsonar ve buna benzer birçok program var. Peki bu programlar nasıl işliyor kısaca anlatalım, bu programların temel mantığı twitter ve facebook gibi firmalara para ödeyerek sistemlerine bağlanmak ve databaselerinden bilgileri çekmek. Bu şu demek oluyor: paylaşımlarınız çok da güvende değil. Genelde şirketlerin lehine çalışan bir sistem mevcut.

Yukarıda bahsettiğim bilgilerden haberi olmayan kullanıcılar hoşlandıkları, hoşlanmadıkları her şeyi birbiriyle paylaşıyorlar ve bu bilgileri izleyen, rapor alan şirketler de bu bilgilere göre bir aksiyon alıyor. Örnek vermek gerekirse;  ben mini cooper’ın yeni çıkan bir modelinden hiç hoşlanmadığımı arkadaşıma anlatıyorum, facebook veya twitter üzerinden yazışıyoruz, burada mini cooper kelimesinden raporlama yaptıkları için benim arkadaşımla yazıştığım kelimelerin olumlu / olumsuz analinizi yaparak firmaya raporluyorlar. Firma ise bu raporlamalara ve olumlu/olumsuz yönlerin ve yorumların da ne olduğunu analiz ederek bir aksiyon alıyorlar.

Ben kendi adıma şirketlerin yukarıdaki sisteme göre çok başarılı olacaklarını düşünmüyorum; çünkü sosyal medyada her şey çok hızlı ilerliyor ve çok hızlı gerçekleşiyor, bugün çok hoşlandığım bir şeyi yarın hoşlanmayabilirim. Tabiki şirketler adına kullanıcıları izlemek ve satışlarını artırmak ve şirketin gidişatı için bir aksiyon almak istemeleri çok normal; fakat kişilerin özel hayatlarına müdehale ederek bunu yapmaları hoş değil. Ayrıca, bu analizlerin de ne kadar güvenilir olduğu tartışılır. Çok ünlü şirketlerin sosyal medyaya muhtaç olmaları beni çok hayrette bırakıyor, evet sosyal medyayı takip etmek gerekli; fakat tamamen sosyal medyayı merkeze yerleştirmek çok doğru değil.

Birde sosyal medya da Person of Pinterest kısmı var. Bu ismi Pinterest sitesinden esinlenerek oluşturdum. Yukarıdaki resimde Pinterest sitesinin ana sayfasından örnek resim var. Sosyal medya kullanıcıları ilginç bulduğu siteleri ve kendi geliştirdikleri herhangi bir bilgiyi bu site ve benzeri site aracılığıyla paylaşabiliyorlar.

Örnek olarak : aşağıdaki resimde göreceğiniz üzerine, saç örme sitilini pinterest e pinleyerek hem bilgi verilmiş; hem de link verilerek kullanıcıları siteye çekmeye çalışmışlar. Bu teknik yeni bir teknik, reklamların itici olduğunu anlayan şirketler / pazarlamacılar şimdi de yeni bir teknik deniyorlar, gelin saçının nasıl yapıldığını anlatarak önce bilgi verip; daha sonra ise sizin siteye gelmenizi sağlıyorlar.
Konudan çok fazla uzaklaşmadan özetlemek istiyorum: Şirketler sosyal medya pazarlamasında çok dikkat etmeliler, artık reklamları direk vermek çok itici oluyor ve çok da başarılı değil. Her yerde bannerlar, çıkan komik komik yazılar artık sosyal medya kullanıcılarına çok itici geliyor ve artık hiçkimse bu bannerlara tıklamıyor ve bakmıyor. Sinema.com’a girdiğimde karşıma bir reklam çıkıyor ve bu reklamı kapatmak için o kadar hızlı davranıyorum ki, karşıma çıkan reklamın ne olduğunu hatırlamıyorum tabi:))

Kullanıcılar için ise durum çok farklı, kullanıcılar, şirketlerin konuyu bu kadar ciddiye aldığını düşünmüyorlar ve birçok insanın haberi yok. Aslında bu yazıyı yazmamın nedeni insanları biraz bilinçlendirmek. Şirketlerin sosyal medyayı kullanmasına karşı değilim; fakat şirketler sosyal medyadaki kullanıcıları aptal yerine koymaması gerekiyor. Özellikle de konu kişisel güvenlik seviyesini aşıyorsa!

Bir başka yazıda görüşmek üzere, gelinlik saç modelinin keyfini çıkarın:)

twitter nedir? Dünya’ya anlık göz kırpın…

Yeni bir yazıyla sizinle birlikteyiz ve bu makale ve önümüzdeki günlerde yazacağımız makaleler, Sosyal Ağ Siteleriyle alakalı olacak. Sosyal Ağ Siteleri‘ne dün yazdığım makaleyle giriş yapmıştık. Bu makaleyi görüntülemek için bu linke tıklayınız : Sosyal Ağ Sitelerini Tanıma. Serimizin ilk sitesi twitter.com. Aslında facebook‘la başlasak daha iyi olacaktı; fakat facebook’u artık bilmeyen yok. O halde, biraz daha gizemli sitelere yönelelim. Haydi başlayalım o zaman : Show must go on:)

Yan tarafta twitter logosunu görüyorsunuz. Eğer Web 2.0 hakkında yazdığım yazımı okuduysanız; bu logoya bakar bakmaz, sitenin Web 2.0’da yapıldığını anlayabilirsiniz.
Yazıyı okumadım; ama başka nasıl Web 2.0 olduğunu anlarım diye sorarsanız, o zaman hemen bu linke tıklayın ve Web 2.0 hakkında yazdığım yazıyı okuyun. Reklamımızı yaptıktan sonra, şimdi gelelim asıl konumuza. Bu yazımızda twitter’ı tanıtacağız ve gözünüz korkmasın, çok basit temeli olan ve çok kullanışlı bir site. Peki nasıl oluyor, hem basit; hemde kullanışlı? İşte şimdi öğreniyoruz.

Önce twitter’ın ingilizce anlamını açıklama istiyorum. twitter, kıkırdamak, cıvıldamak, neşeli olmak gibi anlamlarla ifade ediliyor; fakat sitedeki ana amacı biraz farklı. twitter.com’un sloganı şu şekilde : Twitter: What are you doing? yani : Twitter: şu anda ne yapıyorsun? Peki bu ne yapıyorsun ne anlamda soruluyor, şu anlamda soruluyor: gerçekten ne yapıyorsun:) Sitenin ana felsefesi, sizin ne yaptığınız. Siteye girerek anlık ileti oluşturuyorsunuz ve nerde olduğunuzu ya da ne yaptığınızı devamlı yazıyorsunuz. Yani msn’deki anlık ileti‘ye benziyor. Peki nasıl kullanıyoruz bu özelliği; siteye girdikten sonra, yeşil bir buton görüyorsunuz ve üzerinde GET STARTED : JOIN yazıyor ve butona tıkladığınızda, üyelik başlangıcı için çeşitli bilgileri girmek zorundasınız. Daha sonra, resimde gördüğünüz gibi, karşınıza bir form çıkıyor ve bu formu doldurduktan sonra üye oluyorsunuz ve siteye giriyorsunuz.

Siteye üye olup girdikten sonra karşınıza 140 karakterlik anlık ileti gireceğiniz bölüm çıkıyor. Buraya ileti yazıyorsunuz ve UPDATE butonuna tıklıyorsunuz. Butona tıkladığınızda iletiniz yayına giriyor ve sizi takip edenler, ne yaptığınızı anlık olarak görüyor. Soldaki resimde görüyorsunuz ve üzerinde What are you doing? yazıyor. Siteye üye olarak giriş yaptıktan sonra direk bu sayfayı görüyorsunuz ve ileti durumunuzu değiştirebiliyorsunuz. Bu siteye cep telefonunuzdan ve Pda ya da İphone’nunuzdan rahatlıkla ulaşabiliyor ve anlık iletinizi değiştirebiliyorsunuz. Peki bu özellik ya da bu site sizin ne işinize yarayacak. Aslında çok işinize yarayacak bir site; çünkü bu site sayesinde hayatı kurtulan insanlar var. Örnek olarak bir dağcıdan haber alınamıyor ve onu twitter tarafından takip eden arkadaşları sayesinde, en son hangi mesajı geçtiğine bakılarak, dağcıya ulaşılıyor ve kurtarılıyor.

Peki bu iş nasıl gerçekleşiyor. Şöyle; diyelim ki Türkiye’yi geziyorsunuz ve her bir saatte, anlık iletinizi güncelliyorsunuz ve ben şu an ağrı dağına çıkıyorum diyosunuz. Site sizin yazdığınız iletiyi, sizi izlemeye alan arkadaşlarınıza Rss ve sms mesaj aracılığıyla haber veriyor. Diyelim ki, sizden haber alınamıyor ve en son geçtiğiniz msj ben ağrı dağına çıkıyorum. İşte bu sizin bulunmanıza yardımcı oluyor. Site sayesinde, sizi izleyen listesi oluşturabiliyorsunuz ve sizde istediğiniz kişiyi izleme listesine alıyorsunuz ve bu sayede, merak ettiğiniz kişileri devamlı izliyorsunuz.

Örneğin, liseye giden bir kızınız var ve siz onu twitter’a üye yapıyorsunuz ve akşam arkadaşına gidecek. Twitter‘a msj geçiyor ve sizde ordan takip ediyorsunuz. Peki ne gerek var diyorsanız, siz sadece tek kişi için düşünüyorsunuz derim. Diyelim ki çevresi geniş bir insansınız ve yüzlerce arkadaşınız var. Hepsini tek tek arayıp, şuraya ya da buraya gidiyorum demeniz mümkün değil; ama twitter.com aracılığıyla onları izleme listesine alıyorsunuz ve onlar da sizin ne yaptığınızı öğreniyor:) Çok muhteşem bir site ve güzel bir teknoloji; ama ülkemizin böyle şeylere alışması için biraz zaman var diye düşünüyorum.

Siz farklılık yaratın ve twitter.com‘a üye olun, anlık iletinizi ve ne yaptığınızı arkadaşlarınızla paylaşın. Bir başka yazıda birlikte olmak dileğiyle..