Kategori arşivi: Tartışma

Viral Reklamların Arkasındaki Muhteşem Beyin…

Şişelenmiş su sektöründe faaliyet gösteren Evian şirketi 2009′da reklam stratejisini değiştirdi ve kampanyalarını gençlerle ilişkilendirdi. Yukarıdaki eğlenceli videoyu izlediğinizde de bunun ne anlama geldiğini görebilirsiniz.

İşin arka planında bu değişim biraz sancılı geçti diyebiliriz. Mercedes Erra doğru mesajı vermek için hazırladığı, patenle kayan çocukların yer aldığı “Roller Babies” reklam filmini onaylatmak ve şirketi ikna etmek için neredeyse 1 yıl mücade etti. Erra’nın verdiği mücadele karşılığını da çok iyi bir şekilde geri verdi ve “Roller Babies” videosu dünyanın en çok izlenen marka videosu olmayı başardı ve online 75 milyon kez görüntülendi ve 2.2 milyon kez de paylaşıldı. Bu bir Guiness Rekoruydu !

Peki bu başarının arkasındaki kadın kimdir? Erro BETC Euro RSCG ajansını 1995′te kurdu. Bugün dünyaca ünlü reklam şirketi Havas’in yöneticisi ve Euro RSCG Worldwide’ın yönetici başkanı’dır. BETC Fransanın en büyük ve en çok ödüle layık görülmüş ajansıdır. Müşterileri arasında dünyanın ilk yüzü içinde yer alan Coca Cola, IBM, Volvo, Disney, LVMH ve McDonalds gibi 80 şirket vardır ki bu ajansın ne kadar başarılı bir ajans olduğunu göstermektedir.

Erra’nın hayatı tam bir başarı hikayesi. 5 çocuk annesi olan Erra yaratıcı kampanyalara bir kadın olarak katkı sağlayıp çok başarılı olan nadir insanlardan. Reklamcılığın yanında Elle Foundation yönetiminde. Yani kadınların sosyal hayatta ve medya’da desteklenmesi için de mücadele veriyor. Bunların yanında İnsan Hakları İzleme örgütü ve UNICEF’in de yönetim kurulunda görev yapıyor. Erra bu başarılı kariyer yolculuğuna Saatchi & Saatchi’de stajer olarak başladı. Erra sorumluluk üstlenerek kendini gösterdi ve yönetici direktör’lüğe kadar yükseldi.

Erra insanların başarılı olması için sorumluluk almasını ve hiçbir şeyden korkmamaları gerektiğini söylüyor. Bence de sorumluluk almalıyız ve başarı bu şekilde gelecektir ki örnekleriyle görüyoruz. Erra yetenekleriyle sorumluluk alma gücünü de birleştirerek bu noktalara gelmiştir. Kendisi yapacağı iş konusunda bilgi sahibi olmasa bile, azmi sayesinde hızlı bir şekilde öğrenerek her türlü zorluğun üstesinden gelmiştir.

Soner Görpeli yazdı.

www.yaviga.com

Reklamlar

Steve Jobs iPhone 5’i Görse Kahrından Ölürdü..!

Biliyorum iPhone 5 haberlerinden sıkıldınız; bu İphone 5 ile ilgili yazacağım son haber olabilir:)  12 Eylül’den sonra İphone 5 haberlerinde neredeyse patlama yaşandı, ben bile 6-7 tane yazı yazmışım ve online ortamda nereye baksam gündemde İphone 5.

Peki hep cihazın teknik özelliklerinden bahsediyoruz, fark etmediğimiz başka bir şey yok mu ortada? Bence var, hem de unuttuğumuz çok büyük bir şey var : Steve Jobs faktörü! İphone 5 çıktığında şu söylendi: “Bu cihaz Steve Jobs’ın geliştirilmesine yardıcı olduğu son cihazdır.” Bana göre bu kocaman bir yalan! Steve Jobs, İphone 5’i görse bütün Apple çalışanlarını işten kovardı gibi çok ciddi bir önerme ortaya atabilirim; çünkü Steve Jobs mükemmeliyetçiydi.

Evet Steve Jobs’ın mükemmelliyetçiği Apple’ı Apple yaptı ve bu noktalara getirdi. Steve Jobs’ın hayatını her cm’e kadar okudum ve felsefesini öğrenmeye çalıştım. Öğrendiğim birkaç şey şuydu: Steve Jobs basitliği, mükemmelliği ve verimliliği savunan bir insandı! Ayrıca Steve Jobs farklılığı seven bir insandı, yani bu özelliğiyle İphone 5’i görse kesinlikle çok kızardı.

Yukarıdaki açıklamaları okuduktan sonra Steve Jobs’ın İphone 5’e dokunduğunu ve geliştirdiğine katkıda bulunduğunu söylemek çok anlamsız; çünkü Steve Jobs böyle bir cihaza asla ok vermezdi. Öncelikle Steve Jobs rakiplerini yani Galaxy S3’ü gördükten sonra iPhone 5’in tasarımını çok ciddi şekilde değiştirip farklılık yaratırdı. Aynı farklılığı özelliklerde de görebilirdiniz. Yani A6 işlemci benim için farklı bir şey değil; çünkü İphone 5’in işlemcisinden daha hızlı işlemci var şu an! Daha hızlı çalışması da apple hayranları için önemli bir faktör değil; stabil çalışması Apple hayranlarını cezbediyordu!

İphone 5’ten önce 2 cihazın da kamerasında neredeyse fark yok! İphone 5’in kamerası ile iPhone 4’ün kamerası aynı:) Diğer birçok özellik de aynı. Peki bu noktada soralım nerede Apple felsefesi ve Steve Jobs felsefesi. Bu yüzden lütfen pazarlama yapmak için Apple ve Steve Jobs hayranlarının duygularıyla oynamayalım.

Son Söz : Steve Jobs İphone 5’i görse kahrından ölürdü..!

Soner Görpeli yazdı.

www.yaviga.com

FBI Ajanının Laptop’ından 12 Milyon Apple ID’si Çalındı…

Bir Apple kullanıcısı olarak başımıza bu da mı gelecekti diyerek konuya giriyorum. Evet yanlış duymadınız FBI Özel Ajanının bilgilsayarından 12 Milyon Apple ID’si çalındı..!

En son saat 19:00’da güncellenen bilgiye göre,  iPhone, iPad ve iPod Touch ürünlerini tanımlamak için kullanılan 12 milyon UDID (Unique Device Identifier) bir FBI Özel ajanının laptop’ından çalındı. Bu özel ID numarası Apple kullanıcılarını tanımlıyor ve kullanıcıların her türlü bilgilerine bu ID ile ulaşılabiliyor. Ayrıca çalınan bilgilerin arasında sadece ID yok! Apple kullanıcıların kişisel bilgileri, telefon numaraları, eposta adresleri gibi çok önemli bilgilerde çalındı…

FBI Özel Ajanı Christopher Stangl hacker’ların siteye girdiğinde video konferansı yaparken görülüyor.

Anonymous / Antisec destekçileri örnek 100 Apple mobil cihaz kullananların örnek kimliklerini paylaştı, bu bilgileri linkte tıklayarak ulaşabilirsiniz : görmek için tıklayın . Bilgiler 4 sütun 1) Apple cihaz unique / benzersiz id 2) Apple bildirim protokolü 3) Cihaz ismi 4) Cihaz tipi.

Aslında FBI özel ajanının bilgisayarından daha fazla datanın olduğunu söyleyen Antisec hacker’ları amaçlarının sadece 1 Milyon datayı çalmak olduğunu; fakat dayanamayıp 12 Milyon datayı çaldıklarını belirttiler:)) Bu arada laptapta 12 Milyon’dan çok fazla data olduğunu da özellikle belirtiyorlar. Yani Apple kullananların güvenliği tehlikede ve hepimiz izleniyor olabiliriz..! Bu twitter hesabından hacker’ların sitesine ulaşıp bilgileri görebilirsiniz : AnonymousIRC.

Peki bu datalar istihbarat örgütlerinin işine yarar mı? Evet yarar, çünkü bu id’ye sahip olanlar sizin apple cihazınızı kırarak rahatlıkla bütün bilgilerinize ulaşabilirler. Hatta devamlı internete bağlı bir cihazınız varsa, benim ki gibi, cihaza komut verdirerek düzenli olarak dataları kendilerine yönlendirebilirler. Bu işlem aslında çok zor değil, bilgi edinmeniz açısından açıklamak istiyorum. Cihazınızda bulunan bilgiler Text dosyasına dönüştürülerek ( Telefon numaralarınız, email yazışmalarınız, mesajlarınız ve aradığınız kişilerin numaraları gibi ) bütün datalar internet aracılığıyla dışarıya gönderilebilir. Burada format olarak Text dosyasının seçilmesi data boyutunun çok küçük olması ve çok hızlı şekilde iletilmesini sağlar.

Telefonunuzdaki bilgiler Text dosyasına dönüştürülür ve birkaç KB olan bu dosyalar saniyenin belkide onda birinde ulaştırılmasını istedikleri server’a veya email adresine ulaştırılıyor! Bu haberden sonra bilgi güvenliği diye bir şeyin dünyada kalmadığını düşünüyorum! Bundan dolayı mail yazarken, mesaj atarken ve video taglarken bir kez değil bin kez düşünmelisiniz ve datalarınızın güvende olmadığını bilmelisiniz!

Soner Görpeli yazdı.

Daha fazla yazı için http://yaviga.com’u ziyaret edebilirsiniz.

1 Milyar Dolarlık Tarihin En Pahalı Kopyalaması…

Konuyu takip edenler başlığı okuduğu zaman ne demek istediğimi anlamıştır. Apple ve Samsung arasındaki patent ihlali davaları sonuçlandı ve yargıç Samsung’a, Apple’ın patentlerini ihlal ettiği için 1 milyar dolar para cesasına hükmetti! Bu karar ardından Apple’ın hisseleri 12 $ değer kazandı ve bununla birlikte, bu karar Samsung’un marka değerine de ciddi zarar veren bir karar oldu.

Peki süreç nasıl gelişti kısa bir şekilde göz atalım. Apple Nisan 2011’de Samsung’a, patentlerini ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı. Bu ihlallere ek olarak Apple’ın sahip olduğu ürünlerin tasarımlarının da Samsung tarafından kopyalandığını iddia etti ve bu ihlallerin  toplamı için Samsung’a 2.5 milyar değerinde tazminat talep etti. Söz konusu ihlaller iPhone, iPad ve ios yazılımla ilgili ihlallerdi.

Samsung’da aynı şekilde Apple’a karşı dava açtı ve 5 ana konuda Apple’ın kendi patent haklarını ihlal ettiğini iddia etti. Bu ihlalin en önemlisi ise Samsung’un sahip olduğunu iddia ettiği 3G teknolojisiydi! Apple ise bu ihlali reddetti ve konu mahkemelerde görüşülmeye başlandı. Apple’ın avukatları patentler ve ürün örneklerini sunarak juriyi ikna etmeyi başardı ve bu davaların karşılığında Apple haklı görülerek, Samsung’a 1 milyar dolar para cezası kesildi.

Aslında juri’nin Apple’ı haklı bulması anlaşılır bir durum; çünkü fotoğrafları incelediğinizde resmen ortada befor – after durumu söz konusu:) iPhone ve iPad’ler çıkmadan önce Samsung’un tasarımları tamamen farklı ve kaba görünüme sahipler; fakat piyasaya iPhone ve iPad’ler çıktıktan sonra Samsung’un tasarımları tamamen değişerek neredeyse iPhone ile aynı Galaxy S ve iPad’le aynı tasarıma sahip Galaxy Tab ortaya çıkıyor ve Samsung’un diğer telefon modelleri de evrimleşiyor:) Bu örneklerden sonra böyle bir karar çıkması hiç de uzak değildi!

Biraz da ihlal edilen patentler neler bunları inceleyelim: Yazılım tarafında Apple’ı bence Apple yapan “slide and release” yani “sürükle bırak” teknolojisi. İlk iPhone’u elime aldığımda bu sürükle bırak teknolojisine hayran kalmıştım. O kadar hızlı tepki veriyordu ki bir iPhone sahibi olmak için gezmediğim yer kalmamıştı:) Evet Samsung sürükle bırak teknolojisini ihal etti. İkincisi ise ekrana çift dokunduğunuzda zoom yapılma özelliğini de kopyaladı.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi iPhone 3GS ve Samsung Galaxy S’i karşılaştırdığımızda tasarımlar neredeyse aynı. Samsung’a açılan davalar arasında tasarımların ihlal edilmesi en önemli konular arasında. Tabi Apple’a hayranlık uyandıran diğer bir konu da ambalajlama:) 3GS’in kutusunu elime aldığımda bu ne ya demiştim:) Tabi kutuyu açınca ince şarj cihazı ve sadece tasarımları görünce hayran olmadım değil:) Samsung’un ambalajları da iPhone’dan sonra tamamen değişti! Samsung Apple’a ait ne varsa kopyalamış anlaşılan:)

Apple demek aslında özetle iki şey demektir : Tasarım ve Sadelik. Tabi basitlik de var ama ben basitliği sadelik içinde değerlendirdiğim için sayıyı ikiye indirdim.  Bu davalardan haberim olduğunda ve detayları öğrendiğimde de Samsung hakkında artık çok olumlu düşünmemeye başladım, acaba led tv’leri ve diğer ürünlerinde de kopyalama yapıyor mu diye insan şüphe etmiyor değil:)

Biliyorsunuz Coca Cola’cılar ve Pepsi’ciler yıllardır hangisinin tadı daha iyi diye tartışır; fakat aralarında çok büyük fark yoktur aslında. Ben Coca Cola’yı tercih ederim ve susuz kalmadıkça da Pepsi içmem:) Aynı şekilde telefonsuz kalmadıkça da Samsung kullanmam! Apple benim için oldukça yeterlidir ve Samsung ağzıyla kuş tutsa benim için varsa da yoksa da Apple’dır:) Biraz pozitif ayrımcılık oldu ama Apple ve diğerleri diyerek bu yazıyı sonlandırıyorum, Samsung severler bana kızmasın lütfen:)

Soner Görpeli yazdı.

yaviga.com

MARKA SINIFLARINDA 35. SINIF İÇİN DUYURU

Marka başvurusu yaparken bir veya birkaç sınıf seçmeniz gerekmektedir. Markanızın faaliyet alanına göre sınıf seçerek başvurunuzu yapabilirsiniz. Örnek olarak bir internet sitesi aracılığıyla elektronik veya spor ürünleri satmak istiyorsanız 35. sınıf üzerinden başvuru yapmanız gerekiyor. Bu sınıfta yaşanan çeşitli yargısal problemlerden dolayı TPE bir duyuru yayınladı ve bu duyuruyu sizinle paylaşmanın önemli olduğunu düşündüm. TPE’nin yaptığı detaylı açıklama aşağıdadır.

Bilindiği üzere Marka Tescil Başvurularına Ait Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin 2012/2 Sayılı Tebliğ ekinde yer alan listede mallar 34, hizmetler ise 11 sınıfta toplanmıştır.

Tebliğin ekinde yer alan mal/hizmet listesinin 35 inci sınıfının son alt grubu “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için malların* bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) *Bu kısımda mal veya mal grubu belirtiniz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu düzenlemenin gerekçesi, çeşitli yargı kararlarında da vurgulandığı üzere mal ve/veya hizmet ifadelerindeki genel tanımlamaların marka koruma kapsamının sınırlarının çizilmesinde belirsizliğe neden olmasıdır. Bu nedenle, markalarını 35 inci sınıfın son alt grubunda çeşitli mallar”, “…sektörü” veya …. sektöründeki mallargibi ibareleri içerecek şekilde tescil ettirmek isteyen başvuru sahiplerinden Enstitümüzce eşya listelerini tekrar düzenlemeleri ve bu yolla hangi mal veya mal grubuna ilişkin sunum hizmetinin yapılmak istendiğini açıkça belirtmeleri istenmektedir.

Bu itibarla, 35 inci sınıfın son alt grubuna ilişkin tescil talebinde bulunan başvuru sahiplerinin söz konusu hizmeti tanımlarken, sunumunu yapmak istedikleri mal/mal gruplarının yer aldığı alt grupları belirtmeleri uygun olacaktır.

Bu düzenlemeye göre Enstitümüzün uygulamasını açıklayan örneklere aşağıda yer verilmektedir.

1) 19 Ekim 2011 tarihi öncesinde 35 inci sınıfın son alt grubunda “çeşitli malların bir araya getirilmesi” ibaresini kapsayacak şekilde başvurusu yapılmış veya tescil edilmiş bir marka, bu tarihten sonra söz konusu alt grupta başka kişilerce yapılmış/yapılacak yeni başvurular ile aynı/aynı tür hizmetler olarak değerlendirilecektir.

Önceki Başvuru/Tescil: “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri1”

Sonraki Başvuru: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, ayak giysileri, baş giysileri” mallarının bir araya getirilmesi suretiyle yapılan perakendecilik hizmetleri.

Karar : Hizmetler aynı/aynı tür olarak değerlendirilir.

2) Aynı veya benzer görülen iki markanın mal veya mal grubu ile ilişkilendirilmiş perakendecilik hizmetini içermesi durumunda aynı/aynı tür hizmet değerlendirmesi, alt grup esasına göre yapılacaktır.

1 Metin içerisinde açıklandığı üzere, 19 Ekim 2011 sonrası yapılan başvurular bu şekilde kabul edilmemekte, hizmet kapsamına ilişkin başvuru sahibinden açıklama istenmektedir. 2

Örnek 1:

Önceki Başvuru/Tescil: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri.

Sonraki Başvuru: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “ayak giysileri” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri.

Karar: Bir araya getirilip müşterilerin beğenisine/alımına sunulan mallar, farklı alt gruplara dâhil olduklarından, aynı/aynı tür hizmet olarak değerlendirilmez.

Örnek 2:

Önceki Başvuru/Tescil: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Parfümeri; kozmetik ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri.

Sonraki Başvuru: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “Deodorant, cilt bakımı, makyaj ve saç bakım ürünlerinin” bir araya getirilmesi hizmetleri.

Karar: Bir araya getirilip müşterilerin beğenisine sunulan mallar, aynı alt gruba dahil olduklarından, aynı/aynı tür olarak değerlendirilir.

Örnek 3:

Önceki Başvuru/Tescil: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Parfümeri; kozmetik ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler, koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri.

Sonraki Başvuru: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, ayak giysileri” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri.

Karar: Bir araya getirilip müşterilerin beğenisine/alımına sunulan mallar, kısmen aynı alt gruba dahil olduklarından,

Sonraki başvuru;

Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri için aynı/aynı tür hizmet olarak değerlendirilir;

Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “ayak giysileri” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri için aynı/aynı tür hizmet olarak değerlendirilmez.

Markanız Bukalemun Gibi Değişken Mi? Marka Renk Kuralı…

Merhaba başlığı okuduktan sonra meraka kapıldığınızın farkındayım. Özellikle de bir işletmede marka yöneticisiyseniz konuyu biraz merak etmiş olabilirsiniz. Kendinize benim markam nasıl bir bukalemun olabilir diyebilirsiniz. Şöyle olur : logonuzda bir sürü renk varsa ve insanlar markanızı hatırlayamıyorsa, evet sizin markanızda bir bukalemuna dönüştürülmüştür. Herkes bukalemunun renkli olduğunu bilir; fakat hiç kimse hangi renk olduğunu bilmez! Yanlış mı düşünüyorum?

Haydi o zaman yazıyı okumaya başlayalım:) Bu yazımda markada renk kuralından bahsedeceğim; fakat renk kuralıyla ilgili bir şeyler yazmadan önce, marka hakkında hiç bilgi sahibi olmayan veya marka nedir bilen fakat tam olarak tarif edemeyenlere ön bilgi vermek istiyorum.

Marka Nedir? Sorunun cevabını 10 saniye düşünmenizi istiyorum. Bu soruyu size sorduğumda kafanızda ne canlandı? Burger King, Mc Donalds, Starbucks, intel, AMD, BMW, Mercedes, Nike veya sizin sevdiğiniz markalar canlandı öyle değil mi? Şahsen bana bu soru sorulsaydı kafamda direk Mini Cooper canlanırdı; çünkü marka imajı bende çok kuvvetli, bu arada Mini Cooper’ın rengi nedir bilmiyorum, hatırlamıyorum:)

Konuyu fazla dağıtmadan size marka nedir özetlemek istiyorum. Türk Patent Enstitüsüne göre markanın tanımı bu şekildedir :

Marka, bir işletmenin mal ve/veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal ve/veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işarettir.

Bana göre ise kısaca marka bir işletmeyi diğerlerinden ayırt eden işarettir. Evet markanın tanımını yaptıktan sonra konumuzla ilgili bağlantıyı tam bu noktada kurabiliriz. Markanın ayırt edilebilir olması için renk çok önemlidir. Burger King dediğimde aklınıza hangi renk geliyor? Birde Mc Donalds dediğimde hangi renk geldi?

Renkleri hatırlamama ihtimalinize karşı resimleri ekledim. Peki ne görüyorsunuz, evet iki markanında benzer renkleri var. İkisinde de sarı ve kırmızı renkler ağırlıklı kullanılmış. İşte bu noktada markada renk kuralı devreye giriyor.

Markada renk kuralına göre bu iki firmanın yaptığı çok yanlış! Nedenini kısaca şöyle özetleyelim : Marka renginiz kendinize rakip olarak seçtiğiniz işletmenin tam zıttı/karşıtı olmalıdır. Burger King ve Mc Donalds, ikisi de dünya devi ve aynı kulvardalar; fakat birbirlerinden ayır edici özellikleri olan marka renkleri aynı! Bu çok yanlış bir uygulama, sanırım firmalar bunun farkında ama milyonlarca dolar yatırım yaptıktan sonra logoyu değiştirmek zor olsa gerek:)

Peki bir de bilgisayar işlemcisi yapan intel ve amd’yi düşünün. Logoları ve renkleri kafanızda canlandı mı? Canlanmadıysa hatırlamanıza yardımcı olmak için logoları yazıya dahil ediyorum. Peki ne gördünüz, iki farklı logo ve renk. intel mavi rengi kullanmış; AMD ise yeşil, işte çok doğru bir uygulama örneği. İki firma aynı kulvarda birbirleriyle çok ciddi rekabet halindeler ve ikisi de çok güçlü firmalar. Seçtikleri renkler çok doğru renkler; çünkü mavi ve yeşil 5 temel renkten ikisi. Markanız için eğer bir renk seçecekseniz 5 temel rengi seçmeniz markanızın akılda kalması için çok faydalı, bu renkler : Kırmızı, Turuncu, Sarı, Yeşil ve Mavi’dir.

Şimdi biraz renkleri inceleyelim, neden renkler bu kadar önemlidir; çünkü renklerin herbiri gözün farklı noktalarında oluşmaktadır. Renk spektrumunun kırmızı ucunda yer alan renkler, retinanın hemen arkasında oluşur. Bundan dolayı, baktığınızda kırmızı rengin üzerinize doğru geldiğini hissedersiniz. Neden broşürlerde vb görsellerde devamlı kırmızı tercih edilir; çünkü ayırt edilmesi en kolay renklerden biridir. Renk spectrumunun mavi ucundaki renkler, retinanın hemen önünde odaklanır. Mavi renk sizden uzaklaşıyormuş izlenimi verir. Kırmızı enerji ve heyecanın ya da insanın yüzünün rengi iken; mavi ise sakinleştirici, huzur veren, dinlendirici bir renktir.

Her rengin kendine özgü özellikleri bulunmaktadır, mavi dinlendirici bir renktir, kırmızı iştah açar, yeşil huzurun sakinliğin ve yaratıcılığın rengidir, sarı geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin rengidir. Dikkat ederseniz fast food sektöründe sarı kullanılmıştır; çünkü yemek yemek geçicidir. Anlık yemek yer ve gidersiniz, taksiler de sarıdır, dikkat çekicidir. Daha ciddi ve kalıcı işler yapan kurumlar logolarında sarıyı kullanmaması mı gerekiyor, bu konuda düşünmek gerekiyor?  Lacivert otoriteyi temsil eder, bundan dolayıdır ki şirketler ve devlet kurumları tarafından kullanılır.  Siyah gücü ve asilliği temsil eder. Beyaz temizliği ve saflığı temsil eder.

Yukarıdaki örnekleri düşünerek firma logolarını incelediğinizde aslında renklerin ne kadar önemli olduğunu ve logolarda bilinçli kullanıldığını anlıyoruz. Örnek olarak Kariyer.net mor rengi kullanıyor. Mor renk nevrotik bir renktir ve insanların bilinçaltını korkutan bir renktir. Bir taraftan da umut, zenginlik ve yeni fırsatların rengidir,  İş arayanların psikolojisinde aslında birçok duyguyu içiçe yaşamaktadır. Bir taraftan işsizliğin sıkıntısı; bir taraftan da umut ve para kazanma ihtiyacı. Sizce sarı renkli bir İK sitesi ne kadar uygun olurdu?

Markanızı oluştururken renk kuralını dikkate almanız, markanızın çok daha akılda kalıcı olmasını sağlayacaktır. Coca Cola’yı düşündüğünüzde aklınıza hangi renk geliyor : tabiki kırmızı. Peki Pepsi : Mavi mi:) Evet şimdi mavi ama daha önce Pepsi’nin logosundaki kırmızı renk ağır basıyordu. Aynı kulvarda iş yapan iki firmanın, aynı rengi paylaşamayacağı ve bunun çok büyük bir hata olduğunu fark ettiler ki, Pepsi yöneticileri logolarında ve kurumsal renklerinde maviyi daha baskın kullanmaya başladılar.

Özetlemek gerekirse, markanızı oluştururken renklerin önemini dikkate almalısınız. Renklerin dışında başka faktörlerle markanın akılda kalıcı olması için çok etkili; fakat bu yazımda renklerin önemine dikkat çekmek istedim. Daha sonraki yazılarımda markanızın etkili olması için diğer kuralları da yazacağım.

Zaman ayırdığınız ve okuduğunuz için çok teşekkür ederim.

Written by Soner Görpeli

Blogger

Marka Yaratmanın 22 Kuralı isimli kitabı okuduğumdan dolayı alıntı yaptığım noktalar vardır. Kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Marka Yaratmanın 22 Kuralı

AL & LAURA RIES – MediaCat

Pazarlama ve Pazar 2. Bölüm

Bir tarafta yıllardır üzerinde sayısız tartışma yapılan ve yeni fikirlerle geliştirilen Pazarlama; diğer tarafta ise Pazar kavramı. İkisi de çok önemli kavramlar. Şirketler için bu iki kavramda can alıcı bir özelliğe sahip. Pazar ve Pazarlama olmasaydı şirketler ne yapardı diye düşünüyorum! Konuyu hiç bilmeyenler için özet bir yazı yazarak bilgilendirmek istiyorum.

PAZARLAMA NEDİR? Hiç bu kavram üzerine düşündünüz mü, neden pazarlama diye bir kavram hayatımızda var?

Yukarıdaki soruya cevap verebildiyseniz ve gerçekten anlamını biliyorsanız sizi tebrik ediyorum; fakat birçok insan Pazarlama ve Satış kavramını karıştırıyor ve iki kavramın aynı anlama geldiğini düşünüyor. Olabilir, bilmemek ayıp değil, öğrenmek istiyorsanız lütfen okumaya devam edin:) Önce pazarlama ne demek bu kavramı açıklayalım:

Pazarlama’nın, Amerikan Pazarlama Derneği’nce 1984 yılındaki toplantısında yapılan tanımı şöyledir: “Pazarlama, kişisel ve örgütsel amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek mübadeleleri gerçekleştirmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin planlama ve uygulama sürecidir. Kısaca pazarlamanın tanımı böyle.

Pazarlama kavramını çok derin bir kavram ve daha detaylı incelemek gerekiyor. Biz kısaca kavramların ne anlama geldiğini inceleyeceğiz. Pazarlama ve pazarla ilgili detaylı bir yazı daha sonra yazmayı düşünüyorum; çünkü ilk yazıda sizi sıkmak ve kafanızı karıştırmak istemiyorum.  Şimdi satış ve pazarlamanın farkı nedir bakalım. Pazarlamanın ne demek olduğunu yukarıdaki açıklamadan anladığınızı düşünerek tekrar bir açıklama yapmak istemiyorum:)  Biz şimdi satış kavramına yoğunlaşalım…

Örnek bir senaryo üzerinde ilerleyerek daha net anlaşılacağını düşünüyorum. Alışveriş merkezinde bir mağazaya girdiniz, büyük ihtimalle sizi bir satış temsilcisi karşılayacaktır. Satış görevlisine bilgisayar almak istediğinizi söylediniz, ve satış görevlisi de sizi ürünler hakkında bilgilendirdi. Kısa kesmek için ikna olduğunuzu düşünüyorum ve sihirli cümleyi söylediniz : Satın Alıyorum:) İşte burada satış gerçekleşmiştir ve kısaca satışın tanımı budur. Pazarlama ise satışın oluşması için elverişli durumu yaratmaktır. Yani ürünü üretmek, mağazaya ulaştırmak, fiyatına karar vermek, tanıtımını yapmak vb gibi birçok detayı barındırır.

Pazarlama ve Satış’ı öğrendiğinizi düşünerek ( Hala öğrenemediyseniz beni suçlamayın:)  şimdi Pazar kavramına geçelim.

Pazar; “alıcı ile satıcının karşılaştığı yer”, “herhangi bir malın fiyatını belirleyen şartlar”, “bir mal veya hizmete olan talep” anlamlarında kullanılmaktadır, işletmelerin pazarlama fonksiyonu açısından daha çok son anlamda ele alınır. Buna göre pazar, herhangi bir mal veya hizmetin mevcut tüketicileri ile potansiyel (gelecekte) tüketicisi olabilecek tüm kişi, grup ve organizasyonları ifade eder. Kısaca, pazar; “tüketici” veya “talep eden” anlamındadır. Ancak, tüketici burada geniş kapsamlıdır ve kişileri, aileleri, üretici ve satıcı işletmeleri, Özel ve tüzel kuruluşları ve kamu kurumlarını içine alabilir. Pazarlar, tüketici pazarı, üretici pazarı, parakendeci pazarı, hükümet pazarı ve uluslararası pazar gibi gruplara ayrılır. Ancak daha uygun bir bölümlemeyle pazarlar üç grupta toplanabilir: Tüketici pazarı, endüstriyel pazar ve uluslararası pazar. Tüketici pazarı, ekonomik faaliyetlerin örgütlendiği en son pazarlardır. Bu pazar, malların ve hizmetlerin kendi ihtiyaçlarını (iş amacıyla değil) karşılamak amacıyla kişi ve gruplar tarafından satın alındığı ya da kiralandığı pazardır. Bu pazarda mallara da “tüketim malları” adı verilir ve farklı şekillerde sınıflandırılabilir.

a) Dayanıklı mallar (buzdolabı), dayanıksız mallar (ekmek, sabun) ve hizmetler (tamir-bakım b) Kolayda mallar (gazete, sabun), beğenmeli mallar (buzdolabı, mobilya) ve özellikli mallar (müzik setleri, otomobil c) Kırmızı mallar (ekmek), portakal rengi mallar (erkek elbisesi) ve sarı mallar (buzdolabı, otomobil) gibi…

Tüketim pazannm temel Özelliği, herhangi bir mal veya hizmet satın alma sebebinin kişi veya grubun kendi kullanım istek ve ihtiyacına dayanmaktadır. Dolayısıyla bu pazar nihai tüketicilerden oluşur ve bir ülkede yaşayan her insan bir nihai tüketici olduğundan nihai tüketicilerin sayısı o ülkenin nüfusuna eşit olur. Bu sebeple tüketici pazarını tanımlayabilmek için o ülkenin demografik özelliklerini, ekonomik özelliklerini ve hedef kişi ve gruplann özelliklerini belirlemek gerekir.

Endüstriyel pazar ise gerçekten aracılık görevi yapan toptancı, perakendeci gibi satıcı (ticari) işletmeleri, malı kendi üretiminde kullanan sanayi ve tarımdaki üretici işletmeleri ve çeşitli kurumlan kapsar.

Bunun için bu pazar üretici pazarı, endüstriyel kullanıcılar veya aracı tüketiciler gibi adlarla adlandırılmaktadır. Bu pazar, 1)Sanayi üreticileri, 2) Tarım İşletmeleri, 3) Kamu kuruluşları, 4) Ulaştırma acentaları, 5) İnşaat fırmaları, 6) Maden işletmeleri, 7) Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, 8) Hizmet işletmelerinden meydana gelir.

Bu pazarda ayrıca “endüstriyel mal” pazarlama konusunu oluşturur. Endüstriyel mal, tüketim mallannın Üretiminde kullanılan araç ve gereçleri, büro malzemelerini, hammadde, yan mamul madde, yardımcı malzemeleri bina ve tesisleri ve iş hizmetlerini kapsar. Bu pazardaki tüketiciler nihai tüketicilerle karşılaştırıldığında gerek ülke çapında, gerekse bölge çapında olsun belirli şehir veya coğrafik alanlarda toplanır.

Uluslararası pazar ise, ülke sınırlan dışındaki tüm pazarlardır. Gerçekle bu terim, birbirinden çok farklı sayısız pazan kapsar. Bu pazardaki talep, yine demegrofik ve ekonomik faktörlerle tüketici Özelliklerine göre değişir. Özellikle o ülke halkının örf ve adetleri, hayat tarzları, ülkenin tabii yapısı ve iklimi vs. Bu sebeple her ülke ayn mallara ve hizmetlere ihtiyaç duyabilir. Onların nelere ihtiyaç duyduğu ekonomik hukuki-siyasi, sosyo-kültürel ve iş çevresinin ayrıntılı şekilde incelenmesiyle anlaşılabilir.

Pazar, ülke içinde belli bir gruptan tüm ülkeyi ve tüm dünyayı kapsayacak kadar geniş bir potansiyele sahiptir. Böyle geniş pazar kavramı ve anlayışının ortaya çıkışı 18. yüzyılın sonlan ile 19. yüzyılın başlanna rastlar. Bugünkü safhaya ulaşıncaya kadar pazarın tarihin ilk başlanndan itibaren toplumların ekonomik yapısına bağlı olarak birçok safhadan geçtiğini söylemek mümkündürİnsanlık tarihinin ilk başlangıç döneminde, küçük aile birimlerinin ekonomik yönden kendi kendilerine yeterli olduklan söylenebilir.

Aile fertleri kendi yiyecek, giyecek, sığınma ihtiyaçlannı kendileri karşılıyorlardı. Bu sebeple, bu safhada bir pazar kavramının olmadığı düşünülebilir. Daha sonraları aile birimlerinin bir araya gelerek ortak ekonomik görevleri birlikte yerine getirmeye, ortaklaşa paylaşmaya meyletmişlerdir. Bu safhada da pazar kavramının oluşmadığı belirtilebilir. Ekonomik uzmanlaşma eğiliminin ortaya çıktığı dönemde, ekonomik değeri olan malların takas edilmesi sözkonusu olmuştur. Uzmanlaşma bir anlamda ticarete yönelme demektir. Başka bir ifadeyle aile ya da kabileler kendi ihtiyaçları üzerindeki mallan diğer aile veya kabilelerle takas etmek durumundadır. Ticaretin ortaya çıkması, üretim fazlasının ortaya çıkmasıyla olmuştur. Bu durum ilk kez pazar, yani üretim fazlası mallan değişebilecek aile ve kabileler kavramını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca pazar arama, değiştirme ve pazarlık gibi pazarlama fonksiyonları devreye girmiştir.

Ekonomik uzmanlaşma, takasın önemini arttırdı ve içinde ayrı malların bir araya getirildiği mahalli pazarların doğmasını çabuklaştırdı. Pazarlar ilk önce yalnız haftanın belirli günlerinde, ya da yılın belirli aylarında yer alan panayırlar gibi geçici durumda iken, zamanla sergiler, dükkanlar çarşılar gibi daha sürekli bir yapı kazandı. Mahalli pazarlar, aynı zamanda ilk kez üretime karşılık, satış alanında belirli kişilerin uzmanlaşmasına yol açmıştır. Ancak malların değiştirilmesinde takas oldukça yetersiz bir yöntemdi. Çünkü değiştirilmek istenen malların çok farklı değerler taşıması ve bölünemeyecek türde olması halinde önemli problemler ortaya çıkıyordu. Bu problemlerin çözümü ortak bir değişim aracının yani paranın bulunmasıyla sonuçlandı. Böylece para ekonomisi ortaya çıktı. Fakat bu durum pazarın niteliğini değiştirmedi. Sadece ticaretin hızını arttırdı ve mahalli prensibin işleyişi için daha sağlam bir temel oldu.

Uzmanlaşmanın, mahalli pazarların ve paranın ortaya çıkması, sınırlı da olsa kişilerin, kazanç elde etmek için çaba sarfetmeleri imkanını doğurdu. Kazanç elde etmeye yönelik çabalar ise, yavaş yavaş sermayenin birikmesi, müteşebbis ve sermayedarların oluşmasını sağladı. Bunların yanında üretimde veya satışta çalışan insanlar, yani işçiler yardımcı elemanlar olarak görev aldılar. Kazanç sağlamanın hayatın gerçek amacı haline geldiği 18. yüzyıldan itibaren günümüzdeki pazar kavramının ilk belirtilerini görmek mümkündür. Özellikle sanayi devrimi ve teknolojik gelişmelerin de katkısıyla kitle üretim safhasının ortaya Çıkması, üretim birimleri için pazarı zorunlu hale gelirdi. Bu durum tüketim ekonomisi safhasını doğurarak, pazarı, ekonominin en Önemli odağı haline getirdi. Günümüzde gerçekten pazarın oluşturulması, genişletilmesi, organizasyonların ve toplumların temel amacı haline gelmiş ve adeta hayatının devamı için temel şart olmuştur.

Yazıyı düzenleyeceğim, alıntılar yaptığım bazı siteler var o bölümleri düzenlemem gerekiyor fakat yayınladıktan sonra düzenlemeye karar verdim, bu haliyle de sizi bilgilendirici olacağını düşünüyorum. İyi okumalar.

Written by Soner Görpeli

Sosyal Medya Şirketinizin Kabusu mu, Kurtarıcısı mı Olacak?

Birçok şirket patronu ve yöneticisi sosyal medyayı Facebook’tan veya Tweeter’dan ibaret sanıyor veya konudan bihaber durumdalar. Birçok şirket, sosyal medya departmanlarını oluşturamamış veya oluştursa bile Facebook, Tweeter, LinkedIn’de profil güncelleyerek bu faaliyeti başariyla yerine getirmiş olarak kabul ediyor! Bu büyük bir yanılgı!

Bu yanılgıya düşerseniz sonunda çok zor durumlara düşebilir ya da ciddi anlamda şirketinizi zarara uğratabilirsiniz. Peki nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun diye bana soru yöneltebilirsiniz, bende size, ya söylediklerimin bir anlamı var ve siz doğru adımları atmazsanız çok zor durumda kalabilirsiniz dersem???

Evet düşüncelerimin bir anlamı ve kendi içinde bir mantığı olduğunu düşünüyorum. İnternet dunyasının nasıl geliştiği ve bu noktalara geldiğinden bahsetmeyeceğim; çünkü bunu zaten bildiğinizi düşünüyorum, benim size bahsetmek istediğim: çok geç olmadan doğru adım atmanız gerektiği.

Neden mi? Çünkü bilinen bütün pazarlama teknikleri ve mecralar sosyal medyanın gelişmesiyle anlamını yitirmeye başladı. Sizinle interaktif bir sekilde iletişime geçen bir ilan varken neden s/b bir ilanı okuma zorunda olabilirim? Evet artık ben ilanlara bakarken sadece sayfayı çeviriyorum ve resimlere bakıyorum. Bazen gazete alıyorum, artık bütün medyayı pc, ipad ve iphone’dan takip ediyorum ve laptop’u bile açmaya üşeniyorum:) Biliyor musunuz şu anda bu blog yazımı iPad’imden yazıyorum.

Yukarıdaki paragrafta anlamlı bir cümle vardı fark ettiniz mi? Anlık paylaşım, evet insanlar artık düşündüklerini anlık paylaşıyorlar ve bu paylaşımları izleyip doğru analiz ederseniz bu sizin şirketiniz için çok faydalı ve geliştirici olacaktır, ya takip etmezseniz? Takip edip gerekli aksiyonu almazsanız şirketiniz zor durumda kalacaktır. Örnek, bir otomobil firmasısınız ve pazara sürdüğünüz bir araç modeli hakkında şikayetler sosyal medyada hızlı bir şekilde yayılıyor ve sizin dünyadan haberiniz yok. Herkes tweeterda kahretsin bu firmayı nasıl araba yapıyorlar yolda kaldı vs 140 karakter tweetler atıyor!!!

Yukarıda verdiğim örnekler şu an internette bolca var. Şirketinizle ilgili bir arama yapın ne demek istediğimi anlayacaksınız. Siz şu an için bu şikayetleri umursamıyor olabilirsiniz fakat şirketinizin geleceği için çok tehlikeli olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim:)

Lütfen bir kez daha düşünün: şirketinizde kaç kişi çalışıyor? 500, 1000 , 10000 ve çalışanların tamamı icerik uretebiliyor mu:)) sosyal medyada gönüllü içerik üreten milyonlarca insan var ve hızla da artıyor. Şimdi tekrar düşünün, 500 kişilik bir şirket milyonlarla başa çıkabilir mi? Cevabınız evetse cesaretinizden dolayı sizi tebrik ederim. Hayırsa doğru yoldasınız devam edin lütfen…

GEÇ OLMADAN…

Pazarlama 3.0 Nedir?

Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.

Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0’a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.

Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı.  Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz.  Pazarlama 1.0’da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.

Pazarlama 2.0’a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000’li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.

İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0’ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005’te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.

İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!

İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri  ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…

Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ).  İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0’da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ‘la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.

Pazarlama 3.0’ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?

Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???

Pazarlama 3.0’la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :

“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”

Soner

Hitler’li Biomen Reklamı ve Afaroz Edilme..!

Çok tepki çeken Hitler’li şampuan reklamı, reklamı hazırlayan M.A.R.K.A. reklam ajansına ihraç getirdi.

Reklamcılar Derneği bu kararını üyelerine şu şekilde duyurdu:

Konu : Üyemiz M.A.R.K.A İletişim Hizmetleri hakkında açılan disiplin soruşturması kapsamında 2 Nisan 2012 tarihli Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu’nca alınan kararın paylaşımına ilişkindir.
Değerli Üyemiz,
M.A.R.K.A. İletişim Hizmetleri’nin BIOTA Bitkisel Kozmetik Laboratuarları A.Ş. için hazırlamış olduğu BİOMEN Erkek Şampuanı – Hitler reklam filmi, açılan disiplin soruşturması çerçevesinde ilgili kurullarımızca incelenmiş, yazılı savunma değerlendirilmiştir;
-30 Mart 2012 tarihli Disiplin Kurulu, üyeliğin sona erdirilmesi yolunda görüş vermiştir.

Yukarıdaki kararı gazetelerden okuduktan sonra ne tepki versem diye düşündüm, RD bu kararı neye dayaranak verdi ben açıkçası anlam veremedim!

Reklamcılık demek fikir özgürlüğü demektir, Devlet yasaklasaydı belki bir şekilde anlayabilirdim; fakat RD’nin bu kararı vermesi çok şaşırtıcı geldi bana(?)

Reklamda kullanılan metnin bir kısmı “Kadın elbisesi giymiyorsan, kadın şampuanı da kullanma. Artık yüzde 100 erkek şampuanı Biomen var. Erkeksen Biomen kullanırsın.”

Metin ve slogan gerçekten çok dikkat çekici ve bence bu reklam amacına çok kısa yoldan ulaşmış gibi de gözüküyor! Bu noktada şu soruyu soracağım, Reklam neden yapılır? Bu soruya verilecek çok cevap var ama ben kısaca özetlemek istiyorum: Amaca en kısa yoldan ve hızlı şekilde ulaşmak ve ürünü sattırmak için yapılır. Eğer bu söylediğimde hem fikirsek bu reklamın başarısız olduğunu söyleyemeyiz.

Reklamı izleyip bu reklam hakkında blog yazıyorsam ve Biomen Şampuan’dan ben ve bütün çevrem haberdar olmuşsa çok etkili bir reklam diyebiliriz…

Peki bu durumda reklamı yapan M.A.R.K.A neden RD’den ihraç edildi? Ben bu kararın çok doğru olduğunu söyleyemeyeceğim, ortada reklamda ünlü kullanımı var:) kullanılan ünlünün hitler olduğunu düşünürsek etik olarak üzerinde çok konuşmak ve tartışmak gerektiğini de biliyorum; fakat RD’nin bu reklama tepkisi ajansı ihraç etmek olmamalıydı. Ajansı uyarabilir ve reklamı geri çektirebilirdi ve bu şekilde fikir özgürlüğünün de önüne geçilmezdi…

Ortada sorun varsa çözüm de her zaman vardır, fakat ülkemizde demokrasi ve düşünce özgürlüğü sözle olduğu için hep afaroz etme yöntemi tercih edilmektedir,

Saygılarımla…

http://www.rd.org.tr/