Kategori arşivi: Reklam ve Tanıtım

Bu bölümde reklam senaryoları yer alacaklardır.

Online Reklamlar Boşa Harcanan Para mı?

İnternetin hızlanması ve buna paralel mobil cihazlar ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte sosyal mecraların da bu gelişime katılmasıyla birlikte dijital devrim dediğimiz süreç gerçekleşti. Avrupada ve Amerika’da dijital devrim süreci daha özümsenerek gerçekleşti; fakat Türkiye ve benzer ülkelerde bu süreç neredeyse tepeden inme gerçekleşti. Neden mi?

Daha birkaç yıla kadar kim twitter’dan haberdardı? Ya da insanlar haber sitelerinden veya çöpçatanlık sitelerinin dışında hangi sosyal mecraları biliyordu? Ben sayının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Instagram, Pinterest ve LinkedIn’i kim biliyordu? Bu konuda ısrar ediyorum,  şu anda sokağa çıkın ve sorun, belirli bir eğitim seviyesine sahip insanların dışında bu siteleri bilen insan çok azdır. Tv reklamlarında, haberlerde ve dergilerde karşılarına sürekli çıkan sosyal mecralar facebook, twitter ve google + ‘ın dışında diğer sosyal mecraların çok bilindiğini düşünmüyorum.

Peki çoğunluk dijital medyadan haberdar değilse online reklamlar kampanyanız için ne kadar etkili olacak? Şirketinize göre veya satacağınız ürüne göre hedefleyeceğiniz kitle dijital medya’da reklamınızı görebilecek mi? Örnek olarak facebook reklamlarını örnek alalım. Ben 5-6 yıllık facebook serüvenimde hatırladığım 1 tane bile facebook reklamı yok. Gözlerimi kapatıyorum ve dijital mecrada hangi reklamı ya da banner’ı hatırlıyorum diye ( Hatırladığım birkaç reklam var  ama bunlar banner değil ), size açık bir şekilde itiraf ediyorum aklıma hiçbir reklam veya marka gelmedi:) o zaman pazarlamacılar dijitale para yatırırken ne kadar etkili olacak dikkat etmeli öyle değil mi?

Peki banner’ı nasıl bilirdiniz derseniz, hiç iyi bilmiyorum derim; çünkü banner gördüğüm zaman kaçıyorum ve banner’a alternatif siteye giderken 10sn sonra yönlendirileceksiniz gibi reklamlar çıkıyor ve aynı şekilde gözlerimi kapatıyorum:))) ve o kadar hızlı bir şekilde atla’ya basıyorum ki o reklamı görmem mümkün bile değil.

Özetlemem gerekirse banner ve diğer dijital reklamlara tıklamıyorum ve aklımda kalmıyor. Diğer yaratıcı reklamları da sadece izliyor ve gülüyorum. Örnek olarak viral yapılan kampanyalar ve video reklamlara şamata olsun diye bakıyorum:) Örnek olarak Pepsi’nin yaptığı basket oynayan Uncle Drew çok güzel bir reklam çekmişler hoşuma gitti; fakat bu reklamı izledim diye pepsi içmiyorum ve izleyen hiçbir arkadaşım da pepsi içmiyor?? İşte bu noktada pazarlamacıların çuvaldızı kendilerine batırmaları gerekiyor ve boşuna para harcamamaları gerekiyor. Peki dijital reklamlar başarılı olmuyorsa en etkili yöntem nedir diye soracaksınız! Yani ne yapalım online reklam vermeyelim mi derseniz ben verin ama nasıl reklam kampanyası oluşturacağınızı iyi planlayın derim. Geleceğin trendi içerik pazarlamasıdır. Biraz içerik pazarlamasını bilmeyenler için özetleyelim.

İyi içerikler oluşturan siteler ve basılı yayınlar aracılığıyla ürünü tanıtmak diye özetleyebiliriz. Örnek olarak iphone 5 incelemesini video ile yapan bir site aslında iphone 5’in pazarlamasını yapmaktadır; fakat bu pazarlamayı iphone 5’i satın alın diye güzünüze sokmuyorlar, özelliklerini ve sizin için faydalı olacak yönlerini gerçek ve dürüst bir incelemeyle anlatarak sizi güdülüyorlar ve siz de ikna olursanız satın alma gerçekleşiyor.

Şimdi size bir soru sormak istiyorum lütfen yorum bırakarak bu soruya cevap verir misiniz, bir ürün satın alırken ne yapıyorsunuz? Hemen gazete almaya koşup ilanları mı inceliyorsunuz; yoksa google’da arama yapıp ürünle ilgili siteleri gezip özellikleri inceleyip yorumları mı okuyorsunuz. Bence 2. seçeneği yapıyorsunuz; çünkü bende bu yöntemi tercih ediyorum:)) İçerik pazarlaması işte bu demek!

Bu örnekle ne demek istediğimi daha iyi anlattığımı düşünüyorum ve yazıyı okuduğunuz için tşk ederim, aşağıda içerik pazarlaması için iyi hazırlanmış örnek siteleri bulabilirsiniz.

BeingGirl.com, Man Of The House , Home Made SimpleGeneral MillsTablespoon.com , KraftRecipes.com. Responsibility Project , Allstate blog.

Soner Görpeli tarafından yazılmıştır

Reklamlar

E-Mail Kutunuz Hiç Bu Kadar Sizi Mutlu Edemezdi…

Hepimizin bildiği gibi e-maillerle uğraşmak çok zor ve e-mail kutunuza girdiğinizde bir sürü gereksiz mail ile karşılaşıyorsunuz. Bunun üstüne bir de spam mailler işe dahil olunca ciddi bir baş ağrısına dönüşüyor.

Bazen haftalarca maillerinize bakmadıysanız, sanırım bir daha bakma cesaretinde bulunmayacaksınız:) çünkü tahmini olarak 3 Bin mail birikmiş olacak ve toplu sildiğinizde de acaba bir şeyleri yanlış sildim diye düşünebilirsiniz. Bildiğiniz gibi artık ticari maillerin sayısı çok fazla, her ne kadar e-mail adresinizi gizleseniz de doldurduğunuz bir mağazadaki formdan yola çıkarak neredeyse tüm sektörün eline mailiniz geçiyor ve firmalar pazarlama argümanlarını size gönderiyorlar.

Geçmişi bir düşünün, bundan 3 yıl önce neredeyse her mesaja cevap yazıyordunuz öyle değil mi? Evet bende öyle yıllar önce her mesajı okur ve cevap yazardım; şimdi ise sadece başlıklara bakıp geçiyorum ve mailleri açmıyorum. Hatta haftasonu bir gün evden çıkmayarak bütün maillere filtre oluşturuyorum ve spam, ticari mailleri engelliyorum:) Hatta sadece arkadaşlarıma verebileceğim özel e-mail adresi oluşturdum ve sadece tanıdığım insanlara veriyorum.

Peki sorunu yukarıda işledik; şimdi çözüme geçelim:) Pazarlamacı değilim ama bu programı tanıtacağım : SaneBox isimli bir yazılım ve online çalışıyor. SaneBox maillerinizi izliyor ve hangi mailleri okuyorsanız o mailleri öncelikli olarak tanımlıyor ve dikkate alıyor; okumadığınız mailleri SaneLater klasörüne atıyor. Ayrıca SaneBox gün ve saat olarak mailleri analiz ediyor ve hangi önemsiz mailin hangi saatlerde geldiğini de analiz ederek yeni kurallar oluşturuyor.

Ücretsiz üyelik için bu linke tıklayarak siteye üye olabilirsiniz. Aylık 5$ karşılığı SandBox’ı diğer e-posta hesaplarınızı entegre etmek için de kullanabilirsiniz.

Soner Görpeli tarafından yazılmıştır.

44TL’ye THY ile istediğiniz yerlere uçma fırsatı…

44TL’ye THY ile istediğiniz yerlere uçma fırsatı…

thy-kampanya-art

Wingo, seni Türkiye’nin dört bir yanına her şey dahil, 44 TL’den başlayan fiyatlarla ve Türk Hava Yolları konforuyla uçuruyor. Şimdi, sen de biletini erkenden al, kış dönemi uygun fiyat fırsatlarını yakala!

Yukarıdaki spotdan da anlaşılacağı üzere THY’nin yeni kampanyası ile 44 TL’den başlayan fiyatlarla istediğiniz çeşitli noktalara THY size uçma fırsatı sağlıyor. Ben İzmir’i görmek istiyorum ve macera olsun diye Cumartesi sabah İzmir’e uçtuktan sonra Pazar geri dönmeyi düşünüyorum. Bilmiyorum size komik gelebilir fakat İzmir’le ilgili böyle bir hayalim var:)

Bugün işyerinde bir arkadaşım bu kampanyadan beni haberdar ettiği için, bende kaçırmayın ve kampanyadan yararlanın diye bloğumda yazmak istedim.

Hemen satın almak için tıklayın.

Erken Rezervasyonla Tüm Türkiye Her Şey Dahil 44 TL

Kampanya dönemi    Kampanya kapsamında biletler 8 Ağustos 2012 – 14 Ağustos 2012 tarihleri arasında satın alınabilir.    Uçuş dönemi 5 Kasım 2012 – 31 Mayıs 2013 tarihleri arasıdır.

Aşağıdaki tarih aralıklarındaki seferler promosyon kapsamında değildir.
28 Aralık 2012 – 2 Ocak 2013
25 Ocak 2013 – 11 Şubat 2013
18 Nisan 2013 – 24 Nisan 2013
17 Mayıs 2013 – 20 Mayıs 2013

http://www.turkishairlines.com/tr-tr/kampanyalar/13440/44tlye-ucma-firsati

Gitmek istediğiniz yerler varsa şimdiden satın alıp ucuza gidebilirsiniz. Bu haberi de sizinle paylaştıktan sonra iyi yolculuklar ve keyifli tatiller diliyorum.

Soner Görpeli tarafından yazıldı.

Oscar Pistorius, ‘Bacakları Olmayan En Hızlı Şey’ 45.44’lük derecesiyle tarihe geçti

Oscar Pistorius, olimpiyatlarda adından söz ettiren ve bugün düzenlenen yarışla tarihe geçen engelli sporcu 400 metre elemelerinde serisini 2. bitirmeyi başardı. 25 yaşındaki atlet 45.44’lük derecesiyle bir sonraki tura geçti.

Dünya çok şey yaşadı ve birçok sporcu gördü; fakat 400 metrede yarışan ve yapay bacaklarla 2. olan ve kapasitesine göre çok iyi bir derece yapan böyle bir sporcu görmedi. Bugün yapılan yarışla dünya tarihine geçti. Yarı finalde nasıl bir performans göstereceğini açıkçası bende çok merak ediyorum ve yarışı dört gözle bekliyorum, lütfen bu azmin mücadelesini kaçırmayın.

Pistorius’un koştuğu seriyi Dominik Cumhuriyeti’nden Lugelin Santos 45.04 ile kazandı. 400 metrede yarı final yarışları 5 Ağustos 2012 Pazar TSİ 22.40’ta koşulacak.

Oscar Pistorius, ‘Bacakları Olmayan En Hızlı Şey’ 45.44’lük derecesiyle tarihe geçti

Pistorius’un hayatı ve detaylar için bir önceki yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz :

http://yaviga.com/2012/08/01/bicak-ayak-olimpiyatlarda-derece-icin-kosacak/

Soner Görpeli tarafından yazılmıştır.

Markanız Bukalemun Gibi Değişken Mi? Marka Renk Kuralı…

Merhaba başlığı okuduktan sonra meraka kapıldığınızın farkındayım. Özellikle de bir işletmede marka yöneticisiyseniz konuyu biraz merak etmiş olabilirsiniz. Kendinize benim markam nasıl bir bukalemun olabilir diyebilirsiniz. Şöyle olur : logonuzda bir sürü renk varsa ve insanlar markanızı hatırlayamıyorsa, evet sizin markanızda bir bukalemuna dönüştürülmüştür. Herkes bukalemunun renkli olduğunu bilir; fakat hiç kimse hangi renk olduğunu bilmez! Yanlış mı düşünüyorum?

Haydi o zaman yazıyı okumaya başlayalım:) Bu yazımda markada renk kuralından bahsedeceğim; fakat renk kuralıyla ilgili bir şeyler yazmadan önce, marka hakkında hiç bilgi sahibi olmayan veya marka nedir bilen fakat tam olarak tarif edemeyenlere ön bilgi vermek istiyorum.

Marka Nedir? Sorunun cevabını 10 saniye düşünmenizi istiyorum. Bu soruyu size sorduğumda kafanızda ne canlandı? Burger King, Mc Donalds, Starbucks, intel, AMD, BMW, Mercedes, Nike veya sizin sevdiğiniz markalar canlandı öyle değil mi? Şahsen bana bu soru sorulsaydı kafamda direk Mini Cooper canlanırdı; çünkü marka imajı bende çok kuvvetli, bu arada Mini Cooper’ın rengi nedir bilmiyorum, hatırlamıyorum:)

Konuyu fazla dağıtmadan size marka nedir özetlemek istiyorum. Türk Patent Enstitüsüne göre markanın tanımı bu şekildedir :

Marka, bir işletmenin mal ve/veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal ve/veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işarettir.

Bana göre ise kısaca marka bir işletmeyi diğerlerinden ayırt eden işarettir. Evet markanın tanımını yaptıktan sonra konumuzla ilgili bağlantıyı tam bu noktada kurabiliriz. Markanın ayırt edilebilir olması için renk çok önemlidir. Burger King dediğimde aklınıza hangi renk geliyor? Birde Mc Donalds dediğimde hangi renk geldi?

Renkleri hatırlamama ihtimalinize karşı resimleri ekledim. Peki ne görüyorsunuz, evet iki markanında benzer renkleri var. İkisinde de sarı ve kırmızı renkler ağırlıklı kullanılmış. İşte bu noktada markada renk kuralı devreye giriyor.

Markada renk kuralına göre bu iki firmanın yaptığı çok yanlış! Nedenini kısaca şöyle özetleyelim : Marka renginiz kendinize rakip olarak seçtiğiniz işletmenin tam zıttı/karşıtı olmalıdır. Burger King ve Mc Donalds, ikisi de dünya devi ve aynı kulvardalar; fakat birbirlerinden ayır edici özellikleri olan marka renkleri aynı! Bu çok yanlış bir uygulama, sanırım firmalar bunun farkında ama milyonlarca dolar yatırım yaptıktan sonra logoyu değiştirmek zor olsa gerek:)

Peki bir de bilgisayar işlemcisi yapan intel ve amd’yi düşünün. Logoları ve renkleri kafanızda canlandı mı? Canlanmadıysa hatırlamanıza yardımcı olmak için logoları yazıya dahil ediyorum. Peki ne gördünüz, iki farklı logo ve renk. intel mavi rengi kullanmış; AMD ise yeşil, işte çok doğru bir uygulama örneği. İki firma aynı kulvarda birbirleriyle çok ciddi rekabet halindeler ve ikisi de çok güçlü firmalar. Seçtikleri renkler çok doğru renkler; çünkü mavi ve yeşil 5 temel renkten ikisi. Markanız için eğer bir renk seçecekseniz 5 temel rengi seçmeniz markanızın akılda kalması için çok faydalı, bu renkler : Kırmızı, Turuncu, Sarı, Yeşil ve Mavi’dir.

Şimdi biraz renkleri inceleyelim, neden renkler bu kadar önemlidir; çünkü renklerin herbiri gözün farklı noktalarında oluşmaktadır. Renk spektrumunun kırmızı ucunda yer alan renkler, retinanın hemen arkasında oluşur. Bundan dolayı, baktığınızda kırmızı rengin üzerinize doğru geldiğini hissedersiniz. Neden broşürlerde vb görsellerde devamlı kırmızı tercih edilir; çünkü ayırt edilmesi en kolay renklerden biridir. Renk spectrumunun mavi ucundaki renkler, retinanın hemen önünde odaklanır. Mavi renk sizden uzaklaşıyormuş izlenimi verir. Kırmızı enerji ve heyecanın ya da insanın yüzünün rengi iken; mavi ise sakinleştirici, huzur veren, dinlendirici bir renktir.

Her rengin kendine özgü özellikleri bulunmaktadır, mavi dinlendirici bir renktir, kırmızı iştah açar, yeşil huzurun sakinliğin ve yaratıcılığın rengidir, sarı geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin rengidir. Dikkat ederseniz fast food sektöründe sarı kullanılmıştır; çünkü yemek yemek geçicidir. Anlık yemek yer ve gidersiniz, taksiler de sarıdır, dikkat çekicidir. Daha ciddi ve kalıcı işler yapan kurumlar logolarında sarıyı kullanmaması mı gerekiyor, bu konuda düşünmek gerekiyor?  Lacivert otoriteyi temsil eder, bundan dolayıdır ki şirketler ve devlet kurumları tarafından kullanılır.  Siyah gücü ve asilliği temsil eder. Beyaz temizliği ve saflığı temsil eder.

Yukarıdaki örnekleri düşünerek firma logolarını incelediğinizde aslında renklerin ne kadar önemli olduğunu ve logolarda bilinçli kullanıldığını anlıyoruz. Örnek olarak Kariyer.net mor rengi kullanıyor. Mor renk nevrotik bir renktir ve insanların bilinçaltını korkutan bir renktir. Bir taraftan da umut, zenginlik ve yeni fırsatların rengidir,  İş arayanların psikolojisinde aslında birçok duyguyu içiçe yaşamaktadır. Bir taraftan işsizliğin sıkıntısı; bir taraftan da umut ve para kazanma ihtiyacı. Sizce sarı renkli bir İK sitesi ne kadar uygun olurdu?

Markanızı oluştururken renk kuralını dikkate almanız, markanızın çok daha akılda kalıcı olmasını sağlayacaktır. Coca Cola’yı düşündüğünüzde aklınıza hangi renk geliyor : tabiki kırmızı. Peki Pepsi : Mavi mi:) Evet şimdi mavi ama daha önce Pepsi’nin logosundaki kırmızı renk ağır basıyordu. Aynı kulvarda iş yapan iki firmanın, aynı rengi paylaşamayacağı ve bunun çok büyük bir hata olduğunu fark ettiler ki, Pepsi yöneticileri logolarında ve kurumsal renklerinde maviyi daha baskın kullanmaya başladılar.

Özetlemek gerekirse, markanızı oluştururken renklerin önemini dikkate almalısınız. Renklerin dışında başka faktörlerle markanın akılda kalıcı olması için çok etkili; fakat bu yazımda renklerin önemine dikkat çekmek istedim. Daha sonraki yazılarımda markanızın etkili olması için diğer kuralları da yazacağım.

Zaman ayırdığınız ve okuduğunuz için çok teşekkür ederim.

Written by Soner Görpeli

Blogger

Marka Yaratmanın 22 Kuralı isimli kitabı okuduğumdan dolayı alıntı yaptığım noktalar vardır. Kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Marka Yaratmanın 22 Kuralı

AL & LAURA RIES – MediaCat

Önce Siz Değişin, Sonra Müşterileriniz Sizi Takdir Etsin… Pazarlama 3.0 devamı…

Pazarlama 3.0’la ilgili yazdığım makalede pazarlama’nın tarihi ve gelişim sürecini anlatmıştım, linke tıklayarak ulaşabilirsiniz ( Pazarlama 3.0 ).  Bu yazımda ise pazarlamanın pratikte nasıl çalıştığı konusu işleyeceğiz.

Pazarlama 3.0’la ilgili yazıyı şu cümleyle bitirmiştim : “Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.” Aslında pazarlama 3.0’a kısa bir tanımlama yapmamız gerekiyorsa, bu özet yeterlidir diyebiliriz. Peki artık şirketler neden müşterinin ruhuna seslenmek ve ne istediklerine önem vermek zorundular?

Bu sorunun cevabı aslında sosyal medyada saklı diyebiliriz. Bildiğiniz gibi sosyal medya kavramı günümüzde çok sık dile getirilmeye başlandı, neredeyse her mecrada ve ortamda sosyal medyadan doğrudan ve dolaylı olarak söz ediliyor. Peki şirketler sosyal medyanın gücünün farkında mı? Evet bazı şirketler farkında ve farkında oldukları için de pazarlamada çeşitli alternatifler üreterek tüketicileri etkilemeye ve satış gerçekleşecek şekilde tüketicilerin davranışlarını yönlendirmeye çalışıyorlar. Peki bu durumda tüketiciler ne yapıyor, biraz da bu konu üzerinde duralım.

Tüketiciler geçmişte önlerine ne sunulursa tercih etmek zorundaydılar. 2000 yılından sonra her şey tüketicinin lehine olacak şekilde değişmeye başladı. Tüketiciler internet sayesinde araştırmaya ve bu araştırmanın sonucu olarak da öğrenmeye başladılar. Bildiğiniz gibi öğrenen ve bilinçlenen tüketiciye satış yapmak kolay değildir; çünkü bilinçlenen tüketiciler anlık kararlar vermezler, önce ihtiyacını iyi analiz ederler ve daha sonra satın alacakları ürünle ilgili araştırma yaparlar. Araştırma önce ihtiyaç duydukları ürünle başlar, ürüne karar verdikten sonra ikinci aşama ise ürünleri karşılaştırma ve 3. aşama ise fiyatları karşılaştırmadır. Ürünün fiyatı yüksekse bu süreç daha da komplike hale gelir. İşin içine bütçe girer ve bütçeye göre ürünleri değerlendirmeye de başlarlar ve optimum noktada satış gerçekleşir.

Eğer ortada bütçeyle ilgili sorun yoksa, yani alınacak malın fiyatı sorun değilse bu sefer de işin içine marka, kalite ve hizmet gibi süreçler girer ve döngü bu şekilde devam eder. Konuyla ilgili kendimden bir örnek vermek istiyorum. Şu anda Sony Vaio marka bir laptop kullanıyorum. güzel bir laptop; fakat boyutu büyük olduğu için taşımak zor. Blog yazdığım için daha ince, taşınabilir ve anında açabileceğim, şarjı daha uzun gidecek ( Sony ortalama 2 saat ) bir laptop’a ihtiyacım var. Burada ihtiyaç ortaya çıktı, bu ihtiyaçla ilgili internetten araştırma yaptım ve Dell Ultrabook benim için gerçekten uygun bir ürün olduğuna karar verdim. Dikkat ediyorsanız iyi bir ürünü sosyal medyada sizinle paylaşarak firmanın reklamını istemeden yapıyorum ve Dell’den de para almıyorum:) Neyse, Ultrabook benim bütün isteklerimi karşılayacak bir ürün, peki satın alma neden gerçekleşmedi? Çünkü özellik ve teknoloji olarak yeni bir ürün olduğu için fiyatı çok pahalı. Bu durumda fiyatının düşmesini ve benzer ürünlerin piyasaya çıkmasını bekliyorum, diğer ürünleri kıyaslıyorum ve bütçemi ayarlıyorum. Bu şu demek oluyor : satın alma gerçekleşecek; fakat zamanı belli değil!

İşte bu noktada benim bir markayı tercih etmem için, marka hem ihtiyacıma; hem de ruhuma seslenmeli. Yani beni önemseyerek ne istediğimi, nasıl bir ürün tercih edeceğim gibi konular hakkında fikrime önem vermeli ve rahatsız etmeden iletişimde olmalı. Bunu yapan firmalar mevcut, örneğin apple bu konuda çok başarılı. Tv reklamları, mailler vs ile tüketicileri rahatsız etmiyor; fakat satışları birçok firmanın üstünde. Özellikle iphone ve ipad‘le neredeyse devrim yaptı. Bundan dolayıdır ki hem ipad; hem de iphone sahibiyim ve hala birbirinden farkları ne anlamış değilim ve neden satın aldığımı söyleyeyim belki arge anlamında pazarlamacıların işine yarar : Çünkü çok hızlı açılıyor, şarjı sürekli kullanımda 1 gün gidiyor ve sosyal medya uygulamaları çok işlevsel, dokunmatik ekranı harika ve uygulamalar çok başarılı:) İşte bu yüzden satın aldım.

Başarılı şirketlerin müşterilere yaklaşımlarını incelerseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Apple gibi şirketlerin başarılı olmasının arkasında müşterilerine verdiği önem ve onların fikirlerini dikkate alması çok önemli rol oynuyor. Birde Nokia’ya bakalım, şimdi size iki ayrı kelime yazacağım ve kafanızda ne canlandı söyleyin : 1. kelime İphone – 2. kelime ise Nokia… Bence iphone’u kafanızda canlandırınca istek oluştu; fakat nokia’da ise belirsizlik oluştu ve düşünmeye başladınız. İşte düşünmeye başladığınızda direk iphone’u tercih edersiniz; çünkü kafanızda net bir çizgi oluşturan markaya daha hızlı yönelirsiniz.

Yukarıdaki örneğe bakarak başarısız şirketleri inceleyin. Onlar hep birkaç kişinin veridiği karar doğrultusunda hareket ediyor. Tüketicilerin ne düşündüklerine önem vermiyorlar ve sonrasında ise kötü bir imaj yaratarak batışa geçiyorlar. Örnekleri mevcut GM neden Honda’ya tahtını bıraktı? Çünkü honda pazarı çok iyi analiz etti, tüketicilerin fikirlerine önem verdi ve ihtiyaca göre ürünler üretti bundan dolayı da özellikle Kuzey Amerika’da çok başarılı oldu.

Sonuç olarak şu şekilde özetleyebiliriz, önce kendinizi değiştirin, tüketicileri dinleyin ve onların fikirlerine önem verin. Siz kendinizi değiştirdiğinizde tüketiciler size güvenecek, daha sonra yaklaşacak ve ürünlerinizi satın alacaktır. Artık eskisi gibi bilinçsiz ve araştırmadan satın alan tüketicilerden; eğitimli, araştıran ve ihtiyacına göre ürünü tercih eden tüketiciye doğru bir gidiş var. Tüketiciler değişiyor, sizde değişmek zorundasınız ve değişime ayak uydurmazsanız sonuçlarına katlanmak zorunda kalmanız kaçınılmaz.

Değişim şart diyerek bu yazıyı da sonlandırıyoruz, vakit ayırıp okuduğunuz için çok tşk ederim, diğer yazılarımı okumanız için bende sizin ruhunuza hitap etmek zorundayım:) Bir başka yazıda görüşmek üzere.

Soner…

Sosyal Medya Şirketinizin Kabusu mu, Kurtarıcısı mı Olacak?

Birçok şirket patronu ve yöneticisi sosyal medyayı Facebook’tan veya Tweeter’dan ibaret sanıyor veya konudan bihaber durumdalar. Birçok şirket, sosyal medya departmanlarını oluşturamamış veya oluştursa bile Facebook, Tweeter, LinkedIn’de profil güncelleyerek bu faaliyeti başariyla yerine getirmiş olarak kabul ediyor! Bu büyük bir yanılgı!

Bu yanılgıya düşerseniz sonunda çok zor durumlara düşebilir ya da ciddi anlamda şirketinizi zarara uğratabilirsiniz. Peki nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun diye bana soru yöneltebilirsiniz, bende size, ya söylediklerimin bir anlamı var ve siz doğru adımları atmazsanız çok zor durumda kalabilirsiniz dersem???

Evet düşüncelerimin bir anlamı ve kendi içinde bir mantığı olduğunu düşünüyorum. İnternet dunyasının nasıl geliştiği ve bu noktalara geldiğinden bahsetmeyeceğim; çünkü bunu zaten bildiğinizi düşünüyorum, benim size bahsetmek istediğim: çok geç olmadan doğru adım atmanız gerektiği.

Neden mi? Çünkü bilinen bütün pazarlama teknikleri ve mecralar sosyal medyanın gelişmesiyle anlamını yitirmeye başladı. Sizinle interaktif bir sekilde iletişime geçen bir ilan varken neden s/b bir ilanı okuma zorunda olabilirim? Evet artık ben ilanlara bakarken sadece sayfayı çeviriyorum ve resimlere bakıyorum. Bazen gazete alıyorum, artık bütün medyayı pc, ipad ve iphone’dan takip ediyorum ve laptop’u bile açmaya üşeniyorum:) Biliyor musunuz şu anda bu blog yazımı iPad’imden yazıyorum.

Yukarıdaki paragrafta anlamlı bir cümle vardı fark ettiniz mi? Anlık paylaşım, evet insanlar artık düşündüklerini anlık paylaşıyorlar ve bu paylaşımları izleyip doğru analiz ederseniz bu sizin şirketiniz için çok faydalı ve geliştirici olacaktır, ya takip etmezseniz? Takip edip gerekli aksiyonu almazsanız şirketiniz zor durumda kalacaktır. Örnek, bir otomobil firmasısınız ve pazara sürdüğünüz bir araç modeli hakkında şikayetler sosyal medyada hızlı bir şekilde yayılıyor ve sizin dünyadan haberiniz yok. Herkes tweeterda kahretsin bu firmayı nasıl araba yapıyorlar yolda kaldı vs 140 karakter tweetler atıyor!!!

Yukarıda verdiğim örnekler şu an internette bolca var. Şirketinizle ilgili bir arama yapın ne demek istediğimi anlayacaksınız. Siz şu an için bu şikayetleri umursamıyor olabilirsiniz fakat şirketinizin geleceği için çok tehlikeli olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim:)

Lütfen bir kez daha düşünün: şirketinizde kaç kişi çalışıyor? 500, 1000 , 10000 ve çalışanların tamamı icerik uretebiliyor mu:)) sosyal medyada gönüllü içerik üreten milyonlarca insan var ve hızla da artıyor. Şimdi tekrar düşünün, 500 kişilik bir şirket milyonlarla başa çıkabilir mi? Cevabınız evetse cesaretinizden dolayı sizi tebrik ederim. Hayırsa doğru yoldasınız devam edin lütfen…

GEÇ OLMADAN…

Pazarlama 3.0 Nedir?

Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.

Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0’a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.

Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı.  Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz.  Pazarlama 1.0’da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.

Pazarlama 2.0’a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000’li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.

İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0’ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005’te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.

İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!

İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri  ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…

Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ).  İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0’da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ‘la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.

Pazarlama 3.0’ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?

Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???

Pazarlama 3.0’la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :

“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”

Soner

Hitler’li Biomen Reklamı ve Afaroz Edilme..!

Çok tepki çeken Hitler’li şampuan reklamı, reklamı hazırlayan M.A.R.K.A. reklam ajansına ihraç getirdi.

Reklamcılar Derneği bu kararını üyelerine şu şekilde duyurdu:

Konu : Üyemiz M.A.R.K.A İletişim Hizmetleri hakkında açılan disiplin soruşturması kapsamında 2 Nisan 2012 tarihli Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu’nca alınan kararın paylaşımına ilişkindir.
Değerli Üyemiz,
M.A.R.K.A. İletişim Hizmetleri’nin BIOTA Bitkisel Kozmetik Laboratuarları A.Ş. için hazırlamış olduğu BİOMEN Erkek Şampuanı – Hitler reklam filmi, açılan disiplin soruşturması çerçevesinde ilgili kurullarımızca incelenmiş, yazılı savunma değerlendirilmiştir;
-30 Mart 2012 tarihli Disiplin Kurulu, üyeliğin sona erdirilmesi yolunda görüş vermiştir.

Yukarıdaki kararı gazetelerden okuduktan sonra ne tepki versem diye düşündüm, RD bu kararı neye dayaranak verdi ben açıkçası anlam veremedim!

Reklamcılık demek fikir özgürlüğü demektir, Devlet yasaklasaydı belki bir şekilde anlayabilirdim; fakat RD’nin bu kararı vermesi çok şaşırtıcı geldi bana(?)

Reklamda kullanılan metnin bir kısmı “Kadın elbisesi giymiyorsan, kadın şampuanı da kullanma. Artık yüzde 100 erkek şampuanı Biomen var. Erkeksen Biomen kullanırsın.”

Metin ve slogan gerçekten çok dikkat çekici ve bence bu reklam amacına çok kısa yoldan ulaşmış gibi de gözüküyor! Bu noktada şu soruyu soracağım, Reklam neden yapılır? Bu soruya verilecek çok cevap var ama ben kısaca özetlemek istiyorum: Amaca en kısa yoldan ve hızlı şekilde ulaşmak ve ürünü sattırmak için yapılır. Eğer bu söylediğimde hem fikirsek bu reklamın başarısız olduğunu söyleyemeyiz.

Reklamı izleyip bu reklam hakkında blog yazıyorsam ve Biomen Şampuan’dan ben ve bütün çevrem haberdar olmuşsa çok etkili bir reklam diyebiliriz…

Peki bu durumda reklamı yapan M.A.R.K.A neden RD’den ihraç edildi? Ben bu kararın çok doğru olduğunu söyleyemeyeceğim, ortada reklamda ünlü kullanımı var:) kullanılan ünlünün hitler olduğunu düşünürsek etik olarak üzerinde çok konuşmak ve tartışmak gerektiğini de biliyorum; fakat RD’nin bu reklama tepkisi ajansı ihraç etmek olmamalıydı. Ajansı uyarabilir ve reklamı geri çektirebilirdi ve bu şekilde fikir özgürlüğünün de önüne geçilmezdi…

Ortada sorun varsa çözüm de her zaman vardır, fakat ülkemizde demokrasi ve düşünce özgürlüğü sözle olduğu için hep afaroz etme yöntemi tercih edilmektedir,

Saygılarımla…

http://www.rd.org.tr/

Pazarlamacılar için Obama kampanyasından 10 ders / Lessons for marketeers from the Obama Campaing

1. Amacınız tanımlayın. Çevresinde bir entegre dijital strateji oluşturun.

1.Define your goal. Build an integrated digital strategy around it.

2. En akılları işe dahil edin. Çalıştırmak için onları güçlendirin.

2.Bring the best minds to the table. Empower them to execute.

3. Yapabildiğiniz anda oyunun kurallarını değiştirin

3.Change the rules of the game where you can.

4.Müşterilerinizin tutku seviyelerini arttırın.

4.Leverage your customers’ passion.

5.Kontrolü bırak. Evet başarabilirsin(yoksa!)

5.Relinquish control. Yes, you can. (Or else…)

6.Bölümleyin ve iletişime geçin. İlişki kurallarını belirleyin.

6.Segment and connect. Relevancy rules.

7.Dönemeçin bir adım önünde olun. Aksi takdirde müşterileriniz siz olmadan hareket edecektir.

7.Stay ahead of the curve. Or your customers will move on without you.

8. Birçok küçük kampanyalar oluşturun. Taktikler, strateji kadar önemlidir.

8.Run many small campaigns. Tactics matter as much as strategy.

9. Online topluluğun, gerçek dünyada kazandırdığından emin olun.

9.Make sure online community translates to real world wins.

10.Oyunun sonuna odaklanın. Satışı tamamlayın.

10.Focus on the endgame. Close the sale.

Article by Soner