Kategori arşivi: Programlar

Süper Bilgisayarlar Çok Yakında Herkes İçin Ulaşılabilir Olacak…

Evet başlığı okuduktan sonra, acaba yanlış mı gördüm diyebilirsiniz; çünkü böyle bir teknoloji şu an için sadece NASA gibi son teknolojiye sahip kurumlarda var. Aslında imkansız gibi görünen bu teknolojiye ulaşmak; çok da imkansız değil!

Raspberry Pi ve Arduino, iki donanım firması tarafından esinlenen ve bilgisayar çipleri üreten Adapteva tarafından hayata geçirilen çipler sayesinde, artık çok yakında süper bilgisayarlar kişisel kullanıma uygun hale getirilecek. Daha doğrusu bu şirketlerin amacı süper bilgisayarlar oluşturarak, yüksek işlemci gücü gerektiren bilgisayarları herkesin kullanımına uygun hale getirmek.

Şirketin projesinin adı Kickstarter, Parallella adlı projenin desteklenmesi için çok çekirdekli işlemciler geliştirilmiş durumda. Projenin temeli C/C++ gibi dillerle programlanan işlemciler birbirleriyle hızlı bir şekilde ağ aracılığıyla iletişim kurarak işlem gerçekleştiriyorlar ve bu şekilde süper bilgisayarlar ortaya çıkıyor.

Parallella bilgisayar iki çekirdekli ARM A9 CPU ile çalışacak ve Epiphany çok çekirdekli hızlandırıcıyla desteklenecek. GB RAM ve USB 2.0 slotları ve Ethernet bağlantısına sahip olacak ki bu şekilde diğer işlemcilerle haberleşip süper bilgisayarların temeli atılacak.

Adapteva şirketinin şu an için bu sistemi kurması sadece paraya bağlı ve internet siteleri aracılığıyla projeye destekçi arıyorlar. Projeyi 99 $ bağışlayarak destekleyebiliyorsunuz.  Kampanya sadece 25 gün önce başlamasına rağmen; şimdiye kadar 137.000 $ para topladılar ve 750.000 $’lık da bağış yapacağını belirten kullanıcıya sahip oldular.

Proje tamamlandığında bireysel kullanıcılar, akademisyenler, öğrenciler gibi birçok grubun işine çok yarayacak; çünkü bu kiteler şu an için süper bilgisayarların nimetlerinden faydalanamıyorlar! Şirketler bile faydalanamıyor! Acaba 99 $ yatırıp bende bu süper bilgisayar imkanlarından faydalanabilir miyim acaba?

Linke http://www.kickstarter.com/projects/adapteva/parallella-a-supercomputer-for-everyone tıklayarak siteye gidebilir, projeyi inceleyebilir, dilerseniz projeye destek verebilirsiniz.

Soner Görpeli yazdı.

Reklamlar

Bu Robot Usain Bolt’tan Daha Hızlı Koşuyor..!

Geçmişte bilim kurgu filmleri izlediğimizde yok artık dediğimiz sahnelerle karşılaşırdık. Konuşan arabalar ve robotlar, kendi kendine hareket eden uçaklar ve uzay gemileri, ve transformerslar vardı! Transformerslar benim çocukluk kahramanlarımdı ve o yıllarda bu kahramanlar sadece çizgi karakterlerden ibaretti ve böyle robotların bir gün karşımıza çıkacağına o yıllarda kimse inanmazdı!

Aradan 20-25 yıl geçtikten sonra inanılmaz teknolojik buluşlarla karşılaştık. Tarihte görülmemiş bir teknoloji devrimi yaşıyoruz ve insanların işine yarayan bu teknoloji gelecekte insanları tehdit edecek mi? Herkesin bildiği ve severek izlediği Terminatör filmindeki ana konu: insanların robotlara karşı savaşmasıydı ve ilk terminatör yayınlandığında tabiki herkesin düşündüğü bu sadece bir filmdi!

Peki filmdeki gibi robotlar insanlığı tehdit edecek mi? DARPA’nın Çita adlı robotunun videosunu izledikten sonra açıkça söyleyebilirim ki, insanlar önümüzdeki 100 yıl içinde robotlarla savaşmaya başlayacak ve robotlar insanlığı tehdit eder durumda olacak!  Robotlarla ilgili düşüncelerimi daha sonraki bir yazımda yazacağım; fakat bu robotla ilgili haberi sizinle paylaşmak istiyorum.

DARPA (Defence Advanced Research Projects Agency) kısaca açılımı Amerikan Ordusu için teknoloji geliştiriyor ve her konuda araştırma yapıyor. Habere konu olan projeleri Çita isimli robot. Bu robot Usain Bolt’tan daha hızlı koşar seviyelere ulaştı! Usain Bolt, en fazla saatte 44.7 km hız yapabiliyor. DARPA’nın robotu Çita ise saatte 45.5 km hıza ulaştı ve hızı daha da artırılacak!

Bu robot askeri amaç için geliştiriliyor ve karadaki en hızlı canlı olan Çita örnek alınıyor. DARPA, Çita’nın bütün hareketlerini kameralarla kaydediyor. Robot geliştirirken bu görüntülerden ilham alınıyor ve Çita koşarken sergilediği bütün hareketler robot üzerine hem mekanik hem de yazılımsal uygulamalarda uygulanıyor. Robot’un misyonu savaşta askerlere yardımcı olmak ve çöl vb gibi alanlarda savaşmak! Bu rototun farklı bir versiyonu ise yük taşımak için geliştiriliyor ve askeri mühimmatı taşımak için ise bu robotlar kullanılacak.

Şu anda laboratuvar ortamında ve koşu bandında denemeler ve geliştirme faaliyetleri yürütülüyor; fakat önümüzdeki yıl bu robot sahada denenecek! Robota karşı sorulan en önemli soru ise sivilleri öldürecek mi sorusu? Uzmanlar bu robotun ileride insanlara karşı kullanılacağı ve asker sivil ayrımı yapamayacağını ve karşısına çıkan canlıları öldürebileceğinden korktuklarını belirttiler!

Önümüzdeki yıllarda robotların karşımıza çıkması artık kaçınılmaz, videoyu izlediğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız..!

Daha fazla yazı için http://yaviga.com’u ziyaret edebilirsiniz.

Soner Görpeli yazdı.

iPhone’la Çalışan Simülasyonlu Antreman Bisikleti

iPhone hayatımıza girdiğinden bu yana çok çeşitli uygulamalara şahit oluyoruz. Bu uygulamalardan bazıları da sporla ilgili ve uygulamayı yapanların başında Nike geliyor. İlk iPhone 3gs aldığımda içindeki Nike Running uygulamasına hayran kalmıştım ve şimdi de 4g’de yine bu uygulamayı kullanıyorum. Uygulama GPS sinyallerini takip ederek koştuğunuz mesafeyi gösteriyor.

Bu tip uygulamalara benzer uygulamalar da mevcut, örnek olarak eldomondo da nike running’e benzer bir uygulama ve aynı şekilde koştuğunuz mesafeyi, yaktığınız kalori gibi detayları öğrenebiliyorsunuz. Ayrıca kablosuz birçok araç bu tip dataları size sağlıyor, nabzınızdan tutun birçok datayı topluyor ve size raporlama yapıyor. Peki çok yoğunsunuz ve dışarıya çıkamıyorsunuz, nasıl antreman yapardınız?

Bu konuda sizin için düşünen insanlar mevcut ve Wahoo Fitness KICKR Power Trainer ismini verdiği simülasyon bisiklet uygulamasıyla size bu imkanı veriyor. Bu araç ilk iPhone bağlantılı antreman bisikleti ve bu bisikletle aynı doğada spor yapar gibi spor yapabiliyorsunuz.

Bisikleti iPhone’nunuza Bluetooth 4.0 ve ANT+ teknolojisini kullanarak bağlayabiliyorsunuz. Pedal çekerken direnci otomatik olarak artırabilir ya da azaltabilirsiniz. Simülasyon size çok çeşitli seçeneklerde antreman yapmanıza imkan veriyor. Örnek olarak tepelere tırmanma, sahilde gezinme, taşlık yolda ilerleme gibi çeşitli simülasyon imkanları sağlayarak hem antreman yapmanıza; hem de spor yaparak fit kalmanıza imkan veriyor.

Ayrıca TrainerRoad ve Kinomap Trainer siteleri ziyaret ederek hem teknik araçlara ve ekipmanlara ulaşabilirsiniz ve satın alarak antreman yapabilirsiniz. Aşağıdaki linkten bu sitelere ulaşabilir ve uygulamanın/sistemin nasıl çalıştığı gibi detaylara ulaşabilirsiniz.

KICKR Power Trainer EUROBIKE 2012’de demo olarak gösterildi ve Kasım ayında ilk olarak Amerika’da satışa sunulacak. Fiyatı şimdilik belli değil; fakat tahmin etmek zor değil, yukarıda paylaştığım linklerden siteleri ziyaret eder ve oradaki sistemlerin fiyatına bakarak fiyatları tahmin edebilirsiniz. Yukarıdaki videoları izleyerek aksiyon halindeyken bu araçları görebilirsiniz.

Soner Görpeli yazdı.

Daha fazla yazı için http://yaviga.com’u ziyaret edebilirsiniz.

Pazarlama 3.0 Nedir?

Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.

Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0’a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.

Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı.  Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz.  Pazarlama 1.0’da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.

Pazarlama 2.0’a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000’li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.

İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0’ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005’te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.

İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!

İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri  ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…

Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ).  İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0’da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ‘la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.

Pazarlama 3.0’ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?

Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???

Pazarlama 3.0’la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :

“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”

Soner

Stop Motion Animasyon ve Yaratıcılığın Dünyası:)

Merhaba yeni bir yazıyla birlikteyiz bu yazımda sizlere yaratıcılığın sınırlarını zorlayan bir dünyadan bahsedeceğim. Konuya ilgili olanlar belki bu konuda bilgi sahibi olabilir; fakat hiç bilmeyenler mutlaka bu yazıyı okumalı ve linklere tıklayarak video’ları izlemeliler:)

Peki konumuza başlayalım, konumuz Stop Motion Animasyon, uzatmadan hemen açıklayalım ve daha sonra ayrıntılarını ele alalım isterseniz. Stop Motion Animasyon(SMA) kısaca anlatmak gerekirse; arka arkaya çekilmiş yüzlerce fotoğrafın çeşitli video programlarıyla arka arkaya yerleştirilmesi ve tamamlandığında ortaya birbirini takip eden, anlamlı video görüntülerinin oluşturulduğu tekniktir.

Yukardaki, yani  fotoğrafçılık SMA tekniğini açıklamak gerekirse, saçlarını yıkamış bir bayanın, saçlarını kurutana ve şekillendirene kadar geçen süre boyunca,bayanın yüzlerce ya da binlerce fotoğrafını çektikten sonra, bu fotoğrafları video programında düzenledikten sonra, üzerine birde müzik montajlayıp güzel görüntüleri ortaya çıkarmak olarak net bir şekilde özetleyebiliriz. Aşağıdaki linke tıklayarak bu örneğe ait SMA tekniğini içeren video’yu görebilirsiniz.
http://vimeo.com/2470086

Yukarda SMA tekniğinde, yüzlerce arka arkaya çekilen fotoğraflar düzenlenerek oluşturulmuş videoyu incelediniz. Bu paragrafta çizgi filmlerde olduğu gibi, çizim ve 3d animasyonların kullanıldığı stop motion videolardan ve bunların tekniğinden bahsedeceğiz. Bu teknikte de yine 3 boyutlu programlarda oluşturulan animasyonlar ve çizim olarak ortaya çıkan resimler, video programlarındaki framelere arka arkaya yerleştirilerek oluşturulmaktadır. Görüntüler yerleştirildiğinde ortaya harika videolar ve klipler çıkmaktadır. Örnek olarak yukardaki yani sayfa başındaki videoyu aşağıdaki linke tıklayarak izleyebilirsiniz.
http://www.vimeo.com/877053

Üçüncü teknik ise çekilen resimlerin yani fotoğraf makinesiyle çekilen resimlerin; dijital ortamda oluşturulmuş 3 boyutlu ya da 2 boyutlu görüntülerle harmanlanması ve ortaya gerçek görüntüleri aratmayan harika kliplerin ortaya çıkması, bu örneğe uygun klibi ise aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.
http://vimeo.com/2416897

Sonuç olarak SMA’nun ne olduğunu kısa ve özetle öğrendiniz, daha detaylı bilgi almak için arama motorlarından ve aşağıdaki linklere göz atarak öğrenebilirsiniz. Smashing Magazine dergisinin bu konuda çok güzel bir sayfası var, bu sayfaya bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz ve diğer video örneklerini görebilirsiniz :

http://www.smashingmagazine.com/2008/12/31/50-incredible-stop-motion-videos/

Download Managers : Download Programları

Herkese merhabalar:) Uzun süren bir aradan sonra yine sizinle birlikteyim ve bu yazımda size download manager’lardan bahsedeceğim. Bu programları kısaca program yükleme aracıları olarak  türkçe adlandırabiliriz.

Genel olarak bütün programlar birbirine benzediği için, bu yazıda size Free Download Manager‘dan bahsedeceğim. Bu linke : Free Download Manager tıklayarak siteye gidebilir ve programı indirebilirsiniz. Program tamamen ücretsizdir ve içinde herhangi bir ajan tarzı istatistik tutan program yoktur. Programı siteden indirdikten sonra bilgisayarınıza güvenle kurabilirsiniz.

Programı bilgisayarınıza kurduğunuzu farzederek tanıtmaya başlıyorum. Programın en önemli özelliği Torrent sitelerinin linklerini direk indirme özelliğidir. Bittorent gibi sitelere girdiğiniz zaman, verilen program indirme linkine tıkladığınız anda FDM devereye giriyor ve programı indiriyor. Ayrıca diğer sitelerde bulunan programları da download linkine tıkladığınız zaman otomatik olarak indirme listesine alıyor ve programı kesintisiz indiriyor.

FDM’nin diğer bir önemli özelliği de; ara verilen ya da durdurulan programın, daha sonraki bir zamanda tekrar indirmeye başlama desteği vermesi. Herhangi bir nedenle kesilen indirmenizi daha sonraki zamanlarda istediğiniz zaman tekrar başlatabiliyorsunuz. Ayrıca FDM’nin başka etkileyici özellikleri de var, bunlar : Dosyalarınızı Upload etmenize yardımcı oluyor, Flash indirme desteği, Portable özelliği, Uzaktan kontrol özelliği, Html spider, Download Hızlandırma, Eşzamanlı indirme gibi daha birçok özelliği size sunuyor.

Böylece size bir programı daha detaylarına inmeden  kısaca tanıtmak istedim. Detayları kendinizin incelemesini istediğim için de resimli olarak anlatmadım. Kendiniz programı kurcalayarak öğrenirseniz sizin için daha etkili olacağını düşünüyorum. Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle.

the pirate bay : korsanın yüzen gemisi:)

Korsan diyince Türkiye’de her insanın yüzü gülüyor; çünkü artık ne mp3 ne de başka sitelere para ödemiyorsunuz. Film indiriyor ve bedavaya izliyorsunuz. Ne demiş ünlü düşünür Mr Karayip : bedava kadar tatlı bir şey yoktur; ya da her şeyin bedavası insanı daha mutlu eder:) Bu yüzden de korsanlık her zaman revaçta olmuştur. Şimdi yazımıza geçelim ve konumuzu işleyelim.

Korsan diyince aklınıza ya Karayip Korsanları ya da denizlerde, büyük okyanuslarda yük gemilerini yağmalayan ve tek gözü sarılı insanlar geldiğine eminim. Tabiki bu tarz bir düşüncenin gelmesi de gayet normaldir; çünkü başka türlü nasıl bir korsan olabilirdi ki? Ama hiç de öyle değil, internet her alanda bir devrim yaşattığı gibi korsanlık alanında da çok büyük devrimlere imza attı.

Geniş bant internet ve Adsl kavramları ortalığı kasıp kavurunca, yavaş yavaş yazılımlar korsan olarak internete düşmeye başladı ve kaçak download yani internetten indirmede bir patlama yaşandı. İnsanlar Kazaa diye bir programla tanıştı ve bu program sayesinde kullanıcılar birbirleriyle yazılım ve diğer programları paylaşmaya başladılar ve daha da geliştirilen bu program sayesinde müzik, film ve resimleri birbirleriyle paylaşmaya başladılar.

Daha sonra bu program yavaş yavaş müzik ve film sektörünün dikkatini çekti ve ne kadar tehlikeli bir gidişat olduğunu fark eden bu sektör, çeşitli davalar açarak bu programın kapanmasına neden oldular ve kazaa kapatıldı. Film ve müzik sektörü bir ara rahat nefes aldı; çünkü artık korsanı engellemişlerdi; fakat yavaş yavaş farklı ülkelerde alternatif programlar çıktı ve bu programlar kazaa’yı bile aratır hale geldi.

Öldürücü darbeyi vuran ve korsanı popüler hale getiren şey, internetin hızlanması oldu. İnternet çok aşırı bir şekilde hızlandırıldı ve kimsenin aklına gelmeyen bir şey yaşandı. Eğer internet bağlantı hızınız 100 MBPS olursa, yaklaşık 5dk lık bir sürede, bir DVD filmi bilgisayarınıza çok rahat bir şekilde indirebiliyorsunuz. Ve durum böyle olunca, yani internet bir okyanus olunca, bu okyanusta korsan gemileri turlamaya başladılar.

Bu internet okyanusuna indirilen en acımasız gemi ise The Pirate Bay oldu. Bütün sektöre öldürücü darbeler vurdu ve ne isterseniz bu sitede arama yaparak bulma şansınız olduğunu bize öğretti. Yani yüzdüğü okyanusta ne varsa topluyor, gemiye yüklüyor ve korsan kardeşlerine bu yükü paylaştırıyor:) Siteyi kapatmak için çok davalar açıldı ve bir ara kapatıldı; fakat özel hayat ve diğer yasalar sayesinde çalışmasını sürdürdü ve çok büyük bir mücadeleyi kazandı.

Şimdi site açık ve istediğiniz müziği sitenin arama bölümüne yazarak aratabiliyorsunuz. Bulduğunuz linklere tıkladıktan sonra, açılan sayfada download torrent linkine tıklıyorsunuz ve daha sonra bilgisayarınızda torent destekli download programı varsa, bilgisayarınıza programları yüklüyorsunuz.

Bu site türk mahkemeleri tarafından da erişim kısıtlamasına uğramış bir sitedir ve eğer dns değişikliği yapmadıysanız kırmızı bir uyarı yazısı görürsünüz. Dns’inizi değiştirin ve siteye girmeye çalışın. Prensip olarak korsana tamamen karşıyım ve hayatımda korsan program indirmedim dersem:))) sizde indirmeyin.
Gidin mağazalardan satın alın, örneğin internette bedava olan bir DVD mağazalarda 30 ytl. Ayrıca, örneğin lost filminin seti 100 ytl raflarda; fakat the pirate bay’de 0 ytl. Ama bence mağazadan alın siz:)))

Adobe Acrobat 9 Extended Pdf Kolaylığı

Merhaba bu makalemizde size Adobe’un son bombası Acrobat 9 Extended’i tanıtacağız. Adobe hakkında artık fazla bir şey söylememe gerek yok; çünkü malum Photoshop programını dünya’da bilmeyen yok. Giriş cümlemizi burada keselim ve makalemizi geliştirmeye başlayalım:)

Adobe yazılım dünyasını sarsmaya devam ediyor ve çıkardığı yazılımlarla gittikçe sektörde tekel oluşturmaya başladı ve nerdeyse kendi alanında rakip yok diyebiliriz. Resimde de gördüğünüz gibi What’s New yazıyor. Evet gerçekten de yeni çok şey var ve Adobe kendini aşmış durumda. Adobe Photoshop Cs3 Extended serisi ile 3 boyut yaklaşımını hayata geçirdi ve Photoshop Cs3’de 3 boyutlu dosyalar açabiliyor ve bu dosyalarla çalışabiliyoruz. Adobe Acrobat 9 Extended ile bu özelliğini sürdürmeye kararlı:)

Şimdi Adobe Acrobat 9 Extended’den size biraz bahsetmek istiyorum. Adobe Acrobat bir Pdf gösterme ve Pdf oluşturma programıdır. Word ya da Excel dosyalarınızı Acrobat 9 Extended ile Pdf’e dönüştürebilirsiniz. Peki şimdi kafanızda bir soru oluşacak, Acrobat Reader ne işe yarıyor? Cevap veriyorum, adından da anlaşılacağı gibi, Acrobat Reader bir Pdf okuma programıdır. Yani Pdf oluşturamıyoruz, sadece Pdf uzantılı dosyaları açabiliyoruz. Pdf dosyası oluşturmak için Adobe Acrobat Professional ya da Extended serisine ihtiyacımız vardır. Peki diğer bir konu da neden Acrobata ihtiyacımız var, başka Pdf programları yok mu? Evet başka programlar var ama Acrobatla yarışacak düzeyde değiller. Yeni geliştirilen özellikleri de göz önünde bulundurursanız, artık Acrobat’ın rakibi yok diyebiliriz.

Bu özelliklerde kısaca bahsetmek istiyorum: Her türlü ortamda Pdf dönüştürme işlemleri yapabiliyorsunuz. Örneğin Excel dosyasını, menu çubuğunda gözüken Pdf Convert butonuna tıklayarak anında Pdf’e dönüştürebilirsiniz. Ayrıca, aynı şekilde Word’deki dosyalarınızı da bir butonla Pdf’e dönüştürebilirsiniz. Yandaki resimde gördüğünüz gibi buton özellikleri Word ya da Excel programında görebilirsiniz. Tabi bu özellikleri görmek için Adobe Acrobat Prof ya da Extended programını bilgisayarınıza kurmanız gerekmektedir. Bilgisayarınıza programı kurduktan sonra yeniden başlatın ve başlattıktan sonra, word ya da excel programını açın ve orda Acrobat özelliğinin eklendiğini göreceksiniz.

Ayrıca Internet Explorer’da gezindiğiniz Web sitelerini bir butona basarak pdf haline dönüştürebilirsiniz. Pdf dosyalarınızı şifreleyebilir ve isterseniz çıktı alma özelliğini kapatabilirsiniz. Dijital imza özelliğini kullanabilirsiniz ve kendi adınıza Adobe tarafından lisanslayabilirsiniz. Genelde tasarımcılar bu özellikleri kullanıyorlar:) Ayrıca Acrobat Extended’le gelen en önemli özelliklerden bazıları ise : 3 boyutlu dosya , flash animasyon dosyası, video dosyası ve ses dosyası ekleme özellikleridir. Yani Pdf dokümanlarınıza Mp3 dosyası bile ekleyebileceksiniz. Hareketli Web siteleri ve Video dosyaları ekleyerek, çok renkli ve hareketli dökümanlar sizi bekliyor.

Adobe çok harika özelliklerle yazılım ve internet piyasasına çok iddialı girdi ve bunda da ne kadar haklı olduğunu Acrobat’ın özelliklerinden anlayabiliyorsunuz. Acrobat konusunu daha ayrıntılı anlatabilirdim; fakat teknik kısma pek girmek istemedim; çünkü Adobe kendi sitesinden harika bir sunum hazırlanmıştır. Bu sunumu görmek için bu linke tıklayabilirsiniz.