Kategori arşivi: Genel Kültür

FBI Ajanının Laptop’ından 12 Milyon Apple ID’si Çalındı…

Bir Apple kullanıcısı olarak başımıza bu da mı gelecekti diyerek konuya giriyorum. Evet yanlış duymadınız FBI Özel Ajanının bilgilsayarından 12 Milyon Apple ID’si çalındı..!

En son saat 19:00’da güncellenen bilgiye göre,  iPhone, iPad ve iPod Touch ürünlerini tanımlamak için kullanılan 12 milyon UDID (Unique Device Identifier) bir FBI Özel ajanının laptop’ından çalındı. Bu özel ID numarası Apple kullanıcılarını tanımlıyor ve kullanıcıların her türlü bilgilerine bu ID ile ulaşılabiliyor. Ayrıca çalınan bilgilerin arasında sadece ID yok! Apple kullanıcıların kişisel bilgileri, telefon numaraları, eposta adresleri gibi çok önemli bilgilerde çalındı…

FBI Özel Ajanı Christopher Stangl hacker’ların siteye girdiğinde video konferansı yaparken görülüyor.

Anonymous / Antisec destekçileri örnek 100 Apple mobil cihaz kullananların örnek kimliklerini paylaştı, bu bilgileri linkte tıklayarak ulaşabilirsiniz : görmek için tıklayın . Bilgiler 4 sütun 1) Apple cihaz unique / benzersiz id 2) Apple bildirim protokolü 3) Cihaz ismi 4) Cihaz tipi.

Aslında FBI özel ajanının bilgisayarından daha fazla datanın olduğunu söyleyen Antisec hacker’ları amaçlarının sadece 1 Milyon datayı çalmak olduğunu; fakat dayanamayıp 12 Milyon datayı çaldıklarını belirttiler:)) Bu arada laptapta 12 Milyon’dan çok fazla data olduğunu da özellikle belirtiyorlar. Yani Apple kullananların güvenliği tehlikede ve hepimiz izleniyor olabiliriz..! Bu twitter hesabından hacker’ların sitesine ulaşıp bilgileri görebilirsiniz : AnonymousIRC.

Peki bu datalar istihbarat örgütlerinin işine yarar mı? Evet yarar, çünkü bu id’ye sahip olanlar sizin apple cihazınızı kırarak rahatlıkla bütün bilgilerinize ulaşabilirler. Hatta devamlı internete bağlı bir cihazınız varsa, benim ki gibi, cihaza komut verdirerek düzenli olarak dataları kendilerine yönlendirebilirler. Bu işlem aslında çok zor değil, bilgi edinmeniz açısından açıklamak istiyorum. Cihazınızda bulunan bilgiler Text dosyasına dönüştürülerek ( Telefon numaralarınız, email yazışmalarınız, mesajlarınız ve aradığınız kişilerin numaraları gibi ) bütün datalar internet aracılığıyla dışarıya gönderilebilir. Burada format olarak Text dosyasının seçilmesi data boyutunun çok küçük olması ve çok hızlı şekilde iletilmesini sağlar.

Telefonunuzdaki bilgiler Text dosyasına dönüştürülür ve birkaç KB olan bu dosyalar saniyenin belkide onda birinde ulaştırılmasını istedikleri server’a veya email adresine ulaştırılıyor! Bu haberden sonra bilgi güvenliği diye bir şeyin dünyada kalmadığını düşünüyorum! Bundan dolayı mail yazarken, mesaj atarken ve video taglarken bir kez değil bin kez düşünmelisiniz ve datalarınızın güvende olmadığını bilmelisiniz!

Soner Görpeli yazdı.

Daha fazla yazı için http://yaviga.com’u ziyaret edebilirsiniz.

Reklamlar

44TL’ye THY ile istediğiniz yerlere uçma fırsatı…

44TL’ye THY ile istediğiniz yerlere uçma fırsatı…

thy-kampanya-art

Wingo, seni Türkiye’nin dört bir yanına her şey dahil, 44 TL’den başlayan fiyatlarla ve Türk Hava Yolları konforuyla uçuruyor. Şimdi, sen de biletini erkenden al, kış dönemi uygun fiyat fırsatlarını yakala!

Yukarıdaki spotdan da anlaşılacağı üzere THY’nin yeni kampanyası ile 44 TL’den başlayan fiyatlarla istediğiniz çeşitli noktalara THY size uçma fırsatı sağlıyor. Ben İzmir’i görmek istiyorum ve macera olsun diye Cumartesi sabah İzmir’e uçtuktan sonra Pazar geri dönmeyi düşünüyorum. Bilmiyorum size komik gelebilir fakat İzmir’le ilgili böyle bir hayalim var:)

Bugün işyerinde bir arkadaşım bu kampanyadan beni haberdar ettiği için, bende kaçırmayın ve kampanyadan yararlanın diye bloğumda yazmak istedim.

Hemen satın almak için tıklayın.

Erken Rezervasyonla Tüm Türkiye Her Şey Dahil 44 TL

Kampanya dönemi    Kampanya kapsamında biletler 8 Ağustos 2012 – 14 Ağustos 2012 tarihleri arasında satın alınabilir.    Uçuş dönemi 5 Kasım 2012 – 31 Mayıs 2013 tarihleri arasıdır.

Aşağıdaki tarih aralıklarındaki seferler promosyon kapsamında değildir.
28 Aralık 2012 – 2 Ocak 2013
25 Ocak 2013 – 11 Şubat 2013
18 Nisan 2013 – 24 Nisan 2013
17 Mayıs 2013 – 20 Mayıs 2013

http://www.turkishairlines.com/tr-tr/kampanyalar/13440/44tlye-ucma-firsati

Gitmek istediğiniz yerler varsa şimdiden satın alıp ucuza gidebilirsiniz. Bu haberi de sizinle paylaştıktan sonra iyi yolculuklar ve keyifli tatiller diliyorum.

Soner Görpeli tarafından yazıldı.

Broşür, flyer, föyleriniz ve diğer tasarımlarınız yeterince etkili mi?

Şirketler kendilerini, ürünlerini ve diğer etkinliklerini duyurmak için broşürlere, flyerlara ve föylere ihtiyaç duyarlar ve bu ihtiyaç çerçevesinde materyalleri hazırlamaya koyulurlar. Bu hazırlık evresi genelde plansız ve anlık olur. Fuarlara medya desteği verdiğim için bu alanda örneklerle ilerlemek istiyorum. Yurtdışında bir fuar vardır ve birkaç günde broşürün, afişin hazırlanması gerekir. Ya da pazarlamasını yaptığınız bir fuarın tanıtımını, başka bir fuarda yapmak için, hızlı bir hazırlık evresine girererek broşürleri hazırlarsınız.

Peki acele bir şekilde hazırlanan broşür/afiş ne kadar etkilidir. İnsanlar ellerine tutuşturulan broşürleri okuyorlar mı? Okuyorlarsa bile akıllarında bir şeyler kalıyor mu? Ve en önemli soru: insanlar okuduklarından etkileniyorlar mı? Ben bu konuda çok çekimserim; çünkü okuduğum broşürlerin %80’inden etkilenmiyorum.

Klasik örneklere bir bakalım ve yapılan hataları inceleyelim. Bu hataları gördükçe belki de daha yaratıcı afiş ve broşür hazırlayabiliriz ne dersiniz? Baskılı ve görsel işlerde tasarım ve teknik detaylar çok önemli; fakat bir o kadar tipografi ve renk kullanımı da önemli. Ve en önemlisi ne biliyor musunuz, metinlerin doğru kullanılması, etkileyici cümleler ve ana fikir. Metinleri ne kadar etkili bir şekilde kullanırsanız, insanları daha hızlı etkileyebilirsiniz. Aşağıdaki paragrafta bu fikri destekleyen örnekleri göreceksiniz, bir göz atmakta fayda var diye düşünüyorum.

Broşürde kampanya:) Soldaki resme dikkatli bakalım. Kafanızda ne canlandı? Ben bu resmi arama motorunda bulduğumda biraz güldüm. Benim anlatmak istediğim standartlarda iş çıkaracaklarından biraz kuşkuluyum ve neden böyle düşündüğümü de aşağıda sizinle paylaşacağım broşür örnekleri ve site linkleriyle daha iyi anlatacağımı düşünüyorum.

Bu tarz broşürlerin devri geçti. Daha önce Web 2.0’la ilgili blog yazmıştım, Web 2.0 trendi her şeyi kökten değiştirdi ve şirketlere şu mesajı verdi. Pazarlama faaliyetlerinizde ve kullandığınız bütün araçlarda bütünlük olsun ve bu bütünlüğü sağlarken görselliği, tipografiyi ve diğer unsurları iyi ve etkili bir şekilde kullanmalısınız. Sizde bu kuralı dikkate alarak  materyallerinizi gözden geçirebilirsiniz. Bu sayede vermek istediğiniz mesajları daha doğru ve etkili verebilirsiniz. Şimdi kuralları incelemeye başlayalım.

Renklerin Önemli :
İlk kuralımız renk kuralı : Yazıya başlamadan önce size renk kuralıyla ilgili çok kısa bilgi vermek istiyorum. Daha önce, Marka’da Renk Kuralı konusuyla ilgili yazı yazmıştım. Bu yazıma blogda arama yaparak ulaşabilirsiniz. Renk kuralında önemli olan şudur. Kurumsal renginiz/logo renginiz ve bu renkleri kullanma biçiminiz çok önemlidir. Örnek olarak, Coca Cola logosunda kırmızı rengi kullanır ve bütün materyallerinde de kırmızı rengi ağırlıklı olarak kullanır. Siz hiç Coca Cola’nın mavi rengi baskın kullandığını gördünüz mü? Peki Mavi rengi hangi firma kullanır? Pepsi:) Markada renk kuralına göre 5 temel rengi seçmeniz size avantaj sağlayacaktır ve rakibinizin tam karşıt rengi kullanmanız sizin akılda kalmanız ve farklılaşmanız için çok önemlidir.

Renk kuralına biraz göz atın ve hangi renkler birbiriyle uyumlu, renkler ne anlama geliyor ve retinanın hangi bölgesinde oluşuyorlar gibi çok önemli bilgileri öğrenmeniz, hazırladığınız her materyalde size çok büyük katkı sağlayacaktır. En önemlisi broşür tasarladığınız ürünü yansıtacak renk ne? Kurumsal renklere göre mi hareket edeceksiniz; yoksa herhangi bir renk seçerek mi ilerleyeceksiniz, bu konularda fikir sahibi olacaksınız. Konumuza tekrar dönelim:

Evet herhangi bir çalışmaya başlamadan önce verilmesi gereken en önemli kararlardan birisi renk kararıdır. Benim önerim ürünün rengine uyumlu renkler seçilerek tasarımın yapılması. Örnek olarak aşağıdaki resimlere bir göz atalım. İlk baktığınızda görselin hangi ürün için hazırlandığını tahmin ettiniz mi? Bence evet, görsele bakar bakmaz ne olduğunu anladınız. Peki neden bu kadar hızlı algıladınız? Cevabını vereyim: 1 renk – 2 şekil hatları. Aslında siz daha farkına varmadan beyniniz algılıyor. Süreç nasıl gerçekleşiyor biraz da bundan bahsedelim. Beyniniz, daha önce öğrendiği durumlara göre işlem yaparak olaylar arasında bağlantı kuruyor. Yüzlerce kez kahve gördünüz ve ne renk olduğunu biliyorsunuz, tabi beyniniz de bunun farkında. Aşağıdaki kahve Cuplarını da Starbucks vb. kahve dükkanlarında gördüğünüzden dolayı beyniniz bunun da farkında. İki olay arasında bağlantı kurarak sizi uyarıyor. Bu, Coca Cola şişesini gördüğünüzde aklınıza kırmızı rengin gelmesi veya susamanız gibi bir şey.

Beynimizin böyle bir çalışma şekli var olduğunu biliyoruz artık. O zaman bu çalışma prensibine göre tasarımlarımızı hazırlamalıyız. Ayrıca renk seçiminde ürününüz veya hizmetinizle ilgili bir renk varsa, bu renklerden yararlanmanız kendinizi daha hızlı tanıtmanız için çok etkili olacaktır.

Şekil Kuralı :
2. kuralımız ise şekil kuralı. Görselinizde kullanacağınız şekiller, verdiğiniz hizmet veya ürününüzle ilgili olmalı. Yukarıdaki tasarımda, şekil olarak bir şişe kullansaydık ürünle bütünleşemezdi ve çok anlamsız olurdu. Cupların üzerindeki insan figürlerine dikkat ettiniz mi, şık giyinmiş beyefendi ve hanım efendiler var. Kahve dersek akla ne geliyor:) bence görseller çok uygun, örneğin bu cupların üzerine uzun saçlı rock sanatçıları koysaydık çok mu ilgili olurdu? Ya da bir bira şişesinin üzerine takım elbise giymiş erkek ve bayan görseli uygulasak nasıl dururdu. Bence iyi durmazdı ve ben böyle uyumsuz ve ilgisiz şekilleri kullanmazdım.

Orantı Kuralı :
3. kuralımız orantı kuralı. Materyallerinizde kullandığınız görseller ve uyguladığınız metinlerin boyutu, materyalinizle veya vermek istediğiniz mesajla orantılı olmalı. En önemli mesajlarınızı daha büyük puntolarla, 2. öncelikteki mesajlarınızı da daha küçük puntolarla verebilirsiniz. Bu kural görsellerde de yine aynı şekilde geçerlidir. Yukarıdaki ikea görseline göz atmanızı rica ediyorum. Görseller nasıl kullanılmış ve ne mesaj verilmiş? Biraz düşündükten sonra mesajın gayet açık olduğunu algılıyorsunuz öyle değil mi? Özellikle de ikea logosunu gördükten sonra, bu mesaj daha da netleşiyor. Aşağıdaki görsele baktığımızda en önemli metinler büyük puntolarla ve beyaz renkler kullanılarak yazılmış, koyu renk üzeri açık renkler kullanılarak renk uyumu da sağlanmış ve şekillerle de neyle ilgili olduğu mesajı verilmiş. Şimdi tekrar düşünün, bir görselde kaset, kablo ve toprak zemin görürseniz kafanızda ne canlanır:) Bence burada bir de bira şişesi olsaydı bakan kişinin metinleri okumasına bile gerek kalmayacaktı.

Tipografi Kuralı :
4. kuralımız Tipografi kuralı. Bu kural aslında yukarıdaki görselde çok iyi kullanılmış. Tasarım sadece renkler ve şekillerle, resimlerle yapılmıyor, tipografiyi iyi kullanmak da çok önemli bir unsur. Yukarıdaki görselde tipografiyi muhteşem kullanarak etkili bir çalışma yapılmış. Çok az metinle çok iyi ve etkili mesaj verilmiş. Metinlerin az kullanılması gerektiği materyallerde tipografi ve şekil kurallarını kullanarak etkili çalışmalar ortaya çıkarılabilir.

Grafik Tasarım / Şekil Tasarımı Kuralı :
5. kuralımız materyallerde grafik tasarımın nasıl kullanılması gerektiğini açıklayacağımız grafik tasarım / şekil kuralı. Yazıyı okumadan önce yukarıdaki broşürde tasarlanmış grafiklere bir göz atın. Kullanılan tasarım / şekiller broşüre ne kadar güçlü bir katkı sağlamış öyle değil mi? Evet işte bu yüzden mesajınıza uygun grafiksel şekiller kullanmanız çok önemli. Kullanım amacınız mesaj vermek değilde, sadece görsellik katması için grafiksel hatlar kullanmak istiyorsanız, kullanılacak hatların/çizgilerin broşürünüzün/afişinizin bütünlüğünü ve vermek istediği mesaja negatif etkide bulunmamasına dikkat etmelisiniz.

Metinlerin Kullanımı Kuralı :

6. ve en önemli kuralımız bu diye düşünüyorum. Hazırlayacağınız broşürde kullanacağınız metinlerin anlamlı ve etkili olması gerekiyor. Öncelikle amacınız ne ve broşürü hangi amaçla hazırlıyorsunuz bu çok önemli. Bilgi mi vermek istiyorsunuz? Satışları mı artırmak istiyorsunuz? Yeni bir ürününüzü mü duyurmak istiyorsunuz? Amacınız her ne olursa olsun, broşür veya farklı bir materyal hazırlamadan önce, kullanacağınız metinleri iyi seçmeniz ve okuyucuya ne tür bir mesaj vermek istiyorsanız, önce iyi bir planlama yaptıktan sonra tasarım aşamasına geçmeniz etkili olacaktır.

Önce broşürü hazırlayalım, şurdan bu metni al, oradan da şu grafiği koyalım mantığıyla bir başarı sağlanacağını düşünmüyorum. Ortaya bir iş çıkar ama bu işin ne kadar etkili olacağı kuşkulu! Fazla metin olmadan da tasarımınızla mesajınızı verebilirsiniz. Yukarıdaki görsele bir göz atın, ne gördünüz? Çok fazla metin bulunmuyor; fakat mesajını gayet net vermiş. Peki birde aşağıdaki görsele bir bakın, ne kadar metin var? Nerdeyse hiç yok. Peki vermek istediği bütün mesajı verememiş mi? Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bence mesajı çok açık bir şekilde vermiş.

Özetleme kuralı 🙂

7. kuralımızla konuyu özetleyerek yazıyı bitiriyorum, lütfen biraz daha sabredin:)

Yukarıda yazılan bütün kurallar etkili bir iş çıkarmanız için önemli kurallardır. Mesajınızı vermek için hangi materyali seçerseniz seçin, vermek istediğiniz mesajınız ve amacınız çok önemli. Önce amacınızı net bir şekilde belirlemeniz gerekiyor. Daha sonra mesajı nasıl ve hangi yöntemleri kullanarak vereceksiniz, bu gibi unsurları dikkate alarak hareket etmelisiniz.

Ana mesajınızı ne kadar az metinle verirseniz o kadar akılda kalıcı ve etkili olur. Bir şeyi anlatmak için çok fazla yazı yazmanıza gerek yok. Kimseye bir şey öğretmiyorsunuz, sadece bir ürünü tanıtıyorsunuz veya bir etkinlikten haberdar ediyorsunuz, bu yüzden çok etkili görseller, metinler ve renkler kullanarak da mesajınızı verebilirsiniz.

Aşağıdaki görselleri inceleyin, ana mesajı vermek için yüzlerce yazı mı var,  sizce yeterince açık değil mi? Sadece doğru kullanılan renk, grafiksel öğeler, tipografi ve mesajı doğrudan etkili bir şekilde verme! Sizin de yapmanız gereken bu.

Zaman ayırıp okuduğunuz için çok tşk ederim.

Aşağıdaki linklere tıklayarak çok önemli bilgilere ve örneklere ulaşabilirsiniz.

http://www.deviantart.com/

http://browse.deviantart.com/?qh=&section=&q=brochure

http://www.smashingmagazine.com/2008/06/02/beautiful-and-expressive-packaging-design/

http://bestphotoshoptutorials.net/2009/03/19/40-examples-of-beautiful-typography-in-advertising-design/

http://www.youthedesigner.com/2009/03/25/15-delightful-brochure-designs/

http://www.smashingmagazine.com/2008/06/16/beautiful-brochures-and-booklets/

http://www.smashingmagazine.com/2009/04/21/creative-print-typography-layouts/

http://www.behance.net/Gallery/Effektive-CVPoster-Mailer/107375

Kartvizit Tasarımları

http://circleboxblog.com/2009/inspiration/the-art-of-the-business-card-creative-examples-tutorials-resources/

Written by Soner Görpeli

Sosyal Medya Şirketinizin Kabusu mu, Kurtarıcısı mı Olacak?

Birçok şirket patronu ve yöneticisi sosyal medyayı Facebook’tan veya Tweeter’dan ibaret sanıyor veya konudan bihaber durumdalar. Birçok şirket, sosyal medya departmanlarını oluşturamamış veya oluştursa bile Facebook, Tweeter, LinkedIn’de profil güncelleyerek bu faaliyeti başariyla yerine getirmiş olarak kabul ediyor! Bu büyük bir yanılgı!

Bu yanılgıya düşerseniz sonunda çok zor durumlara düşebilir ya da ciddi anlamda şirketinizi zarara uğratabilirsiniz. Peki nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun diye bana soru yöneltebilirsiniz, bende size, ya söylediklerimin bir anlamı var ve siz doğru adımları atmazsanız çok zor durumda kalabilirsiniz dersem???

Evet düşüncelerimin bir anlamı ve kendi içinde bir mantığı olduğunu düşünüyorum. İnternet dunyasının nasıl geliştiği ve bu noktalara geldiğinden bahsetmeyeceğim; çünkü bunu zaten bildiğinizi düşünüyorum, benim size bahsetmek istediğim: çok geç olmadan doğru adım atmanız gerektiği.

Neden mi? Çünkü bilinen bütün pazarlama teknikleri ve mecralar sosyal medyanın gelişmesiyle anlamını yitirmeye başladı. Sizinle interaktif bir sekilde iletişime geçen bir ilan varken neden s/b bir ilanı okuma zorunda olabilirim? Evet artık ben ilanlara bakarken sadece sayfayı çeviriyorum ve resimlere bakıyorum. Bazen gazete alıyorum, artık bütün medyayı pc, ipad ve iphone’dan takip ediyorum ve laptop’u bile açmaya üşeniyorum:) Biliyor musunuz şu anda bu blog yazımı iPad’imden yazıyorum.

Yukarıdaki paragrafta anlamlı bir cümle vardı fark ettiniz mi? Anlık paylaşım, evet insanlar artık düşündüklerini anlık paylaşıyorlar ve bu paylaşımları izleyip doğru analiz ederseniz bu sizin şirketiniz için çok faydalı ve geliştirici olacaktır, ya takip etmezseniz? Takip edip gerekli aksiyonu almazsanız şirketiniz zor durumda kalacaktır. Örnek, bir otomobil firmasısınız ve pazara sürdüğünüz bir araç modeli hakkında şikayetler sosyal medyada hızlı bir şekilde yayılıyor ve sizin dünyadan haberiniz yok. Herkes tweeterda kahretsin bu firmayı nasıl araba yapıyorlar yolda kaldı vs 140 karakter tweetler atıyor!!!

Yukarıda verdiğim örnekler şu an internette bolca var. Şirketinizle ilgili bir arama yapın ne demek istediğimi anlayacaksınız. Siz şu an için bu şikayetleri umursamıyor olabilirsiniz fakat şirketinizin geleceği için çok tehlikeli olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim:)

Lütfen bir kez daha düşünün: şirketinizde kaç kişi çalışıyor? 500, 1000 , 10000 ve çalışanların tamamı icerik uretebiliyor mu:)) sosyal medyada gönüllü içerik üreten milyonlarca insan var ve hızla da artıyor. Şimdi tekrar düşünün, 500 kişilik bir şirket milyonlarla başa çıkabilir mi? Cevabınız evetse cesaretinizden dolayı sizi tebrik ederim. Hayırsa doğru yoldasınız devam edin lütfen…

GEÇ OLMADAN…

Pazarlama 3.0 Nedir?

Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.

Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0’a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.

Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı.  Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz.  Pazarlama 1.0’da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.

Pazarlama 2.0’a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000’li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.

İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0’ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005’te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.

İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!

İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri  ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…

Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ).  İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0’da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ‘la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.

Pazarlama 3.0’ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?

Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???

Pazarlama 3.0’la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :

“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”

Soner

the pirate bay : korsanın yüzen gemisi:)

Korsan diyince Türkiye’de her insanın yüzü gülüyor; çünkü artık ne mp3 ne de başka sitelere para ödemiyorsunuz. Film indiriyor ve bedavaya izliyorsunuz. Ne demiş ünlü düşünür Mr Karayip : bedava kadar tatlı bir şey yoktur; ya da her şeyin bedavası insanı daha mutlu eder:) Bu yüzden de korsanlık her zaman revaçta olmuştur. Şimdi yazımıza geçelim ve konumuzu işleyelim.

Korsan diyince aklınıza ya Karayip Korsanları ya da denizlerde, büyük okyanuslarda yük gemilerini yağmalayan ve tek gözü sarılı insanlar geldiğine eminim. Tabiki bu tarz bir düşüncenin gelmesi de gayet normaldir; çünkü başka türlü nasıl bir korsan olabilirdi ki? Ama hiç de öyle değil, internet her alanda bir devrim yaşattığı gibi korsanlık alanında da çok büyük devrimlere imza attı.

Geniş bant internet ve Adsl kavramları ortalığı kasıp kavurunca, yavaş yavaş yazılımlar korsan olarak internete düşmeye başladı ve kaçak download yani internetten indirmede bir patlama yaşandı. İnsanlar Kazaa diye bir programla tanıştı ve bu program sayesinde kullanıcılar birbirleriyle yazılım ve diğer programları paylaşmaya başladılar ve daha da geliştirilen bu program sayesinde müzik, film ve resimleri birbirleriyle paylaşmaya başladılar.

Daha sonra bu program yavaş yavaş müzik ve film sektörünün dikkatini çekti ve ne kadar tehlikeli bir gidişat olduğunu fark eden bu sektör, çeşitli davalar açarak bu programın kapanmasına neden oldular ve kazaa kapatıldı. Film ve müzik sektörü bir ara rahat nefes aldı; çünkü artık korsanı engellemişlerdi; fakat yavaş yavaş farklı ülkelerde alternatif programlar çıktı ve bu programlar kazaa’yı bile aratır hale geldi.

Öldürücü darbeyi vuran ve korsanı popüler hale getiren şey, internetin hızlanması oldu. İnternet çok aşırı bir şekilde hızlandırıldı ve kimsenin aklına gelmeyen bir şey yaşandı. Eğer internet bağlantı hızınız 100 MBPS olursa, yaklaşık 5dk lık bir sürede, bir DVD filmi bilgisayarınıza çok rahat bir şekilde indirebiliyorsunuz. Ve durum böyle olunca, yani internet bir okyanus olunca, bu okyanusta korsan gemileri turlamaya başladılar.

Bu internet okyanusuna indirilen en acımasız gemi ise The Pirate Bay oldu. Bütün sektöre öldürücü darbeler vurdu ve ne isterseniz bu sitede arama yaparak bulma şansınız olduğunu bize öğretti. Yani yüzdüğü okyanusta ne varsa topluyor, gemiye yüklüyor ve korsan kardeşlerine bu yükü paylaştırıyor:) Siteyi kapatmak için çok davalar açıldı ve bir ara kapatıldı; fakat özel hayat ve diğer yasalar sayesinde çalışmasını sürdürdü ve çok büyük bir mücadeleyi kazandı.

Şimdi site açık ve istediğiniz müziği sitenin arama bölümüne yazarak aratabiliyorsunuz. Bulduğunuz linklere tıkladıktan sonra, açılan sayfada download torrent linkine tıklıyorsunuz ve daha sonra bilgisayarınızda torent destekli download programı varsa, bilgisayarınıza programları yüklüyorsunuz.

Bu site türk mahkemeleri tarafından da erişim kısıtlamasına uğramış bir sitedir ve eğer dns değişikliği yapmadıysanız kırmızı bir uyarı yazısı görürsünüz. Dns’inizi değiştirin ve siteye girmeye çalışın. Prensip olarak korsana tamamen karşıyım ve hayatımda korsan program indirmedim dersem:))) sizde indirmeyin.
Gidin mağazalardan satın alın, örneğin internette bedava olan bir DVD mağazalarda 30 ytl. Ayrıca, örneğin lost filminin seti 100 ytl raflarda; fakat the pirate bay’de 0 ytl. Ama bence mağazadan alın siz:)))

Dijital devrim ve geleceğin savaşları…

Dijital diyince aklınıza ne geliyor diye sorsam hemen kafanızda bir sürü nesne canlanır. İlk önce düşüneceğiz şey de dijital fotoğraf makinesidir:) Arama motorlarına da digital diye yazarsanız karşınıza ilk önce dijital fotoğraf makineleri listelenir. Peki bu dijital kavramı sadece makinelerden mi ibarettir, yazımızda öğrenelim:)

İlk önce dijital kavramını açıklayalım. Dijital, sayısallaştırılımış verilerdir. Dijitalin bir anlamıda sayısal sistemdir. Elektronik sistemler verileri elektrik sinyalleriyle iletirler; verileri direk elektrik sinyalleriyle iletmek hem düzensiz hem de sorunlu bir işlev olduğu için, verilerin ya da sinyallerin sayılara dönüştürülerek veri iletiminin sağlanması sonucunda, hem daha güvenli veri iletimi, hemde daha hızlı ve istikrarlı çalışan elektronik sistemler ortaya çıkarıldı. Bu sistemler analog sistemlere göre daha performanslı ve daha hızlıydı. Daha sonra yazılım teknolojisi elektronik sistemlerde kullanılmaya başlandı ve elektronik cihazlar çok ileri seviyelere ulaştı. Bu sistemlerin bu kadar gelişmesiyle, dijital devrim dediğimiz olay 90’lardan sonra yavaş yavaş kendini gösterdi ve 2000’li yıllardan sonra patlama seviyesinde dijitalleşme yaşandı.

Örnek olarak laptopların, cep telefonlarının ve mp3 playerların ortalığı sarmasını verebiliriz. İnternetin de bunların arasına girmesiyle, resmen dijital bir devrim gerçekleşti ve artık her şey elektronik olmaya başladı. Elektronik evler ve arabalar gittikçe akıllandı ve bu akıllanmada da yazılım teknolojisinin, elektronik devrelerle uyumlu hale getirilmesi çok etkili oldu. Sayısal veriler ve yazılım teknolojisinin birbirleriyle bu kadar uyumlu olması, teknolojik açıdan işleri çok kolaylaştırdı; fakat ortaya çok önemli bir sorun çıktı.

Bu teknoloji insanlık için resmen bir tehlike haline gelmeye başladı. Peki neden derseniz, en basit örneği akıllı savaş araçlarını örnek vererek açıklayabiliriz. Örneğin insansız bir savaş ve gözetleme uçağı olan predator, içinde bulunan özel yazılım sayesinde bütün uçuşlarını insansız gerçekleştirebiliyor ve hedeflerini otomatik olarak hedefleyerek vurabilme özelliğine sahip. Ayrıca bu tarz teknolojiler diğer savaş araçlarında kullanılmaya başlandı.

Örnek olarak Amerikan silahlı kuvvetlerinin elinde bulunan Abraham savaş tankları hedeflerini bilgisayar sistemi yardımıyla hedefleyip otomatik ateş etme özelliğine sahiptir. Ayrıca bu tanklar, birbirleriyle bluetoot ve diğer wireless bağlantılar aracılığıyla haberleşmekte ve hedeflerini paylaşmaktadırlar. Amerikan ordusu gelecek için alt yapısını sayısal olarak kurmaya başlamıştır ve bütün verileri çok güvenli bir şekilde askerler ve komuta merkeziyle paylaşacaktır.

Ayrıca hem karadaki birlikler; hem de havadaki araçlar birbirleriyle haberleşecektir ve hedef paylaşımı yapacaktır. Savaş alanında vurulan bir asker anında belirlenecek ve kablosuz iletişimle veriler komuta merkezine gidecektir. Geleceğin savaşlarının alt yapısı şimdiden kurulmuştur ve gelecekte savaşlar robotlar ve diğer elektronik araçlarla yapılacağı kesindir. Eskiden savaş sırasında düşman barajları, köprüleri ve diğer lojistik yerleri vurulurken; geleceğin savaşlarında, düşmanın uyduları, hosting merkezleri, serverları, nüklear santralleri ve diğer elektronik ve dijital alt yapıları vurulacaktır.

Şu anda Çinle, Amerikan hackerları arasında internet savaşları yaşanmaktadır ve özel bir hacker ekibi Amerikan şirketlerinin serverlarını ve sitelerini korumaktadır. Burdan anlaşılacağı üzere, geleceğin savaşları kesinlikle yazılım ve robotik özelliklerin ön planda olduğu ve her şeyin otomasyonla gerçekleştiği savaşlar olacaktır.

Youtube’u kapatmak doğru mu?

Yasaklamak artık moda oldu ve eline azıcık imkan geçen hep bir şeyleri yasaklamaktan ve engellemekten yana. İnsanların kullandığı zaman hep sağdan sola doğru işler ve zaman hep ileriye doğru gider; fakat ne yazık ki zaman ileriye giderken, insanlığın geneli de hala geri çekim etkisine kapılır ve hep geriye doğru bir gidiş gösterir. İnsanlığın geriye gitmesiyle ilgili makalemi okuyabilirsiniz; fakat bu yazıda ben youtube’un kapatılması üzerine yazımı yazacağım ve başlayalım:)

Yasaklarla kurulmuş ilerlemeyen bir sistem. Okumuş bir yerlere gelmiş ve yetkilendirilmiş; fakat neyi doğru yaptığını ya da yaptığını sorgulamayan bir insan portresi. Youtube kapandı ve malum yaklaşık 3 aydır kapalı. Kapanma nedeni ise gerçekten çok komik. Türkiye’ye ve diğer değerlere hakaret eden videolar var diye, bütün dünyanın girdiği ve izlediği bir siteye, Türkiye’den erişimi engellediler. Sadece Türkiye’dekiler bu siteye giremiyor ve dünyadaki bütün ülkeler rahatlıkla girip bu videoları hala izliyorlar. Zaten yasaklanma nedeni olan videoları Türkler izlemiyor; dünyadaki diğer milletler izliyor. Bu videoları atanlara da gün doğuyor.

Peki bu nasıl bir mantık, yasaklamak ve engellemek. Mahkeme kararıymış diye bir yazı, peki neyi yasakladıklarını sorsanız bilirler mi acaba? Artık basit video sitesi olma özelliğin aşmış ve içinde binlerce önemli ders ve bilim adamlarının derslerini içeren bir sürü videolar barındıran harika bir site. Yazılım derslerinin olduğu ve daha birçok dersin olduğu, insanların kendilerini ifade ettiği çok yararlı bir siteyi yasaklayarak insanlarını cahilleştirmek:(

Bu insanlar bence neyi engellediklerini bilmiyorlar. Akıntıya karşı kürek çekilmez, yaşanacaklar engellenemez. Bugün ya da yarın bu engeller de aşılacaktır; fakat ülkesine ve ülkesindeki insanlarının geleceklerine zincir vuran zihniyetleri şiddetle kınıyoruz. Peki engellediniz de ne oldu. Çoban dağa küsmüş, dağın haberi yok:) Artık bırakalım bu yasakçı zihniyeti ve gelişmenin önünü açalım.

Youtube’u engelleyenler, acaba sormak istiyorum, çocuklarına Apple mp3 alıyorlar mı, ya da evlerinde bilgisayar var mı? Ya da ne biliyim, mp3 dinliyorlar mı; ya da Lcd tv mi iyidir, plazma tv mi daha iyidir diye tartışmalara katılıyorlar mı? Bence bu saydığım her şeyi yapıyorlar ve youtube’a girip izlediklerinden de adım gibi eminim; fakat neden engelleme izni verdiler derseniz, bir garip dünya hali diyorum:)

Sonuç olarak konuyu bağlamak gerekirse, yasaklarla hiçbir şey çözülemez. Bırakalım bu yasaklama zihniyetini ve modern adımlar atalım. Bazı şeyleri aşmamız gerekiyor. Ya bütün teknolojik gelişmelere kapılarımızı kapatacağız ya da akıllı adımlar atarak geleceğe doğru daha güçlü olarak ülkemizi ilerleteceğiz.

Kapatmak çare olsaydı, insanlar ışıkları açmak için uğraşmazdı:)

Dünyadaki Müzik Çeşitleri…

Merhaba,

Öncelikle Bloğuma gösterdiğiniz ilgi için tşk ederim. Müzik çeşitleriyle ilgili bu sayfa çok talep görüyor ve bende bu talebi karşılıksız bırakmamak adına bu yazıyı çok detaylı bir şekilde güncelleyeceğim. Şimdilik aşağıdaki linklere tıklayarak wikipedia’dan yararlanmanızı rica ediyorum.

The following 30 pages are in this category, out of 30 total. Updates to this list can occasionally be delayed for a few days.

A

B

C

C cont.

E

F

G

H

I

J

L

L cont.

M

N

O

P

R

S