Kategori arşivi: Gelecek Bilimi

Esnek Bataryalar Katlanabilir Cihazlara İmkan Verecek

Koreli bilim adamları çok ince ve esnek batarya ürettiler ve bu bataryanın gelişmesiyle katlanabilen araçlar ve teknolojik cihazlar yapılabilecek ve bu cihazları katlayıp cebinize koyabileceksiniz.

Taşınabilir elektronik cihazlarında en büyük sorun ekrandır. Bugünkü telefonlar, tabletler ve e-booklar sert olduğundan, cebinize ve çantanıza sığamıyor; fakat bu teknolojiyle cihazları katlayıp cebimizde taşıyabileceğiz.

Aslında şimdiye kadar katlanmaya imkan tanıyan bazı ekranlar mevcuttu; fakat en büyük sorun katlanmaya imkan tanımayan batarya kısmıydı. Batarya sorununa koreli bilim adamlarının bulduğu çözümle artık cihazlar daha esnek olacak.

Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü ve ekibi profesör Keon Jae Lee çalışmaları yürüttü ve jilet kadar ince bir lityum-iyon pil yaratmayı başardı. Testlerde Pili tekrar tekrar büktüler ve mavi led ışık asla kesilmedi. Video’da görebilirsiniz,  daha sonra bir voltmetre ile test ve gerilim ölçüldü ve hemen hemen hiç değişiklik olmadı.

Lee şimdi kitlesel üretime imkan verecek ve yüksek çıkış gücüne sahip pil olasılığı üzerinde çalışıyor.  Önemli nokta esnek araçların uygulanabilirliği ve dayanıklılığı hakkında büyük sorular ve soru işaretleri mevcut.  Ama teknik engellerin çözülebilir olduğunu bilmek güzel ve ileride katlanabilir bir gazete sahibi olmak güzel olacak. Bu noktada tablerde gazeteleri yok edemeyecek diyebiliriz.

Soner Görpeli tarafından yazılmıştır.

Reklamlar

Sosyal Medya Şirketinizin Kabusu mu, Kurtarıcısı mı Olacak?

Birçok şirket patronu ve yöneticisi sosyal medyayı Facebook’tan veya Tweeter’dan ibaret sanıyor veya konudan bihaber durumdalar. Birçok şirket, sosyal medya departmanlarını oluşturamamış veya oluştursa bile Facebook, Tweeter, LinkedIn’de profil güncelleyerek bu faaliyeti başariyla yerine getirmiş olarak kabul ediyor! Bu büyük bir yanılgı!

Bu yanılgıya düşerseniz sonunda çok zor durumlara düşebilir ya da ciddi anlamda şirketinizi zarara uğratabilirsiniz. Peki nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun diye bana soru yöneltebilirsiniz, bende size, ya söylediklerimin bir anlamı var ve siz doğru adımları atmazsanız çok zor durumda kalabilirsiniz dersem???

Evet düşüncelerimin bir anlamı ve kendi içinde bir mantığı olduğunu düşünüyorum. İnternet dunyasının nasıl geliştiği ve bu noktalara geldiğinden bahsetmeyeceğim; çünkü bunu zaten bildiğinizi düşünüyorum, benim size bahsetmek istediğim: çok geç olmadan doğru adım atmanız gerektiği.

Neden mi? Çünkü bilinen bütün pazarlama teknikleri ve mecralar sosyal medyanın gelişmesiyle anlamını yitirmeye başladı. Sizinle interaktif bir sekilde iletişime geçen bir ilan varken neden s/b bir ilanı okuma zorunda olabilirim? Evet artık ben ilanlara bakarken sadece sayfayı çeviriyorum ve resimlere bakıyorum. Bazen gazete alıyorum, artık bütün medyayı pc, ipad ve iphone’dan takip ediyorum ve laptop’u bile açmaya üşeniyorum:) Biliyor musunuz şu anda bu blog yazımı iPad’imden yazıyorum.

Yukarıdaki paragrafta anlamlı bir cümle vardı fark ettiniz mi? Anlık paylaşım, evet insanlar artık düşündüklerini anlık paylaşıyorlar ve bu paylaşımları izleyip doğru analiz ederseniz bu sizin şirketiniz için çok faydalı ve geliştirici olacaktır, ya takip etmezseniz? Takip edip gerekli aksiyonu almazsanız şirketiniz zor durumda kalacaktır. Örnek, bir otomobil firmasısınız ve pazara sürdüğünüz bir araç modeli hakkında şikayetler sosyal medyada hızlı bir şekilde yayılıyor ve sizin dünyadan haberiniz yok. Herkes tweeterda kahretsin bu firmayı nasıl araba yapıyorlar yolda kaldı vs 140 karakter tweetler atıyor!!!

Yukarıda verdiğim örnekler şu an internette bolca var. Şirketinizle ilgili bir arama yapın ne demek istediğimi anlayacaksınız. Siz şu an için bu şikayetleri umursamıyor olabilirsiniz fakat şirketinizin geleceği için çok tehlikeli olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim:)

Lütfen bir kez daha düşünün: şirketinizde kaç kişi çalışıyor? 500, 1000 , 10000 ve çalışanların tamamı icerik uretebiliyor mu:)) sosyal medyada gönüllü içerik üreten milyonlarca insan var ve hızla da artıyor. Şimdi tekrar düşünün, 500 kişilik bir şirket milyonlarla başa çıkabilir mi? Cevabınız evetse cesaretinizden dolayı sizi tebrik ederim. Hayırsa doğru yoldasınız devam edin lütfen…

GEÇ OLMADAN…

Nature’s Places, Amazing Photos and Information

Nature’s Place

Wake Up Call

It was early morning – my month is half and half, early and not so. About 6.00am, it had been an open sky during the night so it was coldish, relatively so. I went looking for any creatures that were visible, maybe late to rest in the afternoon and so ‘on top’ of things rather than hidden as so many are.

I went out the back yard and saw this tiny bee, or wasp, it’s so difficult to know at times, and thought it must be cool enough not to take much notice of me. But as soon as I got close she was away. Away about two feet to the flowers on the Crown of Thorns, the name given to a plant that grows out back.

It seemed frisky enough but I approached again where it was on the flower and it didn’t fly away this time but moved around the flower to get away from me, perhaps having exhausted it’s early supply of flight supporting energy. I took the opportunity to put a small drop of honey on a flower and as the bee wasn’t flying away I used my finger to nudge it in the direction of the honey.

When it got to the honey there was no distracting it. It was totally absorbed in the sweetness and surge of sensation it must have been to it. Heaven I’d say, to a bee on a cool morning in the shade. It drank a while and moved a little now and then and when it finally had enough it preened itself for a while, as they do, then flew away well prepared for an active day.

And not a word of complaint about the missing half of one antennae.

*

Then a little while later a Golden Spiny Ant came along, about twice as long as the bee – you can see from the size relative to the drop of honey, it’s the same drop. And it was enraptured, wouldn’t you be? Honey, the rarest of foods for free at the most opportune time, breakfast, heaven indeed.

The ant made the most of it. And when it had enough it too went on its way. Not a thought from either to hoard or take more than was needed in the moment. Trusting nature will provide, instinctively, out in the wild yonder of the natural metropolis.

Wild little beauties both.

You can see pictures and read the articles on Mark Berkery’s blog, please click the link below

http://beingmark.com/

Mark Berkery …….

 

Geleceğin Şehirleri ve İstanbul nerde olacak.

Şimdiki şehirleri hepimiz biliyoruz. Şehirlerin birçoğu göç nedeniyle berbat hale geldi ve gray bir havaya sahip. Şehirde gezerken içinizin kararması içten bile değil:) Bomba gibi evden çıkıyorsunuz ve biraz yolculuk yaptığınızda strese giriyorsunuz ve hatta depresyonda bile olabiliyorsunuz. Peki gelecekte dünyada şehirler nasıl olacak ve İstanbul’un durum ayrı bir konu. O zaman başlayalım incelemeye…

Resimde de gördüğünüz gibi, mimarlar 3 boyutlu programlarda geleceğin şehirlerini şimdiden tasarlamaya başladılar ve çeşitli ülkelerde bu konu hakkında yarışmalar düzenleniyor. Bu yarışmalarda tasarımcılar geleceğin şehirlerini tasarlıyorlar ve animasyon ve resim olarak juri üyelerine sunuyorlar. Peki bu şehirler gerçek olacak mı? Ya da ne kadar uygulanabilir biz burda bunu tartışacağız.

Öncelikle İstanbul’dan örnek vererek konuya girmek istiyorum. İstanbul’da her şey problem. Bu problemlere örnek vermek gerekirse, öncelikli problem trafik, yetmeyen yollar ve çok aşırı kalabalık araba sayısı. Bunların hepsi biraraya gelince trafik eziyeti ortaya çıkıyor ve 5 şeritli E5 bile kilometrelerce sıkışıyor. Peki öncelikle trafik sorununu nasıl çözeriz onu biraz inceleyim. Ben kendi fikirlerimi ifade ederek bu soruna çözüm bulmaya çalışacağım.

Öncelikle metrobüs konusu iyi bir atılım oldu, fakat arka arkaya giderken 5 tane metrobüsü görebelirsiniz ve insanın aklına şu fikir geliyor, neden metrobüs kullanmak zorudayız. Bunun yerine 7 vagonu olan tranvay hattı olamaz mı? Rahatlıkla olabilir; fakat neden yapmadılar derseniz, bende o onların problemi diye yanıt veririm. Hatta metrobüsün geçtiği hatta tranvay hattına çevirip, Büyükçekmece’ye kadar götürebilirsiniz.

Bu hattı, orta şerite yol yaparak Mecidiyeköy aktarma hattından, oraya kadar götürebilirsiniz, hatta karşıya bile tünel ile geçirebilirsiniz. Çok büyük maliyetler gerektirdiği fikride saçmalıktır. İyi bir planlamayla çok düşük bütçelerle bu işi halledebilirsiniz. Peki yapılaşma nasıl İstanbul’da, örnek olarak binalar ve alışveriş merkezleri. Alışveriş merkezleri binalardan daha kaliteli; fakat onlar da yetersiz. Binalar zaten berbat. İş yerleri ve iş yerinin bulunduğu Mecidiyeköy ve diğer merkezler de gerçekten berbat.

Bütün bu olumsuzlukları göz önünde bulundurduğumuza göre geleceğin şehirlerini kurma vaktı geldi. Bu şehirler çeşitli bölgelerden oluşacak. Örneğin Hastanelerin bulunduğu bir bölge olacak ve hastanelerin çok yakınında yaşam alanları ve çok kaliteli daireler olacak. Bu dairelerde sadece hastane ve diğer o bölgede çalışanlar oturabilecek. Ayrıca bu bölgeden diğer bölgelere metro ve tranvay seferleri olacak. Bu bölgeden bütün bölgelere özel yollar olacak ve Ambulanslar trafik sıkıntısına takılmadan her yere ulaşabilecek.

Alışveriş merkezleri ve iş merkezlerinin olduğu diğer bölge de yukardaki gibi düzenli ve ulaşım problemi yaşamayacak şekilde tasarlanacak. Havaalanı ve şehirler arası yolculuk için tren ve uçak bölgesi olacak ve buralara da tranvay, metro ve tren gidecek. eğitim bölgesi gibi bölgeler yapılacak ve burada da okullar, üniversiteler ve diğer eğitim ve kurslar olacak. Buralara da tranvay ve tren, metro olacak. Böylece arabaya olan ilgi azalacak ve trafik sorunu ortadan kalkacak.

İnsanların yaşaması için sadece yerleşim yeri olarak planlanan yerler ve güzel binalar olacak. İstanbul’a dışardan kolay kolay vizesiz kimse oturum izni alamayacak. Ancak iş bulan ve referans mektubu alan eğitimli öğrenciler gelebilecek. Her şey denetlenecek ve toplum düzeni sağlanacak. İtfaiye ve diğer sosyal hizmetler her bölgeye yakın kurulacak ve sorunsuz her yere ulaşacak.

Yukardaki fikir jimnastiği hayata geçirilebilirse ülke çok büyük bir atılım gerçekleştirir ve dünyada tek ülke olma yolunda ilerler. Umarım gerçek olur:))

Dijital devrim ve geleceğin savaşları…

Dijital diyince aklınıza ne geliyor diye sorsam hemen kafanızda bir sürü nesne canlanır. İlk önce düşüneceğiz şey de dijital fotoğraf makinesidir:) Arama motorlarına da digital diye yazarsanız karşınıza ilk önce dijital fotoğraf makineleri listelenir. Peki bu dijital kavramı sadece makinelerden mi ibarettir, yazımızda öğrenelim:)

İlk önce dijital kavramını açıklayalım. Dijital, sayısallaştırılımış verilerdir. Dijitalin bir anlamıda sayısal sistemdir. Elektronik sistemler verileri elektrik sinyalleriyle iletirler; verileri direk elektrik sinyalleriyle iletmek hem düzensiz hem de sorunlu bir işlev olduğu için, verilerin ya da sinyallerin sayılara dönüştürülerek veri iletiminin sağlanması sonucunda, hem daha güvenli veri iletimi, hemde daha hızlı ve istikrarlı çalışan elektronik sistemler ortaya çıkarıldı. Bu sistemler analog sistemlere göre daha performanslı ve daha hızlıydı. Daha sonra yazılım teknolojisi elektronik sistemlerde kullanılmaya başlandı ve elektronik cihazlar çok ileri seviyelere ulaştı. Bu sistemlerin bu kadar gelişmesiyle, dijital devrim dediğimiz olay 90’lardan sonra yavaş yavaş kendini gösterdi ve 2000’li yıllardan sonra patlama seviyesinde dijitalleşme yaşandı.

Örnek olarak laptopların, cep telefonlarının ve mp3 playerların ortalığı sarmasını verebiliriz. İnternetin de bunların arasına girmesiyle, resmen dijital bir devrim gerçekleşti ve artık her şey elektronik olmaya başladı. Elektronik evler ve arabalar gittikçe akıllandı ve bu akıllanmada da yazılım teknolojisinin, elektronik devrelerle uyumlu hale getirilmesi çok etkili oldu. Sayısal veriler ve yazılım teknolojisinin birbirleriyle bu kadar uyumlu olması, teknolojik açıdan işleri çok kolaylaştırdı; fakat ortaya çok önemli bir sorun çıktı.

Bu teknoloji insanlık için resmen bir tehlike haline gelmeye başladı. Peki neden derseniz, en basit örneği akıllı savaş araçlarını örnek vererek açıklayabiliriz. Örneğin insansız bir savaş ve gözetleme uçağı olan predator, içinde bulunan özel yazılım sayesinde bütün uçuşlarını insansız gerçekleştirebiliyor ve hedeflerini otomatik olarak hedefleyerek vurabilme özelliğine sahip. Ayrıca bu tarz teknolojiler diğer savaş araçlarında kullanılmaya başlandı.

Örnek olarak Amerikan silahlı kuvvetlerinin elinde bulunan Abraham savaş tankları hedeflerini bilgisayar sistemi yardımıyla hedefleyip otomatik ateş etme özelliğine sahiptir. Ayrıca bu tanklar, birbirleriyle bluetoot ve diğer wireless bağlantılar aracılığıyla haberleşmekte ve hedeflerini paylaşmaktadırlar. Amerikan ordusu gelecek için alt yapısını sayısal olarak kurmaya başlamıştır ve bütün verileri çok güvenli bir şekilde askerler ve komuta merkeziyle paylaşacaktır.

Ayrıca hem karadaki birlikler; hem de havadaki araçlar birbirleriyle haberleşecektir ve hedef paylaşımı yapacaktır. Savaş alanında vurulan bir asker anında belirlenecek ve kablosuz iletişimle veriler komuta merkezine gidecektir. Geleceğin savaşlarının alt yapısı şimdiden kurulmuştur ve gelecekte savaşlar robotlar ve diğer elektronik araçlarla yapılacağı kesindir. Eskiden savaş sırasında düşman barajları, köprüleri ve diğer lojistik yerleri vurulurken; geleceğin savaşlarında, düşmanın uyduları, hosting merkezleri, serverları, nüklear santralleri ve diğer elektronik ve dijital alt yapıları vurulacaktır.

Şu anda Çinle, Amerikan hackerları arasında internet savaşları yaşanmaktadır ve özel bir hacker ekibi Amerikan şirketlerinin serverlarını ve sitelerini korumaktadır. Burdan anlaşılacağı üzere, geleceğin savaşları kesinlikle yazılım ve robotik özelliklerin ön planda olduğu ve her şeyin otomasyonla gerçekleştiği savaşlar olacaktır.

İnsanlığın Ayrım Noktası, Gelişenler ve Gelişmeyenler…

İnsanlık bir çok gelişmeyle sarsıldı ve bir çok evrimden geçti. İlk taşları kullandı insan ve beyni gelişti ve öğrendi. Daha sonra demir ve çeliği buldu ve kılıçlar yaptı. Kılıçlar bir çok kanlı savaşa neden oldu ve insan durmadı, gelişmeye devam etti…

Savaş insanlık için acımasız bir deneyim oldu her zaman; fakat insan ne öğrendiyse savaş yaparak öğrendi. Kendiyle başbaşa kaldı ve insan kendisiyle yüzleşti. Araç gereç edindi ve bu araçları çok iyi kullanarak deneyim kazandı ve deneyimsiz insanlara hükmetmeye başladı. Önce kas kuvvetiyle yolculuk yaptı ve daha sonra At gibi binek hayvanları evcilleştirdi. At’ı çok iyi kullandı ve diğer milletlere üstünlük sağlamaya başladı insan.

Gelişenler kendini yavaş yavaş gösterdi. Şatolar ve kaleler yaptı ve toplum olmaya başladı. Tabiki bu toplumların güçlüleri ve akıllıları, o toplumları yönetmeye ve yönlendirmeye başladı. Kendi hırslarını ve bilgilerini başka toplumlar üzerinde hülüm yürütmek için kullandılar ve acımasız savaşlar başladı. Eskiden teke tek olan savaşlar; toplu halde yapılmaya başlandı ve tarlaların arasından kanlar akmaya başladı nehirlere doğru.

Ondandır hemen hemen bütün orduların armalarında buğday ve kılıç vardır; çünkü en kanlı savaşlar hep tarlalarda olmuştur. Buğday ve kılıç insanın yaşaması ve hayatını sürdürmesi için temel iki kavram olmuştur hep insanlar için. Peki insanlar daha daha geliştikten sonra durum nasıl oldu. Durum daha da kötüye gitti, insan geliştikçe öğrendikçe daha acımasız silahlar edindi ve acımasızlıkta sınır tanımadı. Kılıçları kullanarak şehirleri yakan ve insanları kılıçtan geçirenler, barutlu silahları edindiği zaman diğer insanları kurşuna dizmeye başladılar.

İnsan geliştikçe gelişti ve gelişmeyenler üzerinde hakimiyeti daha da arttı. Savaş gemileri, top ve ateşli ağır silahlar yapmayı öğrendi ve bir anda tarlalarda süren savaşlar, kahverengi alanlarda ve binaların, sanayileşmiş yapıların arasında yapılmaya başladı. Ağır makinelerle ve tanklarla birbirine acımasızca saldırdı insanlar. Aslında gelişenler savaştı bu savaşlarda ve gelişmeyenler, gelişenlerin tepindikleri yerde ezildiler. Yok edildiler ve ezilenler hep ayağa kalkmak istediler.

Sanayileşme iki tip insan ordaya çıkardı. Birisi materyalist ve dünya çıkarlarını güden, diğeri ise insanlık onurunu savunan ve onun için mücadele veren. Materyalistler tanklar, toplar ve uçaklar yaptılar gelecekteki savaş için; sosyal insanlar ise eğitime ve kültüre yatırım yaptılar ve kendilerini kültürel açıdan geliştirdiler ve bir savaş patlak verdi. Bu savaş uçakların gece kalkıp bütün bir şehrin üzerine yağmur gibi ölüm yağdırdığı bir savaştı.

İnsanlar yıkık binaların arasından çırılçıplak bedenleriyle kurtulmaya çalışıyorlardı elbiselerini alan alevlerden ve iki renk vardı orda, kırmızı ve siyah, alevin ve karanlığın rengi. İkiside birbirini bastırmaya çalışıyordu, birisi parlarken, diğeri onu bastırıyor ve karanlığını üzerine yansıtıyordu. Daha sonra ses, uçakların ve bombaların sesi. Çığlık atan insanlar ve onların üzerinden uçan, ölüm saçan kuşlar…

Savaşlar bittiğinde, insanlar çok ağır kayıplar vermişti. İnsanlık bir kez daha sınav verdi. Ne sebep olmuştu bu savaşa bilinmiyordu ve kimse de çözemedi; fakat ilerlemek için savaşlar da şarttı. Savaşlardan sonra insanlar şehirlerini onardılar ve savaşın öğrettiği şeyleri normal hayatta kullanmaya başladılar. Savaşta kullanıla telsiz teknolojisi telefonun önünü açtı ve bombardıman uçakları, yolcu uçaklarının gelişmesine neden oldu.

İnsan savaşlarla sahip oldu elindekilere. Eşi için savaştı mağara devrinde, eşe ve çocuğa sahip oldu. Tarlası için savaştı ve tarla sahibi oldu ve durmadan bu döngü böyle devam etti. Savaşlar sonucunda insan teknolojiyi edindi ve inanılmaz gelişmelere gebe kaldı yaşamın ta kendisi. 2000’li yıllarda insan bir şeyi fark etti: son 40 yılda yaşanan gelişmeler, insanlığın bundan önceki tüm tarihine eşit olduğunu? Yani 4000 yılda insanın sahip olduğu ilerlemeden daha fazla gelişme 1960’dan sonra yaşandı ve kat kat fazlaydı.


İnsan en tehlikeli oyuncağına sahip oldu : nükleer bombalar ve atom bombası. Bunu kullanan caniler oldu ve insanlığın kaderiyle oynadı; fakat en anlamlı sözü yine o atom bombasını icat eden bir bilim adamı söyledi : Albert Einstein. Bizde bu cümleyle yazımızı bitiriyoruz :

“İnsanlar birgün gelecek öyle bir savaş yapacaklar ki; bu savaş bittiğinde tekrar savaşmak için ellerinde sadece sopaları ve taşları kalacak”!