Kategori arşivi: Blog

Soner.me isimli BLOG’umun 2012 yılı wordpress özeti beni onurlandırdı

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2012 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

2012 Cannes Film Festivaline 4.329 film gönderildi. Bu blog, 2012 içinde yaklaşık 15.000 kez görüntülenmiş. Eğer her görüntülenen bir film olsaydı, bu blog 3 Film Festivaline ev sahipliği yapardı

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Reklamlar

Call-Of-Duty: “Black Ops 2” Youtube Top 10’a Kapak Attı

Başlığı okuyunca konuyla ilgili olmayanlara biraz fazla teknik veya anlamsız gelebilir; ama oyun tutkunları kelimelerin anlamını gördüğü anda çözebilir. Call Of Duty, Çağımızın en iyi oyunlarından birinin ismi diyebiliriz. Ve bu serinin son oyunu ise “Black Ops 2″ dir. Bu oyun özellikle PS3 tutkunlarının tercih ettiği ilk sıradaki oyunlardandır. Bu söylemimizi YouTube’un açıkladığı 2012 most popular trailers ( en popüler videolar ) da ilk 10′a demir atmasıyla da destekleyebiliriz.

YouTube 2012′nin en popüler fragmanlarını açıkladı. Listede en popüler oyunlar, televizyon showlar ve film fragmanları var. Bu fragmanlar arasında ilk 2 sırada Call Of Duty: Black Ops 2 oyununun fragmanları bulunuyor.  İki videonun görüntülenme rakamları da çok ciddi rakamlar. Bu iki oyun fragmanı 35.2 milyon ve 29.6 milyon görüntülenmeye sahip. Ayrıca bu oyunun farklı fragmanları da 8. ve 10. sıraları kapmış, yani ilk 10′da Black Ops 2′nin 4 adet fragmanı var. 4 fragmanın toplam görüntülenme sayısı 82 milyon. Oyun bir Gangnam Style kadar görüntülenme almasa da gerçekten çok ciddi rakamlarda görüntülenme sayısına sahip.

2012′de merakla beklenen 2 film : The Dark Knight Rises ve Skyfall 3. ve 4. sıralarda kendilerine yer buldular. Skyfall biraz daha şanslı; çünkü 2. fragman 9. sırada kendine yer bulabilmiş! Listedeki diğer fragmanlar TED ve Açlık Oyunları (  The Hunger Games ) ve  Revolution.

Bu linkten listeye ulaşabilirsiniz : http://www.thinkwithgoogle.com/insights/featured/youtube-trailers-leaderboard-2012/

Call Of Duty serisini bende oynuyorum ve elimde Call Of Duty serisinin 4 farklı oyunu mevcut ve gerçekten harika oyunlar. Black Ops 2′yi hem single player; hem de online olarak oynuyorum ve gerçekten çok inanılmaz bir oyun. Sahneler, oyundaki karakterler ve oyunun kurgusu muhteşem. Bu oyunu oynamanızı kesinlikle tavsiye ederim. Hatta oyun takası da yapabiliriz:))) İyi oyunlar.

Soner Görpeli

Volunteer Blogger & Journalist

WordPress’e Yeni Başlayanların Bilmesi Gereken İpuçları

WordPress hayatımıza girdiğinden bu yana çok şeyi değiştirdi. Özellikle kendi haber sitesini veya blog sitesini kurmak isteyen ve bunun için yeterli bütçeye sahip olmayan birçok insanın önünü açtı. Hatta WordPress bu işte o kadar ileriye gitti ki, şu anda bloglar, haber sitelerinin tahtını tehdit eder hale geldi. WordPress’in SEO’su o kadar başarılı ki, bu özelliğiyle de kurumsal haber sitelerinin pabucunu dama attı. Peki bu kadar başarılı bir platformu ne kadar tanıyoruz?

Blog dünyasına yeni adım atanlar ve WordPress hakkında bilgi sahibi olup fakat tam anlamıyla detayları bilmeyenler için WordPress’in muhteşem özelliklerini paylaşacağım. Aslında Wordpress’i sıfırdan hosting alarak kendi hostinginize kurmayı ve WordPress’in bütün özelliklerinden yararlanmayla ilgili çok detaylı bir yazı yazmak istiyorum ve en kısa zamanda bu yazıyı yazacağım. Şimdi WordPress’in önemli birkaç özelliğinden bahsetmek istiyorum.

1. Yazılarınızı İleriki Bir Zamanda Yayınlamayı Ayarlama

Bloger’ların birçoğu yazılarını ileriki bir tarihte yayınlanması için ayarlıyorlar ve yazılar daha sonra otomatik olarak yayınlanıyor. Bu işlemi yapmak çok basit. Öncelikle yeni yazı oluşturuyorsunuz ve taslak olarak kaydediyorsunuz.

Daha sonra yukarıdaki resimden Düzenle’ye tıklayın ve yazınızın metin editörü açılacaktır. Buradan sağ bölmede “Hemen yayımla” seçeneğinin yanında “Düzenle” ye tıklayın ve açılan seçeneklerden yayımlanma tarihini belirleyerek tamam’a tıklayın.

Yukarıdaki resimden örnek çalışmaya göz atabilirsiniz, bu kadar basit. Daha sonra Yayınla düğmesine basın ve yazınız belirttiğiniz gün ve saatte yayınlanacaktır.

2. Sayfalarınızı ve Blog URL’lerinizi Değiştirme

Bildiğiniz gibi WordPress PHP alt yapısı ile oluşturulmuş çok başarılı bir blog sitesi ve sayfa oluşturduğunuzda ya da yazılarınızı yazdığınızda otomatik olarak bir page id veya post yani yazı id atanır. Standart olarak http://yaviga.com.tr/?p=123 bu şekilde bir numara verilir; fakat bu sayfa veya yazı numarası size herhangi bir avantaj sağlamaz. SEO yani arama motoru optimizasyonunda iyi bir sonuç alabilmek ve sitenizin aramalarda üst sıralarda yer alabilmesi için yazılarınızın linki yazdığınız yazının başlığı şeklinde olmalıdır. Yani http://yaviga.com.tr/2012/12/04/facebook-messenger-whats-appa-mi-donusuyor/ bu şekilde bir link olmalıdır. Bu şekilde arama motorlarında üst sıralarda yer alırsınız ve linkiniz anlamlı olur.

Biz buna Permalinks diyoruz. Türkçesi Kalıcı Bağlantı:) Permalinks’i ayarlamak için Ayarlar -> Kalıcı Bağlantılar-> buradan “Gün ve İsim” seçeneğini tıklayabilirsiniz. Ben genelde bu özelliği tercih ediyorum; fakat siz yukarıdaki resme bakarak farklı tercihler de yapabilirsiniz. Bu linkten SeoMoz’un önerilerini okuyabilirsiniz : 11 Best Practices for URLs

3. WordPress Düzenleyici Önemli Tüyoları

Eğer blog yazmaya yeni başladıysanız veya sadece yazı yazıp yayınla butonuna basanlardansanız WordPress editörünün gücünü hala bilmiyorsunuz veya fark etmemişsiniz:) bundan dolayı bu bölümü iyi okumalısınız.

Yazılarınızı yazarken kelimelerin yazım denetimini WordPress sizin için otomatik olarak yaparak size çok yardımcı olabilir. Birçok insan WordPress’in böyle bir özelliği olduğunu bile bilmez. Yazım denetimi yapmak istediğiniz paragrafı seçin ve ABC seçeneğine tıkladıktan sonra yazım denetimi gerçekleşecektir. Bu kadar basit.

Ek olarak bir yerden metin kopyaladığınızda formatlanmış bir şekilde gelebilir. Formatı kaldırmak için, yazı yazarken üst bölmede renkli kutucukların olduğu butona tıklayın ve açılan satırdan biçimlendirmeyi kaldır seçeneğini seçerek formatı kaldırabilirsiniz. Bu da çok basit oldu:) Ayrıca klavye kısa yollarını da kullanabilirsiniz. Control + C ve Control + V’ye aşina olduğunuzu düşünerek artık bahsetmek bile istemiyorum; fakat başka kısa yolları da WordPress’te kullanabilirsiniz.

Bold/Kalın: Control + B Underline/Alt Çizgi: Control + U Italic/Yatık: Control + I Heading/Başlık 1: Control + 1 Heading/Başlık 2: Control + 2 Heading/Başlık 3: Control + 3 Heading/Başlık 4: Control + 4

Diğer kısa yolları görmek için yardım işaretine tıklayın ve oradan Hotkeys / Kısayolları seçin.

4. Videoları Gömün, Tweet veya Diğer Medyaları Kullanın

YouTube, Vimeo, Twitter kavramları artık herkesin bildiği sosyal medya platformlarını temsil eden kavramlardır ve artık bütün sosyal ağlarda bu mecraların kullanımı olmazsa olmaz diyebiliriz. Peki bu mecralardaki içerikleri WordPress’te nasıl kullanabilirsiniz. Aslında çok basit, sadece içeriğin linkini alarak, html bölümünü seçerek oradan ekleyebilirsiniz. Biz buna Embed etmek diyoruz.

Aslında bu EMBED durumu biraz kafanızı karıştırabilir, eğer dikkatli araştırırsanız zorlanmadan sitenizde zengin medya kullanabilirsiniz. Bir notu buradan size aktarmak istiyorum. Free / Ücretsiz WordPress kullanıyorsanız Video eklemek için sizden para talep edecektir. Kendi hostinginizde WordPress kullandığınızda her türlü medya içeriği sorunsuz ekleyebilirsiniz. İleride bu konu ile ilgili detaylı yazı yazacağım.

5. Yazar İsminizi Değiştirme

Sitenizde birkaç yazar yazıyorsa, onların yazdığı yazıların yazar kısmında sizin isminiz gözükecektir. Bu da diğer yazarlar için çok adil durum değildir. Yazar kısmını çok rahat değiştirebilirsiniz. Aslında bu yazıyı yazarken birkaç şeyi ben de atlamışım:) O zaman aksiyona geçelim. Ekranın sağ üst köşesinde Ekran Tercihleri var, Tıklayın ve açılan menüden yazar, özet, geri bildirim gibi seçenekleri seçin. Seçtiğiniz bütün seçenekler editör yani yazılarınızı yazdığınız bölümün altında gözükecektir. Yazar kısmında oluşturduğunuz Yazarları dropdown menüden seçerek yazıya yazar atayabilirsiniz. İşte bu kadar basit:)

Ben birkaç özellikten bahsettim; fakat WordPress’in özellikleri bitmez. Mesela bugün Google Font For WordPress’i kurarak Web 3.0 fontunu sitemde kullandım:) Yani çok derin bir alan ve yavaş yavaş öğreneceksiniz.

Soner Görpeli yazdı.

Akıllı Telefonlarınız İçin En İyi 9 Video Düzenleme Programı…

Akıllı telefonların gittikçe yaygınlaşmasıyla hem resim düzenleme uygulamaları; hem de video düzenleme uygulamaları önem kazanmaya başladı. Özellikle de HD kayıt yapan akıllı telefonları için olmazsa olmaz uygulamalar her geçen gün uygulama marketlerinde yerlerini alıyor. Tabi her geçen gün sayısı artan uygulamaları hem takip etmek çok zor; hem de hangi uygulamayı kullanacağınıza karar vermekte bir o kadar zor.

Merak etmeyin bu konuda araştırma yaptım ve size yardımcı olacağım:)

1) iMovie

iMovie Apple’ın video düzenleme programı. iPhone ve iPad için yapılan uygulamanın desktop versiyonu da mevcut. Uygulamayı akıllı telefonunuzda kullanarak videoları düzenleyebilir, müzik ekleyebilir ve kısa filmler yapabilirsiniz

2) iSuper8

iSuper8 size vintage tarzında videolar kaydetmenizi ve videoları vintage tarzında düzenlemenize yardımcı olan bir video düzenleme programı:)

3) Vyclone

Bu uygulama videoyu çektiğiniz yerin lokasyonunu gps sinyallerinden tespit ederek aynı noktada çekilen diğer filmlerle eşleştirme özelliğine sahip ve farklı sahnelere farklı kameralar aracılığıyla çekim yapabiliyorsunuz. Ayrıca çektiğiniz bu görüntüleri Facebook ve Twitter gibi sosyal medya sitelerinde paylaşabiliyorsunuz.

4) VidTrim Pro

VidTrim Pro androik için yapılmış bir uygulama ve sahneleri seçip istediğiniz görüntüleri alma özelliği var.

5) Viddy

Viddy 15 saniyelik projeler üretmenize imkan veren bir uygulama ve hazırladığınız bu videoları sosyal medyada Viddy aracığıyla paylaşabilirsiniz.

6) Videolicious

Videolicious size videolarınızı direk iPhone kütüphanenizden alıp düzenlemenize ve daha sonra tekrar kütaphaneye kaydetmenize yardımcı oluyor ve diğer uygulamalar gibi youtube vb sosyal mecralarda paylaşabiliyorsunuz.

7) Lapse It Pro

Lapse It Pro android için hazırlanmış bir uygulama ve film düzenleme bittiğinde MP4, MOV, FLV formatlarında kaydedip YouTube, Facebook, Google+ gibi sosyal mecralarda paylaşmanıza imkan sağlıyor.

8) AndroMedia HD

AndroMedia android yazılım kullanan akıllı telefonlar için oluşturulmuş ve masaüstü sürümü de mevcut. Uygulama MP4,MOV,JPG,PNG,MP3, WAV dosya formatlarını destekliyor ve hazırladığınız videoları sosyal medyada paylaşabiliyorsunuz.

9) CinemaFX

CinemaFX bitmiş filmlere 55 farklı efekt desteğiyle güzel görünümler kazandırmanız yardımcı oluyor. Videolara efekt verdikten sonra arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Video uygulamalarını daha detaylı incelemek için linklere tıklayarak sitelere gidebilir ve hem apple market; hem de android marketten uyumlu telefonlarınız için indirebilirsiniz.

Güzel videolar oluşturmanız dileğiyle. Yazıları yaviga.com’dan da okuyabilirsiniz.

http://yaviga.com/2012/08/19/akilli-telefonlarinizda-en-iyi-9-video-duzenleme-programlarindan-yararlanabilirsiniz/

Soner Görpeli yazdı.

Broşür, flyer, föyleriniz ve diğer tasarımlarınız yeterince etkili mi?

Şirketler kendilerini, ürünlerini ve diğer etkinliklerini duyurmak için broşürlere, flyerlara ve föylere ihtiyaç duyarlar ve bu ihtiyaç çerçevesinde materyalleri hazırlamaya koyulurlar. Bu hazırlık evresi genelde plansız ve anlık olur. Fuarlara medya desteği verdiğim için bu alanda örneklerle ilerlemek istiyorum. Yurtdışında bir fuar vardır ve birkaç günde broşürün, afişin hazırlanması gerekir. Ya da pazarlamasını yaptığınız bir fuarın tanıtımını, başka bir fuarda yapmak için, hızlı bir hazırlık evresine girererek broşürleri hazırlarsınız.

Peki acele bir şekilde hazırlanan broşür/afiş ne kadar etkilidir. İnsanlar ellerine tutuşturulan broşürleri okuyorlar mı? Okuyorlarsa bile akıllarında bir şeyler kalıyor mu? Ve en önemli soru: insanlar okuduklarından etkileniyorlar mı? Ben bu konuda çok çekimserim; çünkü okuduğum broşürlerin %80’inden etkilenmiyorum.

Klasik örneklere bir bakalım ve yapılan hataları inceleyelim. Bu hataları gördükçe belki de daha yaratıcı afiş ve broşür hazırlayabiliriz ne dersiniz? Baskılı ve görsel işlerde tasarım ve teknik detaylar çok önemli; fakat bir o kadar tipografi ve renk kullanımı da önemli. Ve en önemlisi ne biliyor musunuz, metinlerin doğru kullanılması, etkileyici cümleler ve ana fikir. Metinleri ne kadar etkili bir şekilde kullanırsanız, insanları daha hızlı etkileyebilirsiniz. Aşağıdaki paragrafta bu fikri destekleyen örnekleri göreceksiniz, bir göz atmakta fayda var diye düşünüyorum.

Broşürde kampanya:) Soldaki resme dikkatli bakalım. Kafanızda ne canlandı? Ben bu resmi arama motorunda bulduğumda biraz güldüm. Benim anlatmak istediğim standartlarda iş çıkaracaklarından biraz kuşkuluyum ve neden böyle düşündüğümü de aşağıda sizinle paylaşacağım broşür örnekleri ve site linkleriyle daha iyi anlatacağımı düşünüyorum.

Bu tarz broşürlerin devri geçti. Daha önce Web 2.0’la ilgili blog yazmıştım, Web 2.0 trendi her şeyi kökten değiştirdi ve şirketlere şu mesajı verdi. Pazarlama faaliyetlerinizde ve kullandığınız bütün araçlarda bütünlük olsun ve bu bütünlüğü sağlarken görselliği, tipografiyi ve diğer unsurları iyi ve etkili bir şekilde kullanmalısınız. Sizde bu kuralı dikkate alarak  materyallerinizi gözden geçirebilirsiniz. Bu sayede vermek istediğiniz mesajları daha doğru ve etkili verebilirsiniz. Şimdi kuralları incelemeye başlayalım.

Renklerin Önemli :
İlk kuralımız renk kuralı : Yazıya başlamadan önce size renk kuralıyla ilgili çok kısa bilgi vermek istiyorum. Daha önce, Marka’da Renk Kuralı konusuyla ilgili yazı yazmıştım. Bu yazıma blogda arama yaparak ulaşabilirsiniz. Renk kuralında önemli olan şudur. Kurumsal renginiz/logo renginiz ve bu renkleri kullanma biçiminiz çok önemlidir. Örnek olarak, Coca Cola logosunda kırmızı rengi kullanır ve bütün materyallerinde de kırmızı rengi ağırlıklı olarak kullanır. Siz hiç Coca Cola’nın mavi rengi baskın kullandığını gördünüz mü? Peki Mavi rengi hangi firma kullanır? Pepsi:) Markada renk kuralına göre 5 temel rengi seçmeniz size avantaj sağlayacaktır ve rakibinizin tam karşıt rengi kullanmanız sizin akılda kalmanız ve farklılaşmanız için çok önemlidir.

Renk kuralına biraz göz atın ve hangi renkler birbiriyle uyumlu, renkler ne anlama geliyor ve retinanın hangi bölgesinde oluşuyorlar gibi çok önemli bilgileri öğrenmeniz, hazırladığınız her materyalde size çok büyük katkı sağlayacaktır. En önemlisi broşür tasarladığınız ürünü yansıtacak renk ne? Kurumsal renklere göre mi hareket edeceksiniz; yoksa herhangi bir renk seçerek mi ilerleyeceksiniz, bu konularda fikir sahibi olacaksınız. Konumuza tekrar dönelim:

Evet herhangi bir çalışmaya başlamadan önce verilmesi gereken en önemli kararlardan birisi renk kararıdır. Benim önerim ürünün rengine uyumlu renkler seçilerek tasarımın yapılması. Örnek olarak aşağıdaki resimlere bir göz atalım. İlk baktığınızda görselin hangi ürün için hazırlandığını tahmin ettiniz mi? Bence evet, görsele bakar bakmaz ne olduğunu anladınız. Peki neden bu kadar hızlı algıladınız? Cevabını vereyim: 1 renk – 2 şekil hatları. Aslında siz daha farkına varmadan beyniniz algılıyor. Süreç nasıl gerçekleşiyor biraz da bundan bahsedelim. Beyniniz, daha önce öğrendiği durumlara göre işlem yaparak olaylar arasında bağlantı kuruyor. Yüzlerce kez kahve gördünüz ve ne renk olduğunu biliyorsunuz, tabi beyniniz de bunun farkında. Aşağıdaki kahve Cuplarını da Starbucks vb. kahve dükkanlarında gördüğünüzden dolayı beyniniz bunun da farkında. İki olay arasında bağlantı kurarak sizi uyarıyor. Bu, Coca Cola şişesini gördüğünüzde aklınıza kırmızı rengin gelmesi veya susamanız gibi bir şey.

Beynimizin böyle bir çalışma şekli var olduğunu biliyoruz artık. O zaman bu çalışma prensibine göre tasarımlarımızı hazırlamalıyız. Ayrıca renk seçiminde ürününüz veya hizmetinizle ilgili bir renk varsa, bu renklerden yararlanmanız kendinizi daha hızlı tanıtmanız için çok etkili olacaktır.

Şekil Kuralı :
2. kuralımız ise şekil kuralı. Görselinizde kullanacağınız şekiller, verdiğiniz hizmet veya ürününüzle ilgili olmalı. Yukarıdaki tasarımda, şekil olarak bir şişe kullansaydık ürünle bütünleşemezdi ve çok anlamsız olurdu. Cupların üzerindeki insan figürlerine dikkat ettiniz mi, şık giyinmiş beyefendi ve hanım efendiler var. Kahve dersek akla ne geliyor:) bence görseller çok uygun, örneğin bu cupların üzerine uzun saçlı rock sanatçıları koysaydık çok mu ilgili olurdu? Ya da bir bira şişesinin üzerine takım elbise giymiş erkek ve bayan görseli uygulasak nasıl dururdu. Bence iyi durmazdı ve ben böyle uyumsuz ve ilgisiz şekilleri kullanmazdım.

Orantı Kuralı :
3. kuralımız orantı kuralı. Materyallerinizde kullandığınız görseller ve uyguladığınız metinlerin boyutu, materyalinizle veya vermek istediğiniz mesajla orantılı olmalı. En önemli mesajlarınızı daha büyük puntolarla, 2. öncelikteki mesajlarınızı da daha küçük puntolarla verebilirsiniz. Bu kural görsellerde de yine aynı şekilde geçerlidir. Yukarıdaki ikea görseline göz atmanızı rica ediyorum. Görseller nasıl kullanılmış ve ne mesaj verilmiş? Biraz düşündükten sonra mesajın gayet açık olduğunu algılıyorsunuz öyle değil mi? Özellikle de ikea logosunu gördükten sonra, bu mesaj daha da netleşiyor. Aşağıdaki görsele baktığımızda en önemli metinler büyük puntolarla ve beyaz renkler kullanılarak yazılmış, koyu renk üzeri açık renkler kullanılarak renk uyumu da sağlanmış ve şekillerle de neyle ilgili olduğu mesajı verilmiş. Şimdi tekrar düşünün, bir görselde kaset, kablo ve toprak zemin görürseniz kafanızda ne canlanır:) Bence burada bir de bira şişesi olsaydı bakan kişinin metinleri okumasına bile gerek kalmayacaktı.

Tipografi Kuralı :
4. kuralımız Tipografi kuralı. Bu kural aslında yukarıdaki görselde çok iyi kullanılmış. Tasarım sadece renkler ve şekillerle, resimlerle yapılmıyor, tipografiyi iyi kullanmak da çok önemli bir unsur. Yukarıdaki görselde tipografiyi muhteşem kullanarak etkili bir çalışma yapılmış. Çok az metinle çok iyi ve etkili mesaj verilmiş. Metinlerin az kullanılması gerektiği materyallerde tipografi ve şekil kurallarını kullanarak etkili çalışmalar ortaya çıkarılabilir.

Grafik Tasarım / Şekil Tasarımı Kuralı :
5. kuralımız materyallerde grafik tasarımın nasıl kullanılması gerektiğini açıklayacağımız grafik tasarım / şekil kuralı. Yazıyı okumadan önce yukarıdaki broşürde tasarlanmış grafiklere bir göz atın. Kullanılan tasarım / şekiller broşüre ne kadar güçlü bir katkı sağlamış öyle değil mi? Evet işte bu yüzden mesajınıza uygun grafiksel şekiller kullanmanız çok önemli. Kullanım amacınız mesaj vermek değilde, sadece görsellik katması için grafiksel hatlar kullanmak istiyorsanız, kullanılacak hatların/çizgilerin broşürünüzün/afişinizin bütünlüğünü ve vermek istediği mesaja negatif etkide bulunmamasına dikkat etmelisiniz.

Metinlerin Kullanımı Kuralı :

6. ve en önemli kuralımız bu diye düşünüyorum. Hazırlayacağınız broşürde kullanacağınız metinlerin anlamlı ve etkili olması gerekiyor. Öncelikle amacınız ne ve broşürü hangi amaçla hazırlıyorsunuz bu çok önemli. Bilgi mi vermek istiyorsunuz? Satışları mı artırmak istiyorsunuz? Yeni bir ürününüzü mü duyurmak istiyorsunuz? Amacınız her ne olursa olsun, broşür veya farklı bir materyal hazırlamadan önce, kullanacağınız metinleri iyi seçmeniz ve okuyucuya ne tür bir mesaj vermek istiyorsanız, önce iyi bir planlama yaptıktan sonra tasarım aşamasına geçmeniz etkili olacaktır.

Önce broşürü hazırlayalım, şurdan bu metni al, oradan da şu grafiği koyalım mantığıyla bir başarı sağlanacağını düşünmüyorum. Ortaya bir iş çıkar ama bu işin ne kadar etkili olacağı kuşkulu! Fazla metin olmadan da tasarımınızla mesajınızı verebilirsiniz. Yukarıdaki görsele bir göz atın, ne gördünüz? Çok fazla metin bulunmuyor; fakat mesajını gayet net vermiş. Peki birde aşağıdaki görsele bir bakın, ne kadar metin var? Nerdeyse hiç yok. Peki vermek istediği bütün mesajı verememiş mi? Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bence mesajı çok açık bir şekilde vermiş.

Özetleme kuralı 🙂

7. kuralımızla konuyu özetleyerek yazıyı bitiriyorum, lütfen biraz daha sabredin:)

Yukarıda yazılan bütün kurallar etkili bir iş çıkarmanız için önemli kurallardır. Mesajınızı vermek için hangi materyali seçerseniz seçin, vermek istediğiniz mesajınız ve amacınız çok önemli. Önce amacınızı net bir şekilde belirlemeniz gerekiyor. Daha sonra mesajı nasıl ve hangi yöntemleri kullanarak vereceksiniz, bu gibi unsurları dikkate alarak hareket etmelisiniz.

Ana mesajınızı ne kadar az metinle verirseniz o kadar akılda kalıcı ve etkili olur. Bir şeyi anlatmak için çok fazla yazı yazmanıza gerek yok. Kimseye bir şey öğretmiyorsunuz, sadece bir ürünü tanıtıyorsunuz veya bir etkinlikten haberdar ediyorsunuz, bu yüzden çok etkili görseller, metinler ve renkler kullanarak da mesajınızı verebilirsiniz.

Aşağıdaki görselleri inceleyin, ana mesajı vermek için yüzlerce yazı mı var,  sizce yeterince açık değil mi? Sadece doğru kullanılan renk, grafiksel öğeler, tipografi ve mesajı doğrudan etkili bir şekilde verme! Sizin de yapmanız gereken bu.

Zaman ayırıp okuduğunuz için çok tşk ederim.

Aşağıdaki linklere tıklayarak çok önemli bilgilere ve örneklere ulaşabilirsiniz.

http://www.deviantart.com/

http://browse.deviantart.com/?qh=&section=&q=brochure

http://www.smashingmagazine.com/2008/06/02/beautiful-and-expressive-packaging-design/

http://bestphotoshoptutorials.net/2009/03/19/40-examples-of-beautiful-typography-in-advertising-design/

http://www.youthedesigner.com/2009/03/25/15-delightful-brochure-designs/

http://www.smashingmagazine.com/2008/06/16/beautiful-brochures-and-booklets/

http://www.smashingmagazine.com/2009/04/21/creative-print-typography-layouts/

http://www.behance.net/Gallery/Effektive-CVPoster-Mailer/107375

Kartvizit Tasarımları

http://circleboxblog.com/2009/inspiration/the-art-of-the-business-card-creative-examples-tutorials-resources/

Written by Soner Görpeli

Gerilla Pazarlama yangından mal kaçırma pazarlaması değildir!

Merhaba, başlıktan da anlayacağınız gibi gerilla pazarlama diğer pazarlama yaklaşımlarından farklıdır ve faklı da olmak zorundadır. Gerilla pazarlamayı farklı kılan pazarlamaya farklı bir pencereden bakmasıdır. Peki nasıl farklı bir bakış açısı olabilir ve hangi teknikleri kullanarak diğer pazarlama yaklaşımlarından kendisini farklılaştırabilir?

Şimdi yukarıdaki paragraftaki yazıyı tekrar okursanız tekrar eden bir kelimeyi fark edeceksiniz:”farklı”. Aynı kelimeyi yazı içinde birkaç kere kullanarak bilinç dışınıza tekrar eden mesajlar gönderdim:) siz fark etmeden bilinç dışı hafızanız kelimeyi analiz etti ve siz daha farkına varmadan gerilla pazarlamanın farklı olduğunu algıladı.

Yukarıda verdiğim örnekte olduğu gibi Gerilla pazarlama çok çeşitli teknikleri kullanmaktadır. Peki tanımı nedir kısaca bahsetmek istiyorum. Geleneksel pazarlama anlayışı pazarlamada başarılı olmak için reklama yatırım yapmalısınız der; gerilla pazarlama ise yatırımı zaman, çaba, hayal gücü ve bazı psikoloji temelli stratejiler kullanarak başarıyı hedefler. Fakat hiçbir şekilde insanları yanıltmaya çalışmaz, sadece doğru sorular sorar ve doğru cevaplara ulaşarak gerekli aksiyonu belirlemeye yardımcı olur.

Bu yazımda size basit ve kısa bir özetle gerilla pazarlamadan bahsetmek istedim. Amacım  özet bilgi vererek farkındalık yaratmak ve araştırmaya başlayarak daha detaylı bilgi edinmenizi sağlamaktı.

Aşağıdaki linkten gerilla pazarlamayla ilgili makalelere ulaşabilirsiniz.

http://www.gmarketing.com/articles/

İyi bir blog yazarı olmak için ilk adımı atmaya ne dersiniz?


Bir yıl sonra kendinizi hayal edin. Apple bilgisayarınızın karşısındasınız ve günde 3 farklı konuda blog yazıyorsunuz. Kelimeleri çok iyi kulllanıyorsunuz, yazılarınızı okuyanlar o kadar etkileniyor ki, yazılarınızı tekrar okumak için sizi ( Follow ) takip ediyorlar ve RSS’le mail takip listelerine ekleyerek yazılarınızı takip ediyorlar. Buna ek olarak ziyaretçi sayınız da çok fazla, dünyanın her ülkesinden ziyaretçiler sitenizi ziyeret ediyor. Özellikle de ingilizce makaleler yazıyorsanız, ne kadar popüler bir blogger olacağınızı hayal edebiliyor musunuz?

Siz hayal etmekte zorlanıyorsanız bile ben sizin ileride ne kadar iyi bir blog yazarı olacağınızı hayal edebiliyorum; hatta çok iyi bir blog yazarı olacağınıza inanıyorum.

Hep söylediğimiz klasik bir cümle vardır : “En uzun yolculuklar bir adımla başlar” ve buna benzer birçok alıntı. Ben sizi alıntılarla ikna etmekten öteye geçeceğim ve sıfırdan başlayarak nasıl blog yazarı olacağınızı anlatacağım, haydi başlayalım.

1. İlk adım bir blog sahibi olmalısınız. Ücretsiz blog alanı sağlayan çok sayıda site mevcut; fakat WordPress ve Blogger sizin için iyi bir başlangıç olabilir. Ben wordpress kullanıyorum ve çok aşina olduğum için başka bir blog sitesi kullanmıyorum. Siz, kullanım kolaylığına göre istediğiniz blog sitesine abone olabilirsiniz.

2. adım blog yazacağınız siteye karar verdikten sonra üye olmalısınız. Üyelik işlemleri çok basittir, önce kullanıcı adınızı istenen yere yazarsınız ve daha önce alınmamışsa kullanıcı oluşturursunuz. Mail adresinize üyelik aktivasyon maili gelir ve linke tıklayıp mailinizi doğruladığınızda blog üyeliğiniz gerçekleşmiş olur.

Solda wordpress’in üyelik sayfasından bir görüntüyü sizin için paylaşıyorum. Blog adresinizi ve kullanıcı adınızı yazarak blog üyeliğini gerçekleştirebilirsiniz. Eğer kendi domain adınız varsa www.sizinadınız.com bu domain adresini de blog sitenize bağlayabilirsiniz. Birazdan domain adresinizi nasıl bağlayacağınızı anlatacağım.

3. adım bloğunuzu aktive ettikten sonra düzenleme yapmaktır. Yönetim panelinde görünüm sekmesine tıklayarak temalar seçebilirsiniz ve sitenizin görünümünü kişiselleştirebilirsiniz. Ayrıca görünümle ilgili özellikleri kurcalayarak banner resmi yerleştirebilir ve sitenizin arka planını kendinize göre düzenleyebilirsiniz.

4. adım ise artık yazı yazmaktır. Yine aynı şekilde yönetim panelinden yazılar sekmesine tıkladıktan sonra yeni seçeneğine tıklayarak yazı alanını açın. Yazı alanını açtıktan sonra yazacağınız blogla ilgili başlığı yazın. Başlıktan sonra içerik kısmını da yazdıktan sonra, yazınızın arama motorlarında kolay ulaşılmasını sağlamak için tag ( etiketler ) belirleyin. Örnek olarak, Steve Jobs’la ilgili bir makale yazmaya karar verdiyseniz, tag olarak Apple, iphone, ipad, ios gibi tag lar kullanın. Bu şekilde arama motorlarında yazdığınız kelimeler arandığında, sizin yazınızın görünme şansı yükselir. Ek olarak blog sitenizde arama yapıldığında ilgili yazıların bulunması için Katogori oluşturmanız çok faydalı olacaktır. Örnek Steve Jobs’la ilgili yazdığınız yazıyı Teknoloji katagorisi altında yayınlayabilirsiniz.

5. adımda ise, yazdığınız yazıları sosyal ağlarda anında yayımlama özelliğine bakalım. Evet wordpress ve diğer blog siteleri yazdığınız yazıları sosyal ağlarda yayınlama imkanı veriyor. Eğer linkedin, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda hesabınız varsa yazılarınızı anında bu sitelerde yayınlayabilirsiniz. Bu konuyla ilgili detaylı bir yazı yacağım; fakat şimdi kısa bir şekilde açıklayacağım. WordPress’te ayarlardan -> paylaşma ya da paylaşıma gidin. karşınıza çıkan ekrandan yazınızı yayınlamak istediğiniz sosyal siteyi seçebilirsiniz. Aşağıda örnek resmi görebilirsiniz.

Ayrıca blog sitenizin ana sayfasında ise twitter’dan yazdığınız tweetleri yayınlayabilirsin. Twitter hesabınızı siteye tanımlamak için görünümden bileşimler sekmesine gidin ve sitenizin sidebar’ına twitter hesabınızı ekleyin ve daha sonra da kullanıcı adınızı yazın. Tweet’lerinizin görünmesi için twitter hesabınızın public olması gerekmektedir, eğer public değilse twitter ayarlarından protected tweet sekmesini kaldırın.

 

 

 

 

Son aşama ise yazınız bittikten sonra yayımla butonuna basmaktır. Yazım teknikleriyle ilgili detaylı bir makale daha ileriki aşamalarda yazacağım, şimdilik amacım blog dünyasıyla sizi tanıştırmak ve ilk yazılarınız yazmanızı sağlamak. Daha sonraki aşamalarda daha teknik konulardan bahsedeceğim.

Kişisel Domain’inizi siteye bağlama, video yayımlama, kişisel sayfa tasarımınız seçme, kullanım alanınızı artırma, video paylaşımı aktive etme, kendi css ve font dosyalarınızı yönetme gibi teknik konularla ilgili çok detaylı bir makale yazacağım.

Zaman ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim.

Written By Soner Görpeli

Önce Siz Değişin, Sonra Müşterileriniz Sizi Takdir Etsin… Pazarlama 3.0 devamı…

Pazarlama 3.0’la ilgili yazdığım makalede pazarlama’nın tarihi ve gelişim sürecini anlatmıştım, linke tıklayarak ulaşabilirsiniz ( Pazarlama 3.0 ).  Bu yazımda ise pazarlamanın pratikte nasıl çalıştığı konusu işleyeceğiz.

Pazarlama 3.0’la ilgili yazıyı şu cümleyle bitirmiştim : “Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.” Aslında pazarlama 3.0’a kısa bir tanımlama yapmamız gerekiyorsa, bu özet yeterlidir diyebiliriz. Peki artık şirketler neden müşterinin ruhuna seslenmek ve ne istediklerine önem vermek zorundular?

Bu sorunun cevabı aslında sosyal medyada saklı diyebiliriz. Bildiğiniz gibi sosyal medya kavramı günümüzde çok sık dile getirilmeye başlandı, neredeyse her mecrada ve ortamda sosyal medyadan doğrudan ve dolaylı olarak söz ediliyor. Peki şirketler sosyal medyanın gücünün farkında mı? Evet bazı şirketler farkında ve farkında oldukları için de pazarlamada çeşitli alternatifler üreterek tüketicileri etkilemeye ve satış gerçekleşecek şekilde tüketicilerin davranışlarını yönlendirmeye çalışıyorlar. Peki bu durumda tüketiciler ne yapıyor, biraz da bu konu üzerinde duralım.

Tüketiciler geçmişte önlerine ne sunulursa tercih etmek zorundaydılar. 2000 yılından sonra her şey tüketicinin lehine olacak şekilde değişmeye başladı. Tüketiciler internet sayesinde araştırmaya ve bu araştırmanın sonucu olarak da öğrenmeye başladılar. Bildiğiniz gibi öğrenen ve bilinçlenen tüketiciye satış yapmak kolay değildir; çünkü bilinçlenen tüketiciler anlık kararlar vermezler, önce ihtiyacını iyi analiz ederler ve daha sonra satın alacakları ürünle ilgili araştırma yaparlar. Araştırma önce ihtiyaç duydukları ürünle başlar, ürüne karar verdikten sonra ikinci aşama ise ürünleri karşılaştırma ve 3. aşama ise fiyatları karşılaştırmadır. Ürünün fiyatı yüksekse bu süreç daha da komplike hale gelir. İşin içine bütçe girer ve bütçeye göre ürünleri değerlendirmeye de başlarlar ve optimum noktada satış gerçekleşir.

Eğer ortada bütçeyle ilgili sorun yoksa, yani alınacak malın fiyatı sorun değilse bu sefer de işin içine marka, kalite ve hizmet gibi süreçler girer ve döngü bu şekilde devam eder. Konuyla ilgili kendimden bir örnek vermek istiyorum. Şu anda Sony Vaio marka bir laptop kullanıyorum. güzel bir laptop; fakat boyutu büyük olduğu için taşımak zor. Blog yazdığım için daha ince, taşınabilir ve anında açabileceğim, şarjı daha uzun gidecek ( Sony ortalama 2 saat ) bir laptop’a ihtiyacım var. Burada ihtiyaç ortaya çıktı, bu ihtiyaçla ilgili internetten araştırma yaptım ve Dell Ultrabook benim için gerçekten uygun bir ürün olduğuna karar verdim. Dikkat ediyorsanız iyi bir ürünü sosyal medyada sizinle paylaşarak firmanın reklamını istemeden yapıyorum ve Dell’den de para almıyorum:) Neyse, Ultrabook benim bütün isteklerimi karşılayacak bir ürün, peki satın alma neden gerçekleşmedi? Çünkü özellik ve teknoloji olarak yeni bir ürün olduğu için fiyatı çok pahalı. Bu durumda fiyatının düşmesini ve benzer ürünlerin piyasaya çıkmasını bekliyorum, diğer ürünleri kıyaslıyorum ve bütçemi ayarlıyorum. Bu şu demek oluyor : satın alma gerçekleşecek; fakat zamanı belli değil!

İşte bu noktada benim bir markayı tercih etmem için, marka hem ihtiyacıma; hem de ruhuma seslenmeli. Yani beni önemseyerek ne istediğimi, nasıl bir ürün tercih edeceğim gibi konular hakkında fikrime önem vermeli ve rahatsız etmeden iletişimde olmalı. Bunu yapan firmalar mevcut, örneğin apple bu konuda çok başarılı. Tv reklamları, mailler vs ile tüketicileri rahatsız etmiyor; fakat satışları birçok firmanın üstünde. Özellikle iphone ve ipad‘le neredeyse devrim yaptı. Bundan dolayıdır ki hem ipad; hem de iphone sahibiyim ve hala birbirinden farkları ne anlamış değilim ve neden satın aldığımı söyleyeyim belki arge anlamında pazarlamacıların işine yarar : Çünkü çok hızlı açılıyor, şarjı sürekli kullanımda 1 gün gidiyor ve sosyal medya uygulamaları çok işlevsel, dokunmatik ekranı harika ve uygulamalar çok başarılı:) İşte bu yüzden satın aldım.

Başarılı şirketlerin müşterilere yaklaşımlarını incelerseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Apple gibi şirketlerin başarılı olmasının arkasında müşterilerine verdiği önem ve onların fikirlerini dikkate alması çok önemli rol oynuyor. Birde Nokia’ya bakalım, şimdi size iki ayrı kelime yazacağım ve kafanızda ne canlandı söyleyin : 1. kelime İphone – 2. kelime ise Nokia… Bence iphone’u kafanızda canlandırınca istek oluştu; fakat nokia’da ise belirsizlik oluştu ve düşünmeye başladınız. İşte düşünmeye başladığınızda direk iphone’u tercih edersiniz; çünkü kafanızda net bir çizgi oluşturan markaya daha hızlı yönelirsiniz.

Yukarıdaki örneğe bakarak başarısız şirketleri inceleyin. Onlar hep birkaç kişinin veridiği karar doğrultusunda hareket ediyor. Tüketicilerin ne düşündüklerine önem vermiyorlar ve sonrasında ise kötü bir imaj yaratarak batışa geçiyorlar. Örnekleri mevcut GM neden Honda’ya tahtını bıraktı? Çünkü honda pazarı çok iyi analiz etti, tüketicilerin fikirlerine önem verdi ve ihtiyaca göre ürünler üretti bundan dolayı da özellikle Kuzey Amerika’da çok başarılı oldu.

Sonuç olarak şu şekilde özetleyebiliriz, önce kendinizi değiştirin, tüketicileri dinleyin ve onların fikirlerine önem verin. Siz kendinizi değiştirdiğinizde tüketiciler size güvenecek, daha sonra yaklaşacak ve ürünlerinizi satın alacaktır. Artık eskisi gibi bilinçsiz ve araştırmadan satın alan tüketicilerden; eğitimli, araştıran ve ihtiyacına göre ürünü tercih eden tüketiciye doğru bir gidiş var. Tüketiciler değişiyor, sizde değişmek zorundasınız ve değişime ayak uydurmazsanız sonuçlarına katlanmak zorunda kalmanız kaçınılmaz.

Değişim şart diyerek bu yazıyı da sonlandırıyoruz, vakit ayırıp okuduğunuz için çok tşk ederim, diğer yazılarımı okumanız için bende sizin ruhunuza hitap etmek zorundayım:) Bir başka yazıda görüşmek üzere.

Soner…

Sosyal Medya Şirketinizin Kabusu mu, Kurtarıcısı mı Olacak?

Birçok şirket patronu ve yöneticisi sosyal medyayı Facebook’tan veya Tweeter’dan ibaret sanıyor veya konudan bihaber durumdalar. Birçok şirket, sosyal medya departmanlarını oluşturamamış veya oluştursa bile Facebook, Tweeter, LinkedIn’de profil güncelleyerek bu faaliyeti başariyla yerine getirmiş olarak kabul ediyor! Bu büyük bir yanılgı!

Bu yanılgıya düşerseniz sonunda çok zor durumlara düşebilir ya da ciddi anlamda şirketinizi zarara uğratabilirsiniz. Peki nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun diye bana soru yöneltebilirsiniz, bende size, ya söylediklerimin bir anlamı var ve siz doğru adımları atmazsanız çok zor durumda kalabilirsiniz dersem???

Evet düşüncelerimin bir anlamı ve kendi içinde bir mantığı olduğunu düşünüyorum. İnternet dunyasının nasıl geliştiği ve bu noktalara geldiğinden bahsetmeyeceğim; çünkü bunu zaten bildiğinizi düşünüyorum, benim size bahsetmek istediğim: çok geç olmadan doğru adım atmanız gerektiği.

Neden mi? Çünkü bilinen bütün pazarlama teknikleri ve mecralar sosyal medyanın gelişmesiyle anlamını yitirmeye başladı. Sizinle interaktif bir sekilde iletişime geçen bir ilan varken neden s/b bir ilanı okuma zorunda olabilirim? Evet artık ben ilanlara bakarken sadece sayfayı çeviriyorum ve resimlere bakıyorum. Bazen gazete alıyorum, artık bütün medyayı pc, ipad ve iphone’dan takip ediyorum ve laptop’u bile açmaya üşeniyorum:) Biliyor musunuz şu anda bu blog yazımı iPad’imden yazıyorum.

Yukarıdaki paragrafta anlamlı bir cümle vardı fark ettiniz mi? Anlık paylaşım, evet insanlar artık düşündüklerini anlık paylaşıyorlar ve bu paylaşımları izleyip doğru analiz ederseniz bu sizin şirketiniz için çok faydalı ve geliştirici olacaktır, ya takip etmezseniz? Takip edip gerekli aksiyonu almazsanız şirketiniz zor durumda kalacaktır. Örnek, bir otomobil firmasısınız ve pazara sürdüğünüz bir araç modeli hakkında şikayetler sosyal medyada hızlı bir şekilde yayılıyor ve sizin dünyadan haberiniz yok. Herkes tweeterda kahretsin bu firmayı nasıl araba yapıyorlar yolda kaldı vs 140 karakter tweetler atıyor!!!

Yukarıda verdiğim örnekler şu an internette bolca var. Şirketinizle ilgili bir arama yapın ne demek istediğimi anlayacaksınız. Siz şu an için bu şikayetleri umursamıyor olabilirsiniz fakat şirketinizin geleceği için çok tehlikeli olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim:)

Lütfen bir kez daha düşünün: şirketinizde kaç kişi çalışıyor? 500, 1000 , 10000 ve çalışanların tamamı icerik uretebiliyor mu:)) sosyal medyada gönüllü içerik üreten milyonlarca insan var ve hızla da artıyor. Şimdi tekrar düşünün, 500 kişilik bir şirket milyonlarla başa çıkabilir mi? Cevabınız evetse cesaretinizden dolayı sizi tebrik ederim. Hayırsa doğru yoldasınız devam edin lütfen…

GEÇ OLMADAN…

Pazarlama 3.0 Nedir?

Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.

Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0’a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.

Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı.  Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz.  Pazarlama 1.0’da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.

Pazarlama 2.0’a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000’li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.

İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0’ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005’te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.

İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!

İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri  ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…

Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ).  İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0’da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ‘la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.

Pazarlama 3.0’ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?

Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???

Pazarlama 3.0’la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :

“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”

Soner