Kategori arşivi: Bilim Kurgu

3D Printer Kullanarak Evde Kendi Robotunuzu Üretin

Gael Langevin isimli sanatçı kendi tasarımı olan robotu sonlandırmaya çalışıyor ve bu robot üretime hazır olduğunda 3D yazıcınızla robotu üretip çalıştırabileceksiniz. Projenin adı inMoov, aslında bu robotun da ismi diyebiliriz. Robot 3D yazıcı teknolojisiyle üretilmek için planlandı.

3D yazıcı teknolojisini ilk duyduğumda gerçekten inanamamıştım ve bir an kendime nasıl olur diye sormuştum. Gerçekten de teknoloji akıl almaz bir şekilde ilerliyor ve daha bundan 10 yıl önce kimsenin hayal edemeyeceği 3D yazıcılar karşımıza çıkmaya başladı. Projelere bakılırsa 10 yılı bile bulmadan bu teknolojiyle ilgili çok ciddi gelişmelerle karşılaşacağız.

Fransız artist Gal Langevin teknolojiye gönül veren tasarım uzmanlarından birisi ve açık kaynak olarak geliştirdiği robotunun yapım sürecini internet üzerinden tüm sosyal medya ile paylaşıyor. Langevin’in paylaştığı dosyaları 3D yazıcınıza yükleyerek, robotun çalışması için ihtiyaç duyduğunuz parçaları üretebileceksiniz. Aslında bu proje açık kaynak kodlarına dayanıyor. Projeye dünyanın çeşitli yerlerinden mühendisler  ve yazılımcılar katkı sağlıyor. Örnek olarak robotun ellerini farklı kişiler tarafından üretiliyor.

Projenin önümüzdeki yıllarda daha da geliştirilerek, tam anlamıyla sorunsuz çalışan bir robot oluşturulması planlanıyor. Langevin, robotun parçalarını plastikten ve köpük benzeri materyallerden üretiyor ve üretimle ilgili çizim dosyalarını internet sitesi üzerinden tüm dünyayla paylaşıyor. Langevin üretim yaptığı bu materyallerin 3D yazıcıda üretilmesi için ilk adımı attı ve 3D yazıcılara uyumlu dosyaları internet sitesinde indirilmeye imkan verdi. Bu gerçekten önemli bir adım.

Robotun çalışması için ihtiyaç duyulan elektronik aksamlar da farklı yöntemlerle temin edildi ve robot bu haliyle gelecek vadediyor. Robot sesleri tanımlıyor ve duyduğu seslere hareketle ve duyduğu sesleri tekrar ederek yanıt veriyor. Videoda da gördüğünüz gibi bazı teknik sorunlar var. Örneğin, robot bazı kelimeleri analiz etmede zorlanıyor ve Langevin bu konuda videoda detaylı açıklama yapıyor.

Robotun elleri de yine 3D teknolojisiyle oluşturulmuş ve ellerin yapımıyla ilgili dosyalara bu linke tıklayarak ulaşabilirisiniz: http://www.thingiverse.com/thing:17773

Ayrıca Langevin’in sitesini ziyaret ederek http://inmoov.blogspot.nl/ daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Soner Görpeli yazdı.

Blogger & Yazar

Reklamlar

Londra’dan Amerika’ya 1 Saatte Uçmak Şimdilik Hayal Oldu:(

Bildiğiniz gibi Londra’dan Amerika’ya uçmak ciddi bir zaman kaybı ve uçuş Amerika’nın doğusuna, rötar vs dikkate almazsak yaklaşık 9 saat sürüyor. Yıllardır bu süreyi minumuma indirmek için çok sayıda proje ortaya atılıyor. Projeler arasından en başarılı bulunan ve hayata geçirilen Amerikan Hava Kuvvetlerinin projesi The X-51A Waverider ( Türkçe adıyla rüzgar sürücüsü ). Biraz otantik bir isim vermişler; fakat proje çok ciddi bir proje ve uçuş denemeleri devam ediyor.

The X-51A Waverider hipersonic teknolojiyle donatılmış bir araç, amacı yolcuları Londra’dan – New York’a bir saat içinde taşımak. Salı günü California sahilinin açıklarında deneme uçuşu yapıldı; fakat deneme uçuşları amaçlanan hedeflere ulaşamadı! En azından Amerikan Hava Kuvvetleri böyle belirtiyor; fakat benim şahsi görüşüm istediklerini aldılar, video’dan da uçuş testini izleyebilirsiniz:)

Biraz test uçuşunun nasıl gerçekleştiğinden bahsedelim. X-51A bizim ifademizle Rüzgar Sürücüsü B-52 bombardıman uçağının kanadına monte edildi ve B-52 bombardıman uçağı havadayken füze gibi kanattan fırlatıldı. Fırlatmadan 16 saniye sonra Rüzgar Sürücüsünün kanatlarında yaşanan bir sorundan dolayı uçuş başarıyla tamamlanamadı.

Bu arada buna benzer testler devam ediyor. Hava Kuvvetleri, NASA ve Pentagon da farklı projeler yürütüyor. 3 kuruluşun da amacı sesin 5 katı hıza çıkmak. Teknik terimle açıklamak gerekirse Mach 5′in üzerine çıkmayı amaçlıyorlar. Rüzgar Sürücüsünün hedefi ise 300 saniye içinde 6 Mach’a ulaşmak ve bilgileri uçuş gerçekleşirken test ekibine ulaştırmaktı.

Uçuşun başarısız olmasının nedeni Rüzgar Sürücüsünün jet motorlarından kaynaklandığı söyleniyor; fakat sorunun tam olarak neden gerçekleştiğinin tespit edilemiyor. Rüzgar Sürücüsünü 6 Mach hıza çıkarmayı sağlayan çok özel bir jet motoru teknolojisi kullanılıyor. Bu teknoloji jet motorunun atmosferdeki oksijeni yakıt olarak kullanmasını sağlıyor bundan dolayı motora scramjet adını vermişler. Ayrıca bu jet de kullanılan bir teknolojide şok dalgaları yaratarak hız duvarını aşıyor. Nasıl teknolojiler kullanıyor öyle değil mi, şimdi bu yazıyı yazarken aynı zamanda düşünüyorum ve inanın bu teknolojiye hayran kaldım. İleride nelerin olacağının bir göstergesi: füzeler 9 saatlik yolu sadece 30 dk alıp nükleer başlıkları istedikleri noktaya yönlendirebilecekler:))

Bu arada atlamadan söyleyelim, 2010′da yapılan uçuşlarda 5 Mach hız sınırına ulaşılmış, yani 6 Mach’a ulaşmak çok da uzak değil! 5 yıl sonra, bilemediniz 10 yıl sonra New York – İstanbul uçuşları 1 saat olarak promosyon biletleri görürseniz hiç şaşırmayın:)

İyi uçuşlar…

Soner Görpeli tarafından yazılmıştır.

Nature’s Places, Amazing Photos and Information

Nature’s Place

Wake Up Call

It was early morning – my month is half and half, early and not so. About 6.00am, it had been an open sky during the night so it was coldish, relatively so. I went looking for any creatures that were visible, maybe late to rest in the afternoon and so ‘on top’ of things rather than hidden as so many are.

I went out the back yard and saw this tiny bee, or wasp, it’s so difficult to know at times, and thought it must be cool enough not to take much notice of me. But as soon as I got close she was away. Away about two feet to the flowers on the Crown of Thorns, the name given to a plant that grows out back.

It seemed frisky enough but I approached again where it was on the flower and it didn’t fly away this time but moved around the flower to get away from me, perhaps having exhausted it’s early supply of flight supporting energy. I took the opportunity to put a small drop of honey on a flower and as the bee wasn’t flying away I used my finger to nudge it in the direction of the honey.

When it got to the honey there was no distracting it. It was totally absorbed in the sweetness and surge of sensation it must have been to it. Heaven I’d say, to a bee on a cool morning in the shade. It drank a while and moved a little now and then and when it finally had enough it preened itself for a while, as they do, then flew away well prepared for an active day.

And not a word of complaint about the missing half of one antennae.

*

Then a little while later a Golden Spiny Ant came along, about twice as long as the bee – you can see from the size relative to the drop of honey, it’s the same drop. And it was enraptured, wouldn’t you be? Honey, the rarest of foods for free at the most opportune time, breakfast, heaven indeed.

The ant made the most of it. And when it had enough it too went on its way. Not a thought from either to hoard or take more than was needed in the moment. Trusting nature will provide, instinctively, out in the wild yonder of the natural metropolis.

Wild little beauties both.

You can see pictures and read the articles on Mark Berkery’s blog, please click the link below

http://beingmark.com/

Mark Berkery …….

 

Harangue on ‘Hunger Games’ ( Açlık Oyunları )

I’m not ashamed to admit I saw “The Hunger Games” on opening weekend. Well, I’m a little bit ashamed. Especially after actually seeing the movie.

I’d been meaning to get around to the book, but had recently joined a journalism book club and was still trudging through the piles of reading for my graduate classes – so it seemed there was no time for a fluff read, nor did I plan to pay $12 for a paperback book that I’d spend more time wanting to rewrite than enjoy.

But then I was staying at my sister’s apartment in Dallas and as I was leaving I swiped The Hunger Games from her for light, airplane reading. And it should come as no surprise that compared with the dense history of the Medill family I read on the way there, The Hunger Games seemed wildly entertaining.

And after seeing the film on a whim last night it’s safe to say I’m frustrated, for some lowbrow reasons, but for many intellectual ones as well.

Before you patronize me with some comment that The Hunger Games was meant to be a blockbuster, meant to be a light form of entertainment, I want you to think about the story. I mean really think about the story.

The entire country is currently obsessed with a story that takes huge stabs at big government and reality TV.

For those of you who fall outside behind the current epicenter of  popular entertainment (lucky you!), here’s a brief synopsis. It’s sometime in the distant future and North America is now a desolate country called Panem. The government is so corrupt in Panem that the 13 districts that provide the resources – ie coal, bread, etc. – attempted to overthrow The Capitol, to no avail. In order to keep these rebellious districts in check The Capitol wiped out District 13 and forces the remaining 12 to give up two teenagers for the national event of the year The Hunger Games, where they will fight to the death and the one that remains will be celebrated for a lifetime. These games will be televised across the country as a reminder that The Capitol still has control.

If the games sound like reality TV, that’s not a mistake. It’s the same basic model behind the shows we watch on a regular basis, Survivor, The Amazing Race, MTV’s The Challenge, and so many more. We put people in severe conditions and see who survives. We don’t kill them, but we hope they will fight and that maybe there will be a little blood. And from these shows we create celebrities.

Because that’s how human nature works. That’s how people with easy lives are entertained -they watch people with harder lives and find amusement, Schadenfreude. Especially a culture that doesn’t face the realities of war, thanks to the lack of a draft. The easier our lives are, the more we want to see bloodshed.

When I read the book, I hesitated to call the author Suzanne Collins an idiot, because I wanted to believe she knew the bold statements she was making. That when she created the protagonist Katniss Everdeen she was taking on the clash between the haves and the have-nots and that she was challenging modern expectations of entertainment.

I wanted to believe she saw an American culture not far from Rome and the gladiators and that she was saying something with her dystopian novel, as clumsily as she may have done it. That she was the Katniss Everdeen of America, forced to participate in our entertainment conventions in order to do good.

Instead she gave us a story that swallows up millions of dollars and countless hours that could be dedicated to the same, more eloquent plotline that exists in Battle Royale, or Ender’s Game, which The Hunger Games does little more than rewrite in Kindergarten-level English.

And the movie approaches this story with a weary tone.

In my opinion there are two types of book-to-film adaptations. There are movie-books and there are book-movies.

Book-movies are those in the vein of Harry Potter, Pride and Prejudice, or any of the multitude of comic book hero movies – they tell the story with easy-to-catch-up plots and plenty of movie-magic. You don’t need to have read the book to understand the movie, it is now a new, stand-alone piece. It is a movie.

Movie-books are those more closely resembling The Golden Compass or The Girl with the Dragon Tattoo (The American version). They seem more concerned with rewarding the audience members who’ve read the book. Like an inside joke for old friends. Either reinforcing or offering alternative imaginings of important plot points. Illustrating pivotal scenes, so that if you wished to read it again you would now have an image to attach to the words.

The Hunger Games fell without question into the latter category. So much was left out, so many words or scenes or characters that felt important in the novel  were merely expunged.

In spite of having devoured the book not a week before, I was frustrated. The movie very clearly talks down to its audience.

The storytelling device of irony is powerful. And it seems obvious in this story that we are supposed to find ourselves cheering on Katniss in the games, to then realize we are cheering on the games themselves and are therefore as sick as The Capitol.

But the movie doesn’t allow us to have this realization. Instead we are immediately alerted that this world is twisted. James Newton Howard may have written the worst score I have ever fell subject to in a movie clocking in at over 2 hours. Rather than underlining important moments and encouraging the audience to react, the music usually dwindled off into a silence meant to be deafening that was instead boring.

If you want to scold me for disliking the movie, please explain to me why you liked the reaping scene. (This is the scene where Katniss steps in to the games to replace her 12-year-old sister whose name has been chosen). Where was Haymitch? Why was Effie never introduced or explained? (I don’t think her name was even used in the film)  And why did it take Katniss two minutes to react? Shouldn’t it have been more visceral? That scene was proof that this was a movie-book and had little merit as a film. In books, we can spend pages reading Katniss’ thoughts and reactions to her sister’s name being pulled and yet still believe she had a gut reaction – that she screamed out and rushed to her sister. In a movie, it shouldn’t take two minutes to show her face.

And why did the movie rush through the scenes at The Capitol? Without explanation, Haymitch has given up his alcoholism. Katniss is never given the opportunity to develop a friendship with Peeta, while struggling with the reality that she will have to kill him. And the strategy Haymitch and Effie develop for the pair that ultimately allows them to win is never mentioned.

Finally, the continual flashbacks of Peeta throwing her the bread might have been the worst piece of exposition in the entire film. She has a great line in the book, “You never forget the face of the person who was your last hope.” And in the movie it looks like he throws the bread to the pigs and not to her.

But this is a movie-book, interested only in those people in the audience who have read the book. So to enjoy this blockbuster that seems to critique a world in which entertainment is king the audience is required to be completely immersed in its world. To have read the book, to see the movie, to be the ultimate fan. It’s a metaphor that perpetuates what it condemns.

And so I offer my retraction, Suzanne Collins obviously does not understand what she wrote, which leads me to believe the idea is not wholly hers. And The Hunger Games was an even worse movie than it was a book.

By / March 26, 2012 / Films / 4 Comments

Açlık Oyunları ( the hunger games )

Bu filme gitme nedenim tamamen çevre koşullarından etkilenmekti. Hafta sonu bir film izlemek istiyordum ve hangi filme gideceğime karar vermeme önce bilboard, tv reklamları ve sonrasında ise sinema.com’dan vizyondaki filmlere göz atmam yardımcı oldu:)

Sonraki aşama iyi bir sinema salonuna karar vermekti. Bakırköy Capacity‘de Cinebonus sinema salonuna karar verdim, online rezervasyon yaptırdım ve yola çıktım. Bu sinema salonunu tercih etmemin nedeni daha kaliteli olduğunu düşündüğüm içindir, bunu da burada belirtmekte fayda var:) reklam yapmıyorum tamamen gerçektir;)

Film’e dönelim:) Şu an için IMDB puanı 7.7 bu puan güncellenmeye devam ediyor ama benim görüşüm ortalama bu seviyelerde tutunacağıdır. Ayrıca CNN’de de filmin tartışıldığını gördüm ve CNN International yaklaşık 30dk filmle ilgili program yaptı. Film bütün dünyada ciddi bir etki bırakmış olduğundan mı; yoksa gizli reklam mı bunu bilemeyiz ama biz IMDB puanını dikkate alarak filmin ortalamanın üstünde bir film olduğu;  hatta ortalamanın üstünden iyi bir film olduğunu düşünebiliriz. Tabiki siz izleyince yorumunuz ne olur bilemem, renkler ve zevkler asla tartışılmaz, benim başlangıçta yapacağım yorum, değişik ve izlenebilir bir film olmuş…

Detaylara geçelim :

Açlık Oyunları (Orijinal adı:The Hunger Games), Gregor ve Yeraltı Günlükleri serisinin yazarı Suzanne Collins tarafından yazılan bilim kurgu romanıdır. İlk olarak 14 Eylül 2008’de basıldı. Birçok ülkede en çok satanlar listesine girdi. Kitabın arka kapağında Stephenie Meyer ve Stephen King‘in görüşleri yer almaktadır. Bu kitabın devamı olan ikinci kitap Ateşi Yakalamak Eylül 2009’da, üçüncü kitap olan Alaycı Kuş ise Eylül 2010’da satışa sunuldu. ( Wiki )

Buradan filmin devam serilerinin de geleceğini tahmin etmek çok zor değil sanırım;)

Konusu’nu da kısaca verelim :

Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içerisinde Panem ulusu yaşamaktadır. Başkent Capitol’ün etrafında 12 bölge bulunmaktadır. Capitol şiddetli ve acımasızdır ve bölgeler bir hat boyunca sıralanmıştır. Onların her biri her yıl yapılan Açlık oyunlarına katılmak zorundadır. Yarışma için her bir bölgeden yaşları 12 ila 18 arasında değişen birer erkek ve bir kız çocuğu göndermek durumundadır. Açlık oyunları TV’den canlı yayınlanan ölümüne bir kavgadır.

On altı yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve 12 yaşındaki kızkardeşi ile yaşamaktadır. Oyunlarda kızkardeşinin yerine geçerek ölüm cezasını üzerine alır. Ancak Katniss daha önce de ölüme çok yaklaşmıştır ve bu kez kızkardeşi için ikinci kez hayatta kalma mücadelesi verecektir. Gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden bir yarışmacı olmuştur. Eğer bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneğini başlatmış olacaktır.

Kazanmak ün ve talih anlamına gelir. Kaybetmek ise kesin ölüm. Açlık Oyunları başlasın!

Yukarıda da yazdığım gibi yaşanan savaş, kuraklık ve kıtlıktan dolayı ülke parçalanmış ve ortaya 12 bölge çıkmıştır. Ülkenin başkenti Capitol çok acımasızdır ve geçmişte yaşanan acıların unutulmaması için her yıl bu oyunları düzenlemektedirler.

Yarışma için kuralar çekilmiştir ve Katniss Everdeen’in kardeşi yarışmaya seçilmiştir. Katniss Everdeen bu duruma dayanamyıp gönüllü olmuştur ve işte her şey böyle başlar. Katniss Everdeen boş bir kız değildir. Kendi başına avlanmaya çıkan ve çok iyi ok atan bir kızımızdır:)

Çok fazla uzatmadan özetlemek istiyorum; çünkü her şeyi yazarsam filmi izlemenize gerek kalmayacak:) Katniss Everdeen ve yarışmaya seçilen diğer erkek arkadaşı alıp Capitol’e götürürler ve eğitirler, tabi ilk arenaya çıkıldığında Katniss Everdeen’in kıyafetleri ve Zeyna tarzı haller bütün izleyicilerin gönlünü fetheder!

Sonra oyuna katılacaklar eğitimlerini alırlar ve oyunlar başlar ve sonucunda ise tahmin belki edebileceğiniz sonuç ortaya çıkar…

Aslında yarışmayı her zaman Capitol’un yarışmacıları kazanmaktadır, Capitol ne kadar güçlü bir sömürge devlet ve yenilmez olduğunu da bu oyunlarla kanıtlamaktadır; fakat işler onların beklediğinden biraz daha farklı bir hale dönüşecektir(?)

Sömürge devlet/bölge halkı baskı altına alarak onları köleleştirmesi üzerine kurulmuş bir senaryo ve bu baskıya karşı iyilik ve cesaretle karşılık veren ruhu bozulmamış bir genç kız… ( Aslında burada kaslı bir erkek yerine güçlü karakterli bir kızı kullanmak çok zekice olmuş )

Katniss Everdeen her şeyi baştan aşağı değiştirecektir… ( Bu kadar yorum yeter )

 

Karakterler

  • Katniss Everdeen:16 yaşında, siyah saçlı, gri gözlüdür. Babası madencidir ve babası ölünce ailesini ayakta tutmak için avlanmak, parası olmadığı için değiş tokuş yapmak durumundadır. Babası ölünce hayattan kopmuştur. 12 yaşından beri annesine ve kardeşine o bakmaktadır. Daha sonra Açlık Oyunları’na kız kardeşi Primrose seçilince, onun yerine Açlık Oyunları’na katılır. Ok atmakta çok ustadır ve bitkileri tanır. Gale’e karşı tuhaf duyguları vardır ama bir türlü çözemez. Peeta ile tanışınca zamanla ona aşık olmaya başlar ve işler karışır.
  • Peeta Mellark:16 yaşında, sarı saçlı, mavi gözlüdür. Babası fırıncıdır. Hayatı boyunca hiç avlanmamıştır. Fırıncıda çalışırken sürekli ağır un çuvallarını kaldırdığı için güçlü kollara, pastaları süslediği için de iyi bir kamuflaj yeteneğine sahiptir. İki tane ağabeyi vardır. Açlık Oyunları’na seçilince, kimse onun yerine geçmeye gönüllü olmamıştır. Katniss’e aşıktır. Aşkını ilk defa Capitol’de açıklar. Katniss’i korumak için kendi hayatını feda etmeye hazırdır.
  • Gale Hawthorne:Gale, aynı Katniss gibi, siyah saçlara ve gözlere sahiptir. 18 yaşındadır. Avcılıkta, ok atmada, iz kaybettirmede en iyisidir. Babası Katniss’in babasıyla beraber maden kazasında ölünce, 2 erkek, 1 kız kardeşine ve annesine bakmak için avlanmak ve değiş tokuş yapmak zorundadır. Zaman içinde Katniss’le iyi anlaşmaya başlarlar ve dost olurlar. Evlerine beraber yiyecek götürürler. Gale çok yakışıklıdır ve okuldaki tüm kızlar onun peşinden koşmaktadır. Ancak o, Katniss’e aşıktır. Katniss ise duygularından emin değildir.
  • Primrose (Prim) Everdeen:Katniss’in kızkardeşidir. 12 yaşındadır. Sarı saçlara,mavi gözlere sahiptir. Çok merhametli ve alçakgönüllüdür, bu yüzden avlanamaz. Avlanamadığı için ablasına yardım edemez ama annesi eczacıdır ve o da annesinden bitkiler hakkında bilgiler öğrenip, tedavilerde annesine yardımcı olur. Lady isimli bir keçisi,ve düğün çiçeği adında bir kedisi vardır.
  • Mr. Everdeen:Madencidir ve bir maden kazasında ölmüştür. Ok yapmakta ve bitkileri tanımakta çok başarılıdır ve bunların hepsini Katniss’e öğretmiştir. Ayrıca alaycı kuşları çok iyi öttürebilir.
  • Mrs. Everdeen:Sarı saçlara, mavi gözlere sahiptir. Eczacıdır. Eşi öldükten sonra dünyayla ilişkilerini koparıp bir süre duvarı seyrederek yaşamıştır. Kendisini ve kızkardeşini böyle ölüme gönderdiği için Katniss onu asla affetmeyecektir. Bulundukları bölgede kimsenin parası doktorlara yetmediği için genelde hastaları Prim’le beraber o tedavi eder.
  • Haymitch Abernathy:12. Mıntıka’dan Açlık Oyunları’nı kazanan 2 kişiden hayatta kalan tek kişidir ve bu yüzden 12. Mıntıka’dan Açlık Oyunları’na katılan herkese koçluk yapmaktadır. Şarap içmeyi çok sever ve genellikle sarhoştur ama daha sonra kendini toparlar ve Katniss ile Peeta’ya yardım eder.
  • Cinna: Katniss’in stilistidir. Açlık Oyunları’nın tüm kutlamalarında, açılışlarında Katniss’i hazırlar. Katniss onu çok sevmektedir ve kendisine yakın hissetmektedir.

 

Tron Efsanesi

Evet yandaki resimde gördüğünüz gibi tron efsanesi başladı ve filmi izledikten sonra şu kararı verdim; bu filmin devamı gelecek!

Filmi İstinye Park Imax salonunda izledim, salon gayet güzeldi, ekran oldukça büyüktü. 3D filmler için ideal bir salon; bu film de zaten böyle bir salonda izlenir diye gidiş-geliş yaklaşık 90km yol yaptım ve trafik de cabası:) Yani İstinye Park’a ulaşmak için tam 1.45dk yol yaptım ve aracı otopark’a park etmek de bir o kadar zahmetliydi; çünkü otoparkta yer bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şeydi:( 

Neyse arabayı park ettim ve koştur koştur sinema salonuna gittim; yaptığım rezervasyon düşmüştü ve telefon etmeme rağmen sistemin 30dk önceden rezervasyonu düşürdüğünü söylediler. Ne aptal bir sistem değil mi; sinemada yer olmasına rağmen gelmeyen müşteriyi aramıyor ya abi sen İstanbul’da yaşıyorsun, mutlaka trafik vardır yetişecek misin ya da filme geliyor musun diye sorabilir:)) Teknoloji işlerimizi çok kolaylaştırdı; fakat sadece teknolojiye bağlı kalmamak lazım, biraz da teknoloji ile mantığı birleştirmek gerekiyor öyle değil mi:)

Neyse bu kadar yakındıktan sonra filme geçelim. Genel anlamda filmi beğendim, konusu itibariyle biraz daha teenager kitlenin hoşuna gidebilecek bir film. Yetişkinler için ise, filmin 3D olması ve yeni teknolojileri kullanarak filme aksiyon unusurunu katması yeterli diyebiliriz. Sahneler ve Müzik güzel, film yaklaşık 125dk, oyunculuk ve kostüm gibi detaylarda oldukça başarılı.

Teknik verileri yukarıda anlattım, biraz da filmin içeriğinden bahsedelim:) Film’e oyuncak dükkanını işleten bir amcamızın çocuğuna anlattığı hikayeyle başlıyorsunuz. Babası çocuğuna oyuncak dükkanındaki kahramanlardan bahsediyor ve gece işe gitmek için evden ayrılıyor. Buradan sonrasını anlatmayacağım lütfen filmiz izleyin. Daha sonra aksiyon sahneleri başlıyor ve motorla disk yarışmaların renkli dünyasında buluyorsunuz kendinizi, daha sonra her zaman olduğu gibi giriş, gelişme ve sonuç : İyiler mi; kötüler mi kazanacak? Bu sorunun cevabı da filmde.

Yukarıdakileri okuduktan sonra eee sen ne anlattın derseniz : sadece filme gitmeniz için öneride bulundum diyebilirim. Tamamen filmi anlatmam doğru olmaz çünkü olayın büyüsünü kaçırırdı. Filme şiddetle gitmenizi tavsiye ederim ama bu filmi iyi bir sinemada izleyin yoksa pek keyif alamazsınız!

İyi Seyirler…

Batman The Dark Knight

Firstly I want to thank you for reading my articles and in this article we are going to criticize : Batman The Dark Knight. While criticizing the movie in terms of techical and script, we are also going to criticize the movie in terms of box office success. However, we are going to examine the movie about if it’s a success or it’s really failure! Or Can we call it for a toy for big men:)

So, let’s start the criticism and let’s look the scenario first. You will see the scenario below which was taken from Wikipedia. I don’t want to write the scenario again because it’s not necessary to write the same scenario again. You can check the scenario on Wikipedia to click this link or you can read the article that is about Batman The Dark Knight on Time Magasine to click this link. So First let’s look the scenario which is below and after reading the scenario, let’s criticize it properly and fairly.

The film begins with The Joker robbing a mob-owned bank. That night, multiple Batman impersonators interrupt a meeting between Russian mobsters and the Scarecrow. Soon, the real Batman arrives and subdues everyone, but suffers injuries which lead him to design a

more versatile suit. Later, Batman and Lieutenant James Gordon contemplate including the new district attorney Harvey Dent in their plan to eradicate the mob, as he could be the public hero Batman cannot be. Harvey Dent is found to be dating Wayne’s love interest, Rachel Dawes. The mob bosses meet to discuss how to handle Batman, Gordon, and Dent, while a Chinese mobster accountant, Lau, lets the gang leaders know he has taken their money to Hong Kong to prevent the police and the district attorney from seizing it in an imminent bank raid. The Joker arrives unexpectedly, offering to kill Batman for half of the mob’s money.

Bruce Wayne and Lucius Fox head to Hong Kong, where Batman successfully abducts Lau and delivers him to the Gotham City police. This prompts the mobsters to agree to hire The Joker. The Joker tells all of Gotham that if the Batman does not unmask and turn himself in to the police, more people will die each day. When The Joker begins killing public officials, including Commissioner Loeb and the judge presiding over the mob trials, Wayne decides to turn himself in. Before he can do so, Dent announces in a public address that he is Batman, to draw The Joker out of hiding. While Dent is being taken away by the police in an armoured car, The Joker chases him in a trailer in an attempt to kill him. But Batman arrives in time and after having his Batmobile destroyed, he uses the Batpod to flip The Joker’s trailer and bring him out. Before he can kill Batman, Gordon intervenes and arrests The Joker.

Batman interrogates The Joker, who reveals that Dawes and Dent have been taken to opposite sides of the city, far enough apart that Batman does not have time to save both of them in time, and placed in warehouses rigged with explosives. Batman speeds off to save Dawes, while Gordon and the police head after Dent. Rachel and Harvey are able to speak to each other through a phone line, where Dawes accepts his wedding proposal. However, it is revealed that The Joker has switched the locations, sending Batman after Dent and Gordon after Dawes. With the help of a phone-bomb planted at the police station, The Joker escapes with Lau in tow. Batman arrives at Dent’s location in time to save him, but Dent sustains severe burns to the left side of his face. Gordon does not arrive in time to save Rachel, who dies in the explosion. Batman find Dent’s lucky two-headed coin, whose one side also gets burnt, in the building wreckage and returns it to his hospital bedside. In the hospital, Dent is driven to madness over the loss of Dawes. The Joker frees Dent from the hospital and convinces him to exact revenge on the cops, mobsters, Gordon and Batman, before blowing it up.

While Harvey “Two-Face” Dent confronts the corrupt cops and the mobsters one by one, flipping his coin to decide their fates, The Joker burns Lau along with the mob’s money that they give him. The Joker announces to the public that he will rule the streets and that anyone left in Gotham at nightfall will be subject to his rule. With the bridges and tunnels out of the city closed due to The Joker’s bomb threat, the authorities begin evacuating people by ferry. The Joker places explosives on two of the ferries — one carrying convicts, the other with civilians — telling the passengers on each that the only way to save themselves is to trigger the explosives on the other ferry; otherwise, at midnight he will destroy them both remotely.

Batman locates The Joker using a sonar-vision and prevents him from destroying the ferries. After being defeated by Batman, the Joker acknowledges that Batman really is incorruptible, but that Dent was not and that he has unleashed Dent’s madness upon the city. Batman finds Dent holding Gordon and his family at the building where Dawes died. Dent proceeds to judge Batman, himself, and Gordon’s son through the chance of a coin flip, which he sees as the only fairness left in the world. Dent shoots Batman in the stomach, but before he can determine the boy’s fate Batman tackles him over the side of the building, saving Gordon’s son. As Dent lies motionless on the ground, Batman and Gordon realize the fallout and loss of morale the city would suffer if Dent’s acts of murder became known. Batman convinces Gordon to blame him for the murders to preserve Dent’s image. As Gordon destroys the Bat-Signal, a manhunt is issued for Batman.

Well, as you read the scenario above, i am sure you are a little bit confused while you read the scenario, if you don’t watch the movie. However, i affirm your decision about the movie; because you can not understand anything about the scenario before you don’t watch the movie. But bad news comes now : Even if you watch the movie, you don’t understand something while you are watching the movie? Well, you can ask the question why you don’t understand the movie, isn’t everything clear in the movie? Well, i can answer you, everything isn’t clear in the movie:)

There are some mysterious things in the movie that you don’t recognize. For example, if Rachel is dead or not. Yes you read the scenario and Rachel died but in the movie you can’t see the Rachel’s body or any pictures about Rachel after the explosion. In addition to that, you don’t recognize the situation about robs. And Another problem in the movie is: who is who, and where are the mobs and what they want properly:) You don’t understand the relationships and you can’t really catch what mafia wants. Situations are really confusing in the movie.

So to talk about the Batman’s leading role. Batman is the back position in the movie; because i don’t think Batman is not in the leading role in the movie. Although Batman is being introduced a leading role in the movie; the Joker comes to the fore. Batman shows himself getting busy some activities but he doesn’t sufficent to end the bad things. We see Batman as a powerful hero at the end the movie but this is not enough for people who want more.

If we look at the movie in terms of the love, we don’t understand what is the love or how they try to explain the love. There seems some shots in the movie is about love and this love is between Harvey Dent and Rachel. But it seems Rachel still loves Bruce (Batman). However, at the and the movie, in the explosion scene which Rachel is going to die in, Rachel and Harvey Dent does speak to each other and Harvey Dent makes a proposal of marriage, when Rachel is about to accept the proposal, there goes bad things and line is dead. Soon, second bomb explodes and Rachel is dead. So I was really confused when i saw the scenes.

As a conclusion, you should see the movie but you should consider that there are lots of missing things and broken shots. I don’t understand why the scenario is broken. Maybe we will wait for the second episode to understand the scenario but i should say there are lots of things missing in the movie.

I can just say it’s an expensive technological scenario accident that cost 150 Million $. Finally, go to the movie and enjoy yourself…

Gelecekten Bir Hikaye : Terminator Salvation…

Yıl 2018, Robotlar ve İnsanlar arasında inanılmaz bir mücadele var, robotlar insanları teker teker avlıyor ve bir kurtarıcıya ihtiyaç duyuluyor.  Bu kurtarıcı ise adamımız John Connor, sahte peygamber olarak tanıtılıyor ve insanlığı kurtaracak kişi de artık büyümüş ve karşımızda, peki daha sonra ne olacak…!

Filmi güzel bir sinemada izledim ve ses sistemi, perde, koltuklar kısacası teknik olarak her şey mükemmeldi. Film tarafında ise görsel efektler, renk seçimi, çekimler, çekim yapılan mekanlar, ses kalitesi, görüntü kalitesi, oyuncular, kullanılan teknoloji, diğer bütün detaylar harkuladeydi, bu olumlu yönleri öncelikle belirtmek istiyorum ki filme başka açılardan saldırıyım değil mi:)) Bu bahsettiğim hususlar dışında peki olumsuz olan ne derseniz, filmi anlatmadan önce hemen söyleyip sizi de meraklandırmayım: Problem sadece filmin eksik plot’u yani konusu. Neden mi, önce filmi anlatalım daha sonra da bu eksikliğin nedenini hep beraber ortaya çıkartalım.

3521341125_46bd6e0a28_oFilm bir hapisane sahnesiyle başlıyor, 2 kişinin ölümüne neden olmuş ve idama mahkum edilen Marcus Wright isimli bir mahkum, filmde tam anlamıyla Marcus’un nerden geldiği ve kim olduğu bilinmiyor, Kanser hastası olan Dr. Serena Kogan, Marcus Wright’i deneysel bir projeye bedenini bağışlaması için ikna ediyor ve Marcus’da bunu kabul ediyor ve juri önünde iğneyle öldürülüyor. Film’in giriş sahnesi, görüntü, işlenen konu, trajedi çok güzel yansıtılmış ve film açısından başarılı bir giriş olmuş; fakat eksik olan konu; Terminatör Filmlerinin tamamını izlememe rağmen, ben bu karakterlerin nerden çıktığını ve hikayelerini hatırlayamadım, en azından bir hatırlatma sahnesi koyabilirlerdi. Neyse Marcus Wright iğneyle öldürüldükten sonra sahneye  John Conner çıkıyor ve Skynet’in bir merkezine baskın yapan komutan olarak karşımızda, ekibiyle Skynet’in komuta merkezlerinden bir tanesine saldırıyorlar ve inanılmaz görüntüler ve aksiyon ortaya çıkıyor. Amaç Skynet’in sistemine girmek ve bilgileri alıp çıkmak, John nükleer santrallerin bacasına benzeyen bir yerden iple aşağıya iniyor ve Skynet hücrelerine ulaşıyorlar. Burda çeşitli deneyler yapıldığını ve köleleştirilmiş insanlar görüyorlar. Bir anda sesler gürültüler oluyor, sistemden bilgileri kopyalıyorlar ve dışarıya çıkacaklar; fakat yukardaki bütün askerler robotlar tarafından öldürülmüş:) Çeşitli aksiyonlar yaşandıktan sonra John yukarıya çıkıyor ve bir bakıyor herkes ölmüş, bacakları kopmuş bir robot John’a saldırıyor biraz aksiyon sahnesi ve John robotu alt ediyor ve aksiyon sahnesi orda bitiyor. Sadece John kalmış ve herkes ölmüş ama anlamadığım şey robotlar giderken John önemli bir kişiydi bekleyip onu da öldürebilirlerdi:) bu da ayrı bir şamata:)

Yukardaki sahne bittikten sonra John merkezi arıyor ve herkesin öldüğünü söyleyerek yardım istiyor, bunu gelip bir helikopter alıyor ve direnişcilerin komuta merkezi olan deniz altıya götürüyorlar, tabi John Connor burda helikopterden okyanusa atlayarak deniz altıyı buluyor bu da ayrı komedi:)) üstün yetenekli bir insan. Komuta merkezinde John’a yetki veriyorlar ve Skynet’in komuta merkezinden aldıkları ve robotları etkisiz hale getireceği düşünülen sinyalleri başka yerlerde denemesi için John’dan yardım istiyorlar. John da kabul ediyor ve sinyali denemek için sahaya çıkıyor. Yalnız bu sinyal işi ilerde komediye koparacak, onlar da nerde bu sinyali vereceğini; nerde vermeyeceklerini karıştırmışlar ya da unutmuşlar:)))

John Connor baskın yaptıkları Skynet merkezinden ayrıldıktan sonra ortamda süper bir yağmur var ve bir anda ortaya çıplak vucudunu çamur sarmış bir adam çıkıyor ve ellerini gökyüzüne kaldırarak haykırıyor ve ortaya adamımız Marcus Wright çıkıyor. Yağmurda aklanıyor paklanıyor ve bir direnişçi komutanın paltosunu giyiyor ve ortamlara akıyor:) burda biraz matrix ve diğer filmlerden sanki bir kaçamak yapılmış gibi hissettim. Neyse bizim Marcus direnişçilerle kanki oluyor savaşlar yapıyor kendini kabullendiriyor ve John Connor’a yakın olan direnişçilerle kanki oluyor ve bunlardan bir tanesi de Kyle Reese bu şahsın da kim olduğu tam olarak belli değil, Skynet’in hedefindeki ilk 2 numaradan bir tanesi; malum diğeri de John Connor. Bizim Marcus Kyle ile kanka oluyor ama bir çatışmada robotlar baskın yapıyor ve Kyle’yi toplama kampına götürüyorlar bizim Marcus’da yalnız kalmış çölde yürüken çatışmada düşmüş bir bayan pilotu ağaçta asılı kalmaktan kurtarıyor ve kalbini kazanıyor ve bu pilot da John Connor’ın kışlasından olduğu için kızcaz hemen Marcus’u alıyor ve John’un bulunduğu kışlaya doğru hareket ediyorlar, tabi Marcus’un canına minnet, tam kışlaya girecekler fakat bir sorun var; mayınlı araziden geçmek zorundalar. Bu mayınların numarası ise metale yapışıyorlar, ve Marcus taryala adım atıyor ve esas kızımızı takip ederken bir anda mayın yapışıyor patlıyor, hayaller falan derken bir anda marcus ameliyat masasında sonrasında ise zincirlere asılı ve karşısında John Conner, burda karşılaşıyorlar.

PrintJohn kendisini öldürtmek için Skynet tarafından gönderilen kişinin Marcus olabileceğini düşünüyor; çünkü kalbi ve beyni hariç her yeri metal üzeri deri sıvama:) ve Marcus’la konuşma yapıyor. Neden geldiğini soruyor ve Marcus o kadar insancıl konuşuyor ki John bile onun robot olup olmadığı konusunda şüpheye düşüyor ve her şeye rağmen onu imha etmesi için adamlarına emir veriyor ve odasına çekilip annesinin kendisi için doldurduğu kasedi dinliyor(ninni değil tabi) annesi zor durumda kaldığında kalbinin sesini dinlemesini söylüyor:) Sonra bir anda bizim düşen pilot esas kızımız Marcus’u kaçırıyor ve John’un adamları da Marcus’un peşine düşüyor ve onu öldürmeye çalışıyorlar, Marcus kaçıyor, John kovalıyor en son John’un helikopteri nehre düşüyor ve Skynet robotları John’a saldırıyor ve Marcus bir anda ortaya çıkıp John’u kurtarıyor ve burda kanki oluyorlar ve John kalbinin sesini dinliyor ve Kyle Reese’i kurtarması için Marcus’un Skynet’e gitmesini ve  giriş yapması için kendisine yardım etmesini istiyor. Marcus’da kabul ediyor ve evin yolunu tutuyor:) ve Skynet Marcus’u tanıyor, Marcus en tepeye çıkıyor, kendini yeniliyor, tarihte neler olmuş ona bakıyor, kendini tanıyor ve anlıyor, kim kendini bu duruma getirmiş merak ediyor; çünkü hiçbir şey hatırlamıyor, neyse John’da içeri giriyor, Marcus üst katta Skynet ile muhabbet ederken; John’da aşağıda köleleri kurtarıyor ve Kyle’yi arıyor…

Skynet, Marcus’u bilerek yaptıklarını, direnişçilerin içine onu kullanarak sızmak istediklerini; çünkü geçmişte onların arasına sızamadıklarını ve bu yüzden hep başarısız olduklarını söylüyor ve sen bunu başardın ve buna hizmet ettin diyor ama Marcus ikna olmuyor, kalbinin sesini dinliyor ve bi anda Skynet’e karşı gelerek kafasındaki çipi çıkarıyor ve John Connor’ı kurtarmak için aşağıya koşuyor. Tabi bu arada Arnold kılığına girmiş bir robot John’a saldırıyor ve John’da onla kavga ediyor, yalnız işte filmin çaktığı nokta burda, John’da frekans bozucu bi cihaz vardı ve daha önce bir Skynet uçağını düşürmüşlerdi yani test ettiler ve başarılı oldular; fakat bu robotla karşılaştığında nedense John’un aklına hiç cihazı çalıştırmak gelmiyor; tabiki kıçını kurtarmak için strese giriyor ve teknolojiyi unutuyor:) Neyse robotla baş edemiyor robot bunu tam öldürecek, ortaya Marcus çıkıyor ve o da kavga ediyor, sonra John kaçıyor, robot yani T800 ben buna Yeni T800 demek istiyorum:)) Marcus’un kalbine bakıyor ve en zayıf yeri diye Bruce Lee tarzı çakıyor yumruğu ve bizim Marcus Kalp krizi geçirmiş:) sonra robot koşturuyor John’u yakalıyor ve tam John’u öldürecek John bi anda kurtuluyor ve iki elektrik kablosunu kapıp Marcus’a veriyor elektiriği ve kalbini çalıştırıyor, sonra Marcus robotla döğüşürken, robot bi anda John’un kalbine demiri saplıyor, Marcus’ta robotu öldürüyor, neyse bunlar robotların nükleer kaynaklarına elektirik bağlıyorlar ve helikopterle kaçarken basıyorlar düğmeye ve Skynet merkezi havaya uçuyor, tabi John Connor kalbinden yaralanmış, hastaneye götürüyorlar ama tam sahra hastanesi, John’un kalbi iflas ve bizim esas oğlan Marcus kalbini John’a feda ediyor ve ameliyat sahnesi John yeni kalbini güle güle kullanıyor:))) ve geleceğe yani yeni filme göz kırpan bir sonla film bitiyor, nasıl mı şöyle: Skynet şimdilik durduruldu ama aktif olan ve kendini yenileyen hücreleri var, bu da yeni film demek:)))

Filmin özeti yukardaki gibi. Aksiyon sahneleri ve sesler, efektler harika ama mantık ararsanız biraz sınıfta kalmış film. Terminator 3 daha berbattı, orda hiçbir şey belli değil di, bu filmde biraz daha mantıklı gidişat var; fakat derinlemesine kafa yorarsanız çok saçmalık olduğunu anlayacaksınız. Daha mantıklı bir kurgu kurabilirlerdi, bence Cnbc-e’de yayınlanan The Sarah Connor Chronicles sinama filminden çok çok daha başarılı bir anlatıma sahip. Harika bir konusu ve tarihi olan kült filmi, Popcorn kitlesinin cebinden parasını almak için çok çabuk kaleme almışlar ve sonuçta da saçmalamışlar diye düşünüyorum. Gerçek hayatta, gelecekte robotların insanlarla savaşı kaçınılmaz olacağına inanlardanım. Robotlar orduların piyade ve hava unsurlarında yer alacak ve omuz omuza insanlarla savaşacak ve ilerde çok daha ileri düzeyde programlandıklarında artık kendi başlarına hareket edecekler ve insanları öldürmeye başlayacaklar, tabiki yazılım ve robot mantığıyla oldürmede kasıt olmayacak:) Robotlar zaten insanların hayatını şu an kolaylaştırıyor ve insanları trafikte öldürmeye başladılar: örnek olarak otomobil ve uçaklarda robotların bir parçasıdır. Bu açıdan bakarsak film gelecekte olacakları anlatıyor ama çok eksik anlatıyor ve finansal kaygılardan kendi kalitesine gölge düşürüyor. Konu güzel, senaryo var, tarih var, karakterler çok iyi, dünyada herkes artık terminator ne demek biliyor, bu kadar olumlu bir alt yapıyı kullanarak çok daha güzel bir film yapılabilirdi.

Film Hakkında söyleyecek son sözüm izleyin ama lütfen çok fazla bir şey beklemeyin, tadı damağınızda kalacak ve sizi tekrar izleyin diye zorlayacak aksiyon sahneleri ve teknolojik altyapıya sahip olmasına rağmen; konu bütünlüğü açısından sınıfta kalmış diyebilirim. Bundan dolayı da imdb.com’da kullanıcılar tarafından 10 üzerinden 7 puan almış diyebiliriz. Her şeye rağmen izlemeye değer bir film. İyi Seyirler…